Viyana Bozgunu sonrasında Osmanlı Devleti, Avrupa ile sorunlar yaşamaya başlamış, Rusların güçlenmesi karşısında zayıf bir pozisyona düşmüştür. Ortamın ve koşulların ağırlığına rağmen Suriye ve Mısır’ı aşağı yukarı üç asır boyunca kendi yönetimi altında tutabilmiştir.
Sanayi Devrimi ile makineleşme sonucu eski ekonomik modelin yerini endüstriyel üretim almıştı. Bu devrim pek tabiidir ki, savaş ve silahlanma sektörlerini de etkilemiş, Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile 18’inci yüzyılın sonundan itibaren arasının hızla açılmasına yol açtı.
Avrupa’nın bir farkı daha vardı: Sömürgeleştirme… Avrupalılar 16’ncı yüzyıldan itibaren toprak kazanma ve hammadde arayışı şeklinde dünyayı fethetme çabası içindeydiler. 18’inci yüzyıldan itibaren Avrupa kıtası dışındaki topraklara el atmışlardı. Bu devletlerin hepsi aynı düşüncede yoğunlaşınca kendi aralarında mücadelelere de giriştiler.
Fransız İhtilâli ve getirdikleri
1789 Fransız İhtilali’yle Avrupa’daki geleneksel güç dengeleri yerinden oynamış, bilahare Napolyon Savaşları ve 1848 Devrimleriyle görüleceği üzere 1648 Vestfalya Sistemi kökünden sarsılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu ise 1800’lere girerken, sanayileşme trenini henüz kaçırmadıysa da Batı Avrupa’da olan bitenlerin çok gerisinde kalmıştı. Askeri olarak hızla gerilemekte olup yeni reformlar için planlamalar yapılmak istense de iç ve dış dinamikler bu süreci olduğundan daha zor bir hale getirmekte ve yeni küresel trendlere uyum sağlamayı güçleştirmekteydi.
Bir başka sorun, savaşlarda alınan üst üste yenilgiler ve toprak kayıplarının Osmanlı Devleti’ni güçlü devletler nazarında paylaşıma müsait bir zayıflıkta göstermesiydi. İmparatorluğun gayrimüslim azınlıkları ve Balkanlardaki halklarsa yabancı güçlerin himayesinde milliyetçilikler çağına zinde bir şekilde giriş yapmaktaydı.
Mısır’ın el değiştirmesi ve Suriye
1517’de Yavuz Sultan Selim, büyük kuvvetler, ateş gücü ve teknik üstünlükle Mısır’ı fethetmiş, ancak 281 yıl sonra Temmuz 1798’de Fransız birlikleri Osmanlı ordusunu yenerek İskenderiye limanından Mısır’a ayak basmışlardı. Mısır’ı alan Napolyon, kuzeye yönelerek Suriye’ye saldırdı. Akka önlerinde Osmanlı güçleri tarafından durduruldular ve Akka’yı kararlılıkla savundular. Akka’yı ele geçiremeyeceğini ve Filistin’i de işgal edemeyeceğini anlayan Fransızlar, Mısır’a doğru çekildiler.
Bu olay sonrasında İngiltere devreye girdi ve bir dizi muharebeden sonra Abukir’de Mart 1801’de yapılan savaşı kazandı, Fransa için Mısır işgali artık sona ermişti. Fransızların 1,5 asır sonra bölgeden ilk çıkarılışları 1801’de gerçekleşmişti.
Aynı Fransa, I. Dünya Savaşı’nda Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizden ve Suriye’den çıkarılmıştı. II. Dünya Savaşı'nın ardından, 15 Nisan 1946 yılına gelindiğinde, Fransa, Suriye'den tamamen çekilmiş, aynı yıl Suriye, Suriye Arap Cumhuriyeti adıyla BM'ye katılmıştı.
Ceble saldırısı ve Lazkiye'deki olaylar
Suriye'de devrik Beşşar Esed rejimi unsurlarının 6 Mart'ta Lazkiye'nin Ceble ilçesinde düzenlediği saldırıda en az 11 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmişti. Saldırının ardından Suriye ordusu, tank, zırhlı personel taşıyıcı, çok namlulu roketatar gibi ağır silahların da bulunduğu yüzlerce araçtan oluşan takviye birlikleri, Lazkiye ve Tartus illerine sevk etmiş, bölgede devrik rejim unsurlarının yakalanması için operasyon başlatmıştı.
Operasyonlarda en az 50 güvenlik görevlisi hayatını kaybederken uluslararası basına ve sosyal medyaya bazı silahlı grupların bölgede çok sayıda sivili hedef aldığı haberleri ve görüntüleri yansımıştı.
Fransa yine müdahil
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Fransa, Suriye'nin Tartus, Lazkiye ve Humus şehirlerinde son günlerde yaşanan ciddi şiddet olaylarından derin endişe duyduğunu bildiriyor." ifadesine yer verilmiştir.
Fransa'nın Suriye'de sivillere ve mahkumlara yönelik "inanç temelli şiddeti en güçlü şekilde kınadığı" belirtilen açıklamada, Suriye yönetimine bu suçlara yönelik bağımsız soruşturma yürütmesi çağrısı yapılmıştır.
Açıklamada, Fransa'nın Suriye'de "etnik ve dini toplulukları koruyan, dış müdahalelerden uzak, kapsayıcı ve barışçıl bir siyasi geçişe" desteği yinelenmiştir.
Suriye’deki olaylar Fransa’nın iştahını yine kabarttı. Fransa yine bu bölgeye olan ilgisini ortaya koymuş, insan haklarından dem vuruyor.