SON DAKİKA
reklam
reklam

Aklı öne çıkarmak

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Aralık 2017, Perşembe - 09:00   Okunma Sayısı:

                                                                          Eğitilmişlerin ümitleri hiçbir şey  öğrenmemişlerin zenginliğinden  daha kuvvetlidir.*

    Daha önce komşularımız ile ilgili yazılar yazmıştım. Avrupalı dostlarımızın çoğuyla ilişkilerimiz vardır. Güçlü olduğumuz zamanlarda onlara borç vermek yerine kapitülasyonları reva görmüşüz. Sıkıntıya düştüğümüz gerileme dönemindeyse faizle borç almışız. İmparatorluğun gümrük ve tuz gibi vergilerini ve koca Mısır’ın gelirlerini onların kontrolüne bırakmışız. Cumhuriyet ilan edildikten sonra 1954-1955 yıllarına kadar bu fakir millet Osmanlı Devleti’nin borçlarını ödemiş.
    Cumhuriyet döneminde temelleri atılan özellikle harp sanayiine yönelik tesisler, yabancı sermaye ve uluslararası kuruluşların istekleri doğrultusunda gelişme göstermiş, NATO’ya girişimizle birlikte Batı standartlarına uygun şekle getirilmişlerdir. Batının bu yaklaşımı günümüzde özelleştirme adı altında devam etmektedir. 
Söz sahibi oluyorlar
    Şirketlerimizi veya bunların hisselerinin bir bölümünü satın alan yabancı yatırımcılar yönetimde söz sahibi oluyorlar. Bu durumda anlaşmazlık yaşadığımız bir Batılı devlete veya ülkemizdeki firmalarına karşı yaptırım gücü bulamıyoruz kendimizde. Ermeni lobisinin etkisi altında hareket eden Fransa’ya karşı diplomatik atağa geçemediğimiz gibi, diğer ülkelere karşı da benzer çıkışlar yapamadık şimdiye kadar.
    Hatırlarsanız,  Fransa’nı eski Cumhurbaşkanı Chirac, Ermenistan’ı ziyareti sırasında tehcir olayını soykırım olarak telaffuz edince Türkiye ayağa kalkmıştı. Ne olmuştu? Hiç... Sadece birkaç yerde yürüyüşler yapılmış Fransız Konsolosluğu’na siyah çelenk bırakılmıştı. Fransız mallarının boykot edilmesi kararlaştırılmış; ama uygulamaya geçilememiş, tepkimiz basit seviyede kalmıştı.
     Ülkemizdeki Fransız sermayeli şirketleri, bu şirketlerde çalışan insanları ve Fransa’daki Türk işçilerini düşününce zarar göreceğimizi anlamış ve konuyu soğumaya bırakmıştık. Iraklı Türkmenlere olan ilgimiz, Kıbrıs’taki gelişmeler ve İsrail’e karşı gösterdiğimiz tepkiler de hep böyle olmadı mı? 
Tarih bilinci ve müzeler
    Yabancı ülkelerdeki Türk gençlerine tarih bilinci iyi aşılanmalıdır. Dostluğa, insan haklarına yönelik ve o ülkenin uyum yasalarıyla bağdaşan konular öğretilmelidir. Kişilerin, tarikatlerin veya siyasal nitelikli kuruluşların açtıkları okullar, din olgusunu, etnik anlayış ve yapılanmaları hatta terörü ön plana çıkarabiliyor. Örneğin; Avrupa ülkeleri kendi topraklarında cami yapımını pek hoş karşılamıyor, AB kriterleri nedeniyle göz yumuyorlar. 
    Tepki çeken cami yapımı gibi bir konuyu devam ettirmek yerine büyük bir kütüphane veya Anadolu Medeniyetleri’ni Avrupa’ya taşıyacak bir müze yapmayı neden düşünmüyoruz?
Sanatsal etkinlikler
    Avrupa ülkelerindeki gençleri ülkemize davet ederek de geziler ve sanatsal etkinlikler düzenleyebiliriz. Bu etkinlikler, ulusları birbirine yaklaştıran en güzel çalışmalardır. Başkalarının bizim için ne düşündüğünü veya ne yaptığını değil bizim ne yaptığımızın ve neler yapmamız gerektiğinin önemini hissetmeliyiz.
Değişen nedir? 
    Böyle somut sonuçlar alamayacağımızı hissettiğimiz hallerde uzun vadeli düşünmek uygun bir hareket tarzıdır... “Neler, kazanacağız” sorusunun yanında “neleri kaybedebiliriz” diye de düşünmeliyiz. Siyasi karar ince eleme sık dokuma sonrasında alınmalıdır. 
    Türk yapımcıların Alman ve Avusturya gençlerine tarihi gerçekleri anlatacak romantik filmler, tiyatro eserleri ve müzik programları yapmaları bu ülkelerin insanları arasında dostluğu geliştirecek çalışmalar olarak değerlendirilebilir. Türkçe veya İngilizce parçalarla Eurovision’a katılıyoruz, fena mı oluyor? 
Bu durumda değişen nedir diye düşünmeye başlarsak, değişenin zaman olduğunu söyleyebiliriz. Tarih, kendi kulvarında tekerrür ederek ve şekil değiştirerek tezahür ediyor, karşımıza çıkıyor.        

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam