II. Dünya Savaşı’nın ayak sesleri
Almanya ile bir savaşa gireceğine inanan İngiltere, Arapları yanına çekerek güç elde etmek amacıyla Mayıs 1939’da “Arap ve Yahudilerin ortak desteğiyle Filistin’de bir Filistin Devleti kurulacağı” temasını işlemeye başlamıştı. Tabii Yahudilerin Filistin’e göçlerine de yine sınırlama getirilmesi kararı alınınca Yahudiler şoka uğramıştı.
Âri ırktan oldukları ve dolayısıyla “üstün ırk”a mensubiyetleri sebebiyle doldurulan Ermeniler, İstanbul’da kurulan Türk-Alman dostluk derneklerine üye olarak perde arkasında Türkiye Yahudilerini ülkeyi terk etmeye ikna etmeye çalışmışlardır. Bu durum gerek Müslümanlar gerekse Yahudiler arasında büyük endişeye sebep olmuştu.
Hatta bu “Yeni Nizam”ın Avrupa’ya egemen olacağının anlaşıldığı ve Beyoğlu ile Tarabya’daki meşhur Tokatlıyan oteline Nazi bayrağının çekildiği 1938 yılında doruk noktasına ulaşmıştı.
II. Dünya Savaşı’nda Türkiye Yahudileri
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Türkiye bu savaşta tarafsız kalmayı tercih etmiştir. Bu nedenle veya İspanya’dan göç sonucu Osmanlı Devleti’ne kabul edilmeleri nedeniyle 1938, 1945 yılları arasında Türkiye, çok sayıda Yahudi’ye yurt olmuştur.
Hitler baskısı ve zulmünden kaçan Yahudilere Etibank Makine ve Tesislerinde, Demir Çelik Fabrikasında, Malatya Bez ve İplik Fabrikasında, Maden Tetkik Arama Enstitüsünde, Devlet Demiryollarında, Liman İşletme Müdürlüğünde Sümerbank’ta, Orak ve Tırpan fabrikasında çalışma izni verilmiş, üniversitelerimizde istihdam edilmişlerdir.
Bir çoğunun Türkiye’de kalma süreleri uzatılmış, bazılarına transit geçiş müsaadesi verilmiştir (490 Alman Yahudisi çocuğun ve refakatlerinde bulunan 40 öğretmenin Filistin’e gitmek üzere Türkiye’den transit geçmeleri). Filistin Yahudi Ajansı, Musevilerin Filistin’e göçmelerine aracı olmasından ve yardım etmesinden dolayı Türk hükümetine teşekkür yazıları göndermiştir.
Nazi işgaline uğramış Batı Avrupa’nın birçok ülkesindeki Yahudiler, yerel halkın yardımlarıyla kendi kimliklerini gizlerken ve İtalyanlar da Almanlarla beraber işgal ettikleri topraklarda Yahudilerin sürgün ve ölümden yakalarını kurtarmalarına yardım ederken Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya vatandaşlarının pek azı hariç çoğu Nazilerin Yahudilerin kökünün kazımasında hayli başarılı (!) olmuşlardır.
Yurt dışındaki Türk Yahudileri
Türkiye, Yunanistan gibi Alman istilâsına maruz kalmamak için Almanlara karşı denge kurmaya çalışmış ve onların bazı küçük isteklerine kulak vermek zorunda kalmıştır. 1923 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan ahali mübadelesi kapsamında Türkiye Yahudilerinden de Yunanistan’a gidenler olmuş, Yunanistan’ın bütün baskılarına rağmen bunlar yıllar boyu Türk vatandaşlıklarını korumuşlardır.
Almanlar, İtalyan işgalinin yerini aldıktan sonra Nisan 1941’den itibaren Yahudi aleyhtarı tedbirleri yürürlüğe koyunca Atina ve Selânik’teki Türkiye temsilcileri bu illerdeki Yahudilerin can ve mal güvenliklerini korumada çok yardımcı olmuşlardır.
Paris, Lyon ve Marsilya’da olduğu gibi Yunanistan’daki Türk konsoloslukları, tehlikede olan Yunan Yahudilerinin Türk vatandaşlığını kayıt altına almışlar ve bazen de 1920 ve 1930’larda yerel konsolosluklara kayıtlarını yaptırmadıkları için Türk vatandaşlığını kaybedenlere sahte vatandaşlık ve kimlik belgesi vermişlerdir.
Hatta Yunan partizanları yardım ettikleri her Yahudi’den 5 İngiliz lirası almışlarsa da Yahudilerle birlikte Alman işgalcilere karşı dövüşenler daha cömert olmuşlardır. Diğer kaçışlar, İstanbul’dan Mossad ajanları ile Mısır’daki İngiliz ajanlarının işbirliği sonucu Yahudiler Ege Denizi’nden küçük teknelerle taşınıyor ve Çeşme’ye çıkarılıyordu.
Yanya’da yaşayan yaklaşık 2.000 Yahudi’nin % 91’i özellikle 1944 yılında Almanlar tarafından sürgün edilmiş ve öldürülmüştür. Adriyatik kıyısında Arnavutluk sınırının biraz aşağısındaki Kastoria Yahudileri, 1944 başlarında İtalyan işgalinin yerini Almanlar alınca tutuklanıp Auschwitz’e gönderilmişlerdir.
II. Dünya Savaşı’nın bitişi
Savaşın bitmesiyle birlikte Yahudiler eski hamileri olan İngilizlere düşman oldular. Siyonist propaganda ve Yahudi göçlerinden doğan Yahudi-İngiliz-Arap çatışmaları artmıştır. İngiltere, Arap-Yahudi meselesini Birleşmiş Milletler (BM) platformuna taşımayı tercih etmiştir.
Daha sonra İngiltere bir açıklama yaparak 15 Mayıs 1948’den itibaren Filistin’den çekileceğini bildirmiş ve bu karara uymuştur. İngiltere’nin Filistin’den çekilmesinden sonra Yahudiler İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etmişlerdir (14 Mayıs 1948). Bu devleti ilk tanıyanlardan birisi de Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Sonuç
Belli ki, İsrail Trump’tan destek aldı. Trump da Körfez’de İran karşıtlığına dayandığı pozisyondan cesaret buldu. Bir türlü uykusundan uyanamayan Arap-İslam âleminin bir araya gelmesi imkânsız hali de Trump’a cesaret vermiş olabilir. Zemini her zaman kaygan olan bir Orta Doğu söz konusudur. Bu arazide senaryolar her zaman değişebilir.
Trump’un bu kararını sağlamlaştıracak bir atılım her zaman mevcuttur. AB şu ana kadar Trump’un kararına karşı çıkmış olsa da zaman zaman çatlak sesler duymaya alıştığımız AB’den bir iki ülke Trump’tan yana tavır alırsa işte o zaman oturup düşünmek lazım gelecektir. Umarım böyle bir çatlak sesi çıkaran olmaz.