Sözü dallandırıp budaklandırmanın gereği yok; Canakkale Savaşı baştan ayağa can siperane bir direniştir. Bu direnişin özünü oluşturan ise, o zamanların Mustafa Kemal’i, sonrasının da Atatürk’ü olan bir askeri dehanın; şu emri ve davranışıdır. “Ben size ölmeyi değil, savaşmayı emrediyorum, biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi yenileri alacaktır,” demiş ve kendisi de cephenin en önünde askerleriyle birlikte ölümüne savaşmıştır. Dahası, on beş yaşındaki gençlerin, daha baharının ilk gençliğini bile yaşamamışken ve yaşamdan hiç bir ders almamışken, yalnızca yurtseverlik duygusuyla cepheye koşmasıdır.
Çanakkale Savaşı, bu eşşiz direnişten bir de eşsiz komutan çıkarmıştır. Bu savaşta, hiç kuşkusuz bütün Anadolu Halkları kahramanca savaşmış ve ölümüne direnmiştir. Onların bu direnişi son derecede övgüye, saygıya değerdir ama onları kendi canını da hiçe sayarak direnişte ayakta tutan Mustafa Kemal’in cesareti ve askeri dehasıdır. O, bu savaşta gösterdiği kahramanlığı ve askerlik bilgisiyle adını tüm dünyaya duyurmuştur. Bu savaşta kazandığı saygınlık ki O’nu aynı zamanda Kurtuluş Savaşının da önderi yapmıştır. O saygınlık ki, kendisünden rütbece üstün askerlerin bile ona saygı ve güven duymasını sağlamıştır.
Kısacası, Çanakkale Savaşı, 1699 yılından başlayan gerilemenin, Trakya ve Anadolu’ya kadar sıkıştırdığı Osmanlının bu gerilemesini durdurmanın ilk adımı olmuştur. Çanakkale’de başlayan direniş duygusu, Kurtuluş Savaşına da taşınmış ve KURTULUŞ ve KURULUŞU beraberinde getirmiştir. 110. Yıldönümünü kutladığımız CANAKKALE SAVAŞI böylesine önemli ve yaşamsal bir değer taşır ve ola ki bundan sonrasında karşımıza çıkabilecek zorluklara karşı direnişin de özünü içinde taşımaktadır.
Çanakkale Savaşının tüm kahramanlarını, başta ATATÜRK olmak üzere saygı ve minnetle anıyorum.