SON DAKİKA
reklam
reklam

İsrail Devleti’nin doğuşu

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 16 Aralık 2017, Cumartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

Bir yazımda İngiltere’nin Körfez Harekâtı’ndan beri bölgedeki işleri ABD’ye ihale etmiş olmasından, Breksit’ten çıkışını 35-39 milyar dolarlık geri ödemeyle kapatacak olmasından, ekonomisini ayakta tutabilmek için Türkiye ve Arap ülkeleriyle iyi geçinmek zorunda kalmasından söz etmiştim. 
Son iki asırda Orta Doğu bölgesine sınırsız bir ihtirasla sahip çıkarak burayı etki alanı haline sokan İngiltere, şimdi sessiz sedasız gelişmeleri izlemektedir. İsterseniz İngiltere’nin bugünkü muhteşem yalnızlığını bir kenara koyarak geçen asırdaki çığırtkanlığını ele alalım:
İsrail Devleti’nin kuruluş öyküsü 
Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması için İngiltere büyük rol oynamıştır. Dünya Siyonist Teşkilâtı’nın ilk kongresi İsviçre’nin Basel kentinde toplanacak ve ilk kitabında (Der Judenstaat=Yahudi devleti) belirttiği hedefleri elde etmek isteyen Theodor Herzl (1860-1904 kongreye başkanlık edecektir. 
Herzl, 17 Mayıs 1901 günü Osmanlı padişahı II. Abdülhamit ile görüşür. Kutsal Siyon Tepesi’nin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudilerin “vaat edilmiş topraklarda yurt kurmasına izin verilmesi halinde, Avrupa’daki Yahudi bankerlerin, Osmanlının tüm dış borçlarını ödeyeceğini” bildirir.
Abdülhamid, “Ben bir karış dahi toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı, kanlarıyla mahsuldar kılmıştır” diyerek reddeder. Bu durum hakkında Abdülhamit düşüncelerini şöyle açıklar:
“Kudüs taraflarından toprak satın alarak her taraftan Yahudileri orada iskân etmek istediler. Adeta oraya bir memleket tahsis etmek istediler. Teklifleri de devletin Düyun-u Umumiye’sini kâmilen deruhte etmekti. Güzel bir şey... Zira Düyun-u Umumiye bir gün gelip de borçlarımızı ödememizi isterse devletin maliyesini murakabeye almak gibi bir tehlike mevcuttur.”
Herzl, 4 Temmuz 1904’te Abdülhamit ile yaptığı ikinci görüşmeden de sonuç elde edemez. Bunun üzerine, “Türkler gün gelecek dilenci durumuna düşecek ve dizlerime kapanıp yalvaracaklar” der.

Bu noktada İngilizler devreye giriyor 
İngilizler, Herzl’e Yahudi yurdu olarak, Uganda’yı teklif ederler. Filistin topraklarının “vaat edilmiş topraklar” olması nedeniyle Siyonist Teşkilâtı bunu reddeder. Herzl, toprak elde etme konusunda Almanya ve Osmanlı Devleti’yle sonuç alamayacağını anlayınca İngiltere’yle irtibata geçer.
Abdülhamit, Filistin’i satmaz; ama Yahudi kökenli Rothschild ailesinden, uzun vadeli olarak 1891 yılında 6 milyon, 1894 yılında da 8 milyon pound borç alır. Karşılığında da Rothschild’in Filistin’de koloniler kurmasına, yerli ve yabancı Yahudilerin toprak almasına izin verir. Bu izin, İsrail’in kurulmasına kadar gider.
Abdülhamit’in siyaseti
Abdülhamit, Siyonistlik meselesinde çok titizdir. Tahsin Paşa’nın “Yıldız Hatıraları” isimli kitabında, “…Fakat Sultan Hamit bunda birtakım mahzurlar gördü. Filistin havalisi esasen ‘makamat-ı mübareke’ dolayısıyla siyasî ihtiraslara zemin olmaktaydı. Her sene kilise ve ayin işleri münasebetiyle türlü türlü nizalar çıkıyor, hükümete daimi baş ağrısı oluyordu. Buna bir de Yahudi meselesini eklemek Sultan’ın hoşuna gitmeyecekti…” demektedir.
İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Yahudilerin isteklerine ilişkin olarak ABD Başkanı Wilson’un desteğini alarak 2 Kasım 1917 yılında İngiltere Siyonist Dernekleri Başkanı Lord Rotschild’a tarihte “Balfour Deklarasyonu” olarak geçen mektubu gönderir. Bu mektupta Balfour’un Filistin’de Yahudi halkı için bir milli yurt tesisine müsait olduğunu Lord Rotschild’a bildirir.
Balfour Vaatleri
İngilizler, Filistin’deki manda yönetiminin politikasını açıklamak amacıyla Dünya Siyonist Teşkilâtı’na Nisan 1920’de gönderdikleri Balfour Bildirisi;
1-Yahudilere bir “Yahudi Filistin” yaratma yetkisi verilmediği, Yahudiler için sadece bir
yurt oluşturulmasının söz konusu olduğunu;
2-Filistin’de Yahudi ve Arapların beraber yaşayacaklarını;
3-İngiltere hükümetinin sadece Dünya Siyonist Teşkilâtını muhatap alacağını,
Filistin’deki diğer Yahudi kuruluşların, Filistin yönetimini İngiliz makamlarıyla paylaşmalarının söz konusu olmayacağnıı;
4-Filistin’de yaşayan herkesin Filistin vatandaşı olduğunu;
5-Yahudilerin de Filistin’de sadece bir “toplum” teşkil ettiklerini;
6-Yahudilerin Filistin’e göçlerinin bu ülkenin ekonomik kapasitesine bağlı olacağını…
vaat ediyordu. 
İngiltere, bu vaatlerle Filistin’de Araplarla Yahudiler arasında bir işbirliği sağlamayı, manda yönetimini geliştirmeyi ve Filistin’i bağımsız bir devlet olarak hazırlamayı amaçlamıştı. 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam