SON DAKİKA
reklam
reklam

GIDA ENFLASYONU MART AYINDA DA YÜKSELMEYE DEVAM ETTİ

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 12 Nisan 2025, Cumartesi - 12:40   Okunma Sayısı:

Ülkemizde birkaç yıldan bu yana gündemden düşmeyen temel konularından biri de enflasyon yüksekliği, hayat pahalılığı, alım gücünün sürekli olarak düşmesidir ve bunun sonunda halkın büyük bir kısmının içinde bulunduğu geçim sıkıntısının sürekli artmasıdır. Enflasyon bilgileri her ay periyodik olarak TÜİK tarafından açıklanmaktadır ama açıklanan enflasyon oranları gerçeklerden maalesef uzaktır. Ancak bir devlet kurumu olduğu için inanmak, güvenmek, hesaplarımızda bu kurumun verilerini esas almak durumundayız.

Gıda enflasyonunun sürekli yüksek seyretmesi konusunda yazılı ve görsel basında birtakım izlenimler yapmaktayız ama bunların bazılarının maalesef gerçekle ilgisi yoktur. Bahse konu olan özellikle aracıların yani hallerdeki komisyoncuların fiyatların artmasında fonksiyonu olduğu, tarım üreticilerinden aldıkları ürünleri üzerine kar koyarak sattıkları ve bu yüzden gıda fiyatlarının yükselmesinden bahsedilmektedir. Hâlbuki bu konunun gerçekle ilgisi yoktur.

Doğup büyüdüğüm şehir olarak Antalya’da yapılan tarım üretim faaliyetlerini ve satış koşullarını iyi biliyorum ve hatta günümüzde Antalya ve Bursa’da komisyonculuk ve sebze meyve tüccarlığı yapan çok yakın akrabalarım halen aynı iş ile iştigal etmektedirler. Yazıya başlamadan önce çok yakınım bir tüccar ve komisyoncudan (Antalya halinden) çok değerli bilgiler alarak gerçeklerden uzaklaşmamaya özen gösterdim. Ayrıca ortaokul ve lise yıllarımda yaz aylarında ben de Antalya halinde işçi olarak çalıştım.

Hallerdeki sisteme gelecek olursak tarım üreticileri ekim dikim zamanı veya bazı dönemlerde zirai ilaç, tohum almak, traktör veya araç almak veya çocuğunu evlendirebilmek için ürün hasadında 3-5 ay önceden ürün satışında iş birliği yapabileceği komisyoncudan avans almakta bu avans ile tarlasını ekmektedir. Özellikle günümüzde parametrelerin sürekli değişiği aşikardır ve komisyoncu finans maliyetine katlanarak üreticiye bedava kredi sağlamaktadır. Hasat zamanı geldiğinde ise üretici malını komisyoncuya satılması için getirmekte ve söz konusu ürün kaç TL ye satılırsa komisyoncu %8 komisyon geliri elde etmektedir. Malın üzerine kar koyarak satılması asla söz konusu değildir. Ayrıca satılan malın tutarı üzerinde hal rüsumu adı altında devlet vergi almaktadır ve çiftçiden kesilen miktar yaklaşık olarak %13 civarındadır.

Burada hallerin özelliğinden de bahsetmekte fayda var. Antalya ve Mersin halleri arz ve talebin birlikte olduğu; İstanbul ve Bursa hallerinde ise sadece arz olduğunun bilinmesi gerekir. Antalya haline gelen ürün genel olarak sebze ve meyve tüccarlarına satılırken diğer hallerde pazarcı ve marketçilere satılmaktadır. Antalya’da domatesi 1 TL ye alan bir tüccarın İstanbul’a sevkine kadar 11-12 TL masrafa katlanmaktadır. Yani domatesi bedava alsa bile İstanbul haline 12-15 TL ye ulaşacaktır. İşçilik, mazot, nakliye, ambalaj, kira, iletişim giderleri tüccar tarafından karşılanmakta ve İstanbul’da komisyoncuya gelmektedir. İstanbul’daki komisyoncudan da aynen Antalya’daki komisyon, hâl rüsumu gibi giderler tüccardan kesilmektedir. Yani komisyoncuların malın üzerine kar koyarak satış yapması diye bir şey asla söz konusu değildir. Tüccarların kazancı konusunda ise belli bir standart olmadığı gibi bazen zarar bile etmektedirler. Çünkü sevk ettikleri malın İstanbul’da veya diğer hallerde kaç TL ye satılacağı belli değildir. Ayrıca yaş sebze ve meyvenin çürüme, fire verme riskleri de söz konusu olabilmektedir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi haller gıda sektörünün olmazsa olmazıdır. Fiyatların yüksek seyretmesinde en büyük etken üretim maliyetlerinin yani mazotun, gübrenin, zirai ilaçların, işçiliğin yüksek olması ve devletin aldığı vergilerdir.

