SON DAKİKA
reklam
reklam

Çubuklu Hidiv Kasrı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 14 Mayıs 2025, Çarşamba - 11:15   Okunma Sayısı:

Çubuklu korusu

Koru ve Çayır, 19’uncu yüzyıl ortalarından itibaren en gözde mesire yerlerinden biri olarak göze çarpar.[i]  20’nci yüzyıl başlarında bu özelliğini nispeten koruyan Çubuklu Çayırı’nın piknik amacıyla okul gezileri ve bir takım konser organizasyonlarına ev sahipliği yaptığı görülmektedir.[ii] Eski basım 1/25.000 ölçekli kara haritalarda Çubuklu’nun az meyilli dere yataklarına ve zengin kaynak sularına, sahip olduğu görülmektedir. Özellikle Göztepe membaı meşhurdur.

Zamanla bölgede nüfusun yoğunlaşması bir takım yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Balkanlardaki Sırp ve Karadağ İsyanları nedeniyle Lofça, Balçık, Silivri, Tırnova ve Zağra’dan gelen göçmenler arasında bulunan çiftçiler, Çubuklu gibi zirai hayatın henüz canlılığını koruduğu, bağ ve bostanlarda rençberlik ve ırgatlık yapmak için yerleşmişler, bu durumda da bölge sakinleri arasında arazi ve iskân sorunları baş göstermiştir.[iii]

Abbas Hilmi Paşa’nın dedesi İsmail Paşa’nın Emirgan’da aldığı arsaya inşa ettirdiği yalı ile Abdülaziz döneminde annesi Emine Hanım’a başlanan Bebek’teki yalı, Hidiv ailesinin yaz aylarını Boğaziçi’nde geçirmesine imkân vermiştir. Bu durum zamanla alışkanlık haline gelmiştir. Yine Sultan Abdülaziz, Emirgân köyünün arkasındaki arazi ile Çubuklu Korusu’nun bir kısmını Mısır Hidivi İsmail Paşa’ya ihsan etmiştir.

 

Kasır

Hıdiv Kasrı son Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın soyundan gelen Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılmıştır. İstanbul’daki kasırlar içinde en zarif ve en güzel olanların arasında sayılabilir. Mısır bağımsızlığını ilan ettiği sırada, İstanbul’da V. Mehmet Reşat’la görüşmede bulunan Abbas Hilmi Paşa; 1903 yılında kasrın bulunduğu yerdeki iki ahşap yapıyı satın alır. İngilizler tarafından Hidivliği düşürülünce, ailesi ile birlikte İstanbul’daki Hidiv Kasrı’na yerleşir.

Abbas Hilmi Paşa, bu yapıların arkasındaki ağaçlık yamaçları da içerecek şekilde 270 dönümlük bahçeyi de alır. Hidivin daire-i hassa inşaat müdürü Mimar Delfo Seminati direktörlüğünde 1905’te başlayan inşaat çalışmalar sonucunda iki yıl içinde yaklaşık 150.000 altın harcanarak bugünkü muhteşem kasır inşa edilmiştir.

1.000 m2 alan üzerine oturan bugünkü kasır Neo-Rönesans üslubunda yapılmıştır. Diğer kasırlardan farklı olarak 20 m. yüksekliğinde asansörlü bir kulesi vardır. Kasrın ana girişinin ortasında mermerden yapılmış bir çeşmesi ve bunu takip eden çeşme ve havuzları bulunmaktadır. Tavanları vitray ile kaplı, giriş katında şömineli bir salonu bu salonun üst katında daire şeklinde iki büyük yatak odası yer alan kasrın yine bu katta iç tuvalet ve banyoları mevcuttur.

Somaki mermer sütunlar, havuz ve selsebillerle süslü salonları, masif ceviz ağacından duvarlarıyla ihtişamlı bir şekilde bina edilen bu sarayın malzemesinin tamamı Avrupa’dan getirilmiştir.[iv]

Kasır, elektrik jeneratörü ve kalorifer tesisatı ile döneminin en konforlu ve şatafatlı mekânı sayılabilir. Giriş katındaki şömineli salonun üstündeki daire biçimindeki parçada yer alan iki büyük yatak odası; lambrileri, iç tuvalet ve banyoları ile dikkat çeker. Bina 1937–1982 yıllan arasında pek kullanılmamıştır.

 

Bahçe

Gerçekten de kasrın korusu için Fransa ve İsviçre’den özel ağaçlar getirtilmiştir. Böylece en nadide çamlar, köknarlar, sedirler, kaktüsler, tüjalar, manolyalar bir araya toplanarak zengin bir koru yaratılmıştır.[v]

Büyük bir bahçenin içinde yer alan yapının giriş katındaki salonunda mermer sütunlar, cam kapılar ve altın yaldızlı işlemeler vardır. Sütunlarla çevrelenmiş bir havuzun olduğu lobiden kafeye açılan kapı, ağaçtan meyve toplayan altın varaklı ayılarla dekore edilmiştir. Tuvaletlerde orijinal Art Nouveau çinileri bulunur.

Abbas Hilmi Paşa, Kasrı İstanbul Belediyesi’ne satarak İsviçre’ye gitmiş, 1944’te Cenevre’de ölmüştür. Uzun süre bakımsız kalmış olan Hıdiv Kasrı’nı, 1984 yılında Çelik Gülersoy ele alarak yeniden ihya etmiştir. Kasır, 1909’da İstanbul’daki en büyük gül, ortanca bahçesine ve çam ağaçlarına sahipmiş.

***Saray ve kasırların 1308 senesi hatab (odun), kömür ve maden kömürü sarfiyatı resmi giderlerden karşılanmış.[vi]

***Daha önceki yıllarda da Mısır Hidivi’nin validesi için Feriye Sarayı’nın mefruşat masrafları da resmi giderlerden karşılanmıştır.[vii]

***Saray ve kasırlarda bulunan bekçilerin muhasses-i kadimleriyle (önceki ödenekleri) müretteban-ı cedidelerinin (yeni personelin) ve ihraç kılınacaklardan hâsıl olan tasarrufatın (tasarruflarının) miktarı zamana göre yeniden belirlenmiştir.[viii]

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam