Yaradılışla birlikte iki tip insan görülmektedir.
- Varlıklı olanlar (Asfalt tipi)
- Seyretmeye mahkum olanlar (Arazi tipi)
İftar sofraları
Bu sınıflandırmayı “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” deyişiyle de izah edebiliriz. Önce oruç ile başlamak istiyorum. Her akşam devlet sofralarında veya zengin iftarlarda bulunanları geçmişteki günlere nazaran ekranlarda daha az gördük. İftar ve sahur programlarında dini bilgiler veren hocalar, kimi güler yüzlü ilâhiyatçı öğretim üyeleri ve Diyanet İşleri Başkanlığının mensupları ayetlerin açıklanmasından ziyade rivayetlere daha fazla ağırlık verdiler.
Fikriyatı çolpa, sadaka ve fitresi ise arpa olan zihniyettekiler, zenginliklerinin karşısındaki yoksullukta kendi paylarının olduğunu düşünebildiler mi? Yeryüzüne dağılmış nimetler, nasıl ki açgözlü milletlerin tekelindeyse, ülkemizdeki kaynakların bir bölümü de bazı hoyrat kişilerin ve kısmen de olsa bencil kitlelerin tasarrufundadır.
Acaba bu zevat, şehit aileleriyle, çocukları vatan hizmeti yapan ailelerle görüştü mü, onların isteklerini sordu mu? Akıl hastanelerinde yatanlarla, darülacezeye düşmüş olanlarla, tinercilerle, geçimsizliği mahalle halkınca bilinen ailelerle görüştüler mi? Varlığı yerinde olan bir kişi, sokakta dilenmek zorunda kalan kimsesiz yaşlı bir kadını evine götürüp yemeğini onunla paylaştı mı?
Ramazan ve bayram muhasebesini yaptık mı?
Tek boyutlu din eğitiminin dayattığı eksiklerle büyüdük, donandık. Örneğin; çalmak eylemini sadece bir kimsenin tasarrufu altındaki bir malı onun rızası olmadan yer değiştirmek (!), iç etmek, yok etmek anlamında öğrendik; ama şöyle düşünemedik…
* Devlete ait uçak, deniz ve kara vasıtalarını hava atmak, caka satmak, hoyratça kullanmak amacıyla tasarruftan kaçınanlar harama yönelmiş demektir.
* Kamu sektöründe veya bir şirkette çalışanlardan bazı oruçlular, mesai bitim saatine dikkat etmeden amir veya patronun çıkışını kollayıp hemen arkasından çıkabiliyorsa, kamuya ya da başkasına ait zamanı çalıyor demektir.
* Devlet malı veya şirket aracını keyfi çıkarları için kullanan kişi, kamusal alana giriyor, çalışanların hakkını yiyor demektir.
* Trafikte hız limitlerine dikkat etmeyen ve başkalarının hayatını tehlikeye atan kişi yol hakkını gasp ediyor demektir.
* İşçinin hakkını vermeyen, aylığını haftalığını zamanında ödemeyen işveren, işçisinin emeğinin üstüne yatıyor demektir.
En azından bunları yapmamamız gerektiğini fark edebildik mi? Yaptıysak da pişmanlık duyduk mu? Bundan sonra dikkat edecek miyiz? İyi insan olmak yolunda atacağınız adımlar makbul ola!
İzine gidemeyenler
İdari izinle insanımıza dinlenme imkânı sağlayan Ramazan Bayramı, yoksul kesim için aynı avantajı sağlamamıştır. Yol parası ve yiyecek giderlerinin fazlalığı nedeniyle memleketindeki büyüklerini ziyaret edemeyen bir kesim var. Yollarda aza ve ölüm oranları çok ürkütücü… İnanıyorum ki, bu tablonun en büyük yaratıcısı hız limitlerini aşmaktır. Destekleyen diğer faktörler ise, araç kapasitesi dışında yolcu ve ağırlık taşımak, kurallara uymamak, periyodik bakım süreçlerine uymamak, sürekli araç kullanmak ve hatalı sollamak şeklinde sıralanabilir. İnsanımız kavuşmaya, hasret gidermeye değil mezbahaya gidiyor sanki…
Kontrol ve denetimler
Bana göre yollarda yapılan trafik kontrolleri yeterlidir. Ancak bunu yol kontrolü şeklinde evrak üzerinden yapılan ve sürücüyü uyaran uygulamalar olarak düşünüyor ve değerlendiriyorum. Oysa bir yere dikilen trafik uyarı işaretine uyulup uyulmadığı nasıl denetlenecek?
“Kasis veya mıcır” uyarısı veren bir levhaya yaklaşan sürücü, eğer hızını kesmiyorsa bu bölgeye konulmuş uyarı sensörleriyle tespit edilmeli ve otomatik olarak devreye girecek megafon uyarılarıyla ikaz edilmelidir. Ve tabii ki trafik cezası da tatbik edilmelidir. Yani her uyarıcının bir de denetimi olmalıdır.
Uygarlığa beş arşın
Trafik keşmekeşinin insanlar üzerinde yarattığı çile; hastalık, susuzluk hatta geçim derdi kadar önem kazanmış oluyor. Ve tabii ki kazaların meydana gelişini gördükçe uygarlık çizgisine daha çok uzak mesafede olduğumuzu da fark edebiliyoruz. Galiba uygar dünyada istediğimiz yerde değiliz?
Unutmayın ki, kurallara uyulmadığı takdirde bunun faturası, organ kaybına uğramak, uzun süreli hastanede yatmak veya kabirde yatmak şeklinde karşımıza çıkıyor.