Marketler konusuna gelince en önemli faktörlerden biri olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Benim çalıştığım yıllarda zincir marketler ürünleri sadece hallerden tedarik etmekteydiler. Ancak günümüzde hallerden değil istedikleri kişi veya kurumlardan ürün alabilmektedirler. Yani halden değil, direk üreticisinden tarla veya bahçe olarak çok daha ucuza alabilmelerine rağmen aldıkları avantajı tüketiciye yansıtmamakta piyasa koşullarına göre etiket yazarak sofralara ucuz ürün sunmaktan kaçınmaktadır. Yani gıda konusunda en çok kar elde eden işletmeler zincir marketlerdir. Hâlbuki üreticiden direk aldıkları avantajları tüketiciye sunmak suretiyle fiyatlarda denge sağlanmasında yardımcı olabilirler.

Kuru gıda ürünlerinde ise üretim yetersiz olduğundan birçok ürün ithal yoluyla gelmektedir ve bu son derece üzücü bir tablodur. Bizim Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda dünyanın birçok ülkesine tarım ürünlerini ihraç etmektedir. Bizde ise sıkı ve sürdürülebilir bir tarım politikası olmadığı için dışardan tedarik etmek zorunda kalıyoruz ve yurt dışına döviz ödemek durumundayız. Hatta ve hatta fiyat rekabeti için bazı dönemlerde bazı ürünlerin vergilerini sıfırlamaktayız.

Devletin çiftçiye verdiği birtakım destekler olduğu gerçektir ama demek ki verilen destekler yetersiz kalmakta ve tekrar gözden geçirilmesinde fayda olacağı kesindir. Öncelikle tarım üreticilerinin maliyetlerinin düşürülmesi gerekir. Bu konuda ilk akla gelen önlem çiftçinin olmazsa olmazı olan mazot, gübre, zirai ilaç, tohum gibi gereksinimlerinden KDV ve ÖTV alınmamalıdır.

İçinde bulunduğumuz ramazan ayında da gıda enflasyonu yükselişini sürdürdü. Bu konuda Birleşik Kamu-İş in açıklamaları aşağıdaki gibidir.

Dünyada gıda fiyatlarının en hızlı arttığı ülkeler arasında yer alan Türkiye’de enflasyon dalgası Ramazan ayında da durmadı.

Mart 2025’te gıda fiyatları yüzde 6,8 oranında artarken, son 58 aydır kesintisiz yükselen fiyatlardaki yıllık artış yüzde 54,2’yi buldu. Gıda enflasyonu, özellikle dar gelirli kesimler için büyük bir sorun olmaya devam ederken, Türkiye’nin önde gelen sendikalarından Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun araştırması, halkın mutfakta yaşadığı krizin boyutlarını gözler önüne serdi.

AÇLIK RİSKİ BÜYÜYOR

Gıda fiyatlarındaki hızlı yükseliş, ücretliler, dar gelirliler ve yoksullar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Halk, gıda masraflarını karşılayabilmek için sağlık, eğitim, barınma gibi diğer temel ihtiyaçlarından feragat etmek zorunda kalıyor. Türkiye’de 2021 Eylül ayından bu yana gıda fiyatları yüzde 1.165 oranında arttı. 2021’de 100 liraya alınan bir gıda sepeti, Ocak 2025’te 1.159 liraya, Şubat’ta 1.185 liraya, Mart’ta ise 1.265 liraya yükseldi.

Ücret artışlarının gıda fiyatlarındaki yükselişi karşılamaya yetmediği belirtilirken, kamu çalışanlarının maaşlarındaki toplam artışın yüzde 881,5 seviyesinde kaldığı vurgulandı. Ocak 2025’te yapılan yüzde 6’lık toplu sözleşme zammı, sadece iki ayda eriyerek çalışanları daha yılın başında devletten alacaklı duruma getirdi.

GIDA FİYATLARI 16 KAT ARTTI

Birleşik Kamu-İş’in gıda fiyatları endeksi, Haziran 2020’den bu yana 58 ay boyunca kesintisiz olarak arttı. 2020’de 100 liraya alınabilen gıda sepeti, bugün ancak 1.850 liraya satın alınabiliyor. Bu yükseliş, özellikle düşük ve sabit gelirli kesimleri derinden etkiliyor.

İçinde bulunduğumuz ramazan ayında gıda fiyatlarında görülen fiyat artışlarının bir diğer sebebi de yaşadığımız iklim koşullarıdır. Özellikle güney illerimizde görülen don olayı bazı tarım ürünlerinin zarar görmesi nedeniyle yapılan haşatını azalmasıdır. Arz ve talep kanununa göre herhangi bir malın arzı azaldıkça fiyatı yükseleceği gerçeğinden baktığımızda don olayları nedeniyle ürünlerde yaşanan kayıplar da fiyatın artmasında bir faktördür. Aşağıdaki grafikte gıda fiyatlarının seyrini görebilirsiniz.

 

Kaynak: Birleşik Kamu-İş

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam