Deprem sonrası İskenderun’un hali
İskenderun bölgesi iki seneyi aşkın bir zaman önce deprem yaşadı. İskenderun’un yerlileri biraz panik biraz korku biraz da yersizlik nedeniyle İskenderun’u terk etti. Çevre illerden, dağlık kesimlerden ve Suriye’den gelen insanlar buradaki sağlam ve yarı sağlam yapılara kondular. Demografik yapıdaki bu değişiklik kentin alt yapısında bozukluklara sebep oldu. Bir yazımda kent kültüründen bahsetmiş ve bunun bozulması halinde çeşitli aksaklıklar çıkacağını belirtmiştim.
Konu İskenderun olduğuna göre, bu kente hariçten gelenler köyünde yaşıyor ve evlerinin yakınında fosseptik çukuru bulundurdukları için bir sorun yaşamıyorlardı. Şimdi kent kültürü içinde kanalizasyon şebekesi söz konusu olup tuvaletlere bırakılan her türlü atığın tıkanmalara yol açtığından şikâyet ediliyor. Halen oturan bir kısım eski aileler, bu atıkların çoraptan tutun da bebek bezine, çocuk ayakkabısından havlu kâğıda, temizlik bezine kadar her şeyi içerdiğini ve dolayısıyla sık sık kanalizasyon patlamalarından ve ortaya çıkan kötü koku ve manzaralardan rahatsızlık duyduklarını söylüyorlar.
Demografik yapı nedeniyle seneler sonra bir toprak parçasının aidiyetini bile dile getirmek isteyen zihniyeti bir tarafa bırakalım, kent kültürünün nasıl bozduğunu bugünden görebiliyoruz...
Bu tür aksaklıkları sağlığa, eğitime, komşuluk ilişkilerine, trafik düzenine, yurt savunmasına, tapu işlerine kadar düşünürsek içinden çıkılamayacak bir hal yaşayacağımızı -halen de yaşadığımızı- söyleyebilir, abartma da yapmış olmayız.
Kadir Gecesi ve Bayram
Bu kadar din eğitimi veriliyor, dini konuları bu kadar anlatan otorite var ve toplumda yine de batıl inançlar yer ediyorsa ve bidat ve hurafelerle din yozlaştırılıyor hatta din değiştirenler oluyorsa bir yerde yanlışımız var demektir.
Kadın cinayetleri, ana-bayı dövmeler, sahtekârlıkla yoksulun elindeki parayı çekenler, onların aklını çelenler, para gasp edenler bütün hızıyla zorbalıklarına devam ettiler. Herkes önce iyi bir insan olmayı hedeflemelidir. Bireyler dürüst, namuslu, haramdan kaçınan, elinde imkânlar varken menfaat teminine çalışmayan, ailesine ve çevresine saygı duyan, vatan hizmetinden çeşitli rapor ve entrikalarla kaçmayan, vergisini düzenli ve tam olarak ödeyip yeniden yapılandırma ve af gibi yollara sapmayan bir insan olmayı bilmelidir…
Başka inançtan olan birisi kendi inançlarına belki bizden fazla sahip çıkıyordur. Bir Hristiyan, Musevi hatta semavi dinlerin dışında inancı olan liderlerin sürekli olarak kendi inançları doğrultusunda konuşmalar yaptığını duyuyor musunuz? Onlar sadece öğrendiklerini ve kendilerine öğretilenleri yapıyorlar.
Hız kesmeden devam eden faaliyetler
- “Şerefsiz, müfteri, alçak, hain, terörist, yalancı” gibi insan şerefiyle bağdaşmayacak
sözler,
- TL/Dolar oynaşması (!). (Her gün bir önceki güne göre fakirleşiyoruz. Bu konu hiç ele
alınmıyor),
- Hastanelerdeki durum ve hasta mevcutları,
- Televizyon ekranlarında her akşam görülen aynı yüzler… (1. Türkiye’nin siyasetine,
demokrasisine, iktisadi durumuna dair görüşlerini beyan ediyorlar. Devletin resmen görevlendirdiği bir kişi de katılsa da resmi dış politika hakkında doğru bilgilere biz de sahip olabilsek, 2. Halk her akşam havanda su dövülen bu konuşmalardan yıldı. Eskiden müzik programları, skeçler, kültür ve sanat programları vardı. Halk bu kadar politize olmamıştı.)
- “Tasarruf” sözcüğü, günde yüz kerre de telâffuz edilse de ücreti ve cezası yok. Her
zaman her vesileyle söylenebilir. Bir vatandaş evinde elektrikten, sudan, doğalgazdan ettiği tasarrufu pandemi nedeniyle temizlik malzemelerine ayırıyor. Oysa devlet kanadında her gün aynı lüks araçları ve harcamaları görmek mümkün…
Sonuç olarak, bu olumsuzluklardan bıktık. Bizleri biraz rahatlatacak şeylere ihtiyacımız var.
Kitaplar yazılacak gelecekte…
İktidar yandaşı olup da yeteri kadar sebeplenemediğine inananlar, bugün menfaatinin kesilmesinden korkanlar, dünün küskünleri ve horlananları kitap yazacak… İşlerin sarpa sardığını görünce kendisini aklamaya çalışanlar da destek verecek bu kişilere... Çok kitap yazılacak bu dönem için.
Bugünün küçükleri yarın büyüyünce okuyacaklar o kitapları… Mahkemelere çıkarılan onca insanın kumpaslarla, bilmezkişi (!) raporlarıyla ve ezici adlî kararlarla nasıl içeriye atıldıklarını öğrenecekler. Yolsuzlukların ayyuka çıktığını, ağır hükümlerle yargılanması gerekenlerin mahkemeye bile çıkarılmadığını, adalete duyulması gereken güvenin sarsıldığını okuyacaklar ve yürekleri kanayacaktır.
Bizim nesilden hesap sormaya kalkmazlar inşallah! Nasıl hesap veririz bilmiyorum.