Yemekte
Dün emekli subay arkadaşım Ali Tuna ile bir yerde oturduk, yemek yiyeceğiz. Hava biraz soğuktu ve yemek öncesinde birer bardak çay içmeyi tercih ettik. Sevgili Ali, çayın faziletlerinden bahsederken bir arkadaşımız geldi. Hal hatır sorma sonrası gelen arkadaşımızın anlatımı bizim konuyu sekteye uğrattı.
Nihayet yemek siparişimizi getirdiler. Bu kez konumuz yemek oldu. Efendim sunumu şöyle olabilir mi, salaş bir yerde nasıl ikram edilir, Fransız mutfağı veya İtalyan mutfağında nasıl hazırlanır? Masamıza bir arkadaşımız daha geldi. Konu yine kaynayacak gibi görünüyor. Arkadaşımız için de sipariş verdik, onu da konuya müdahil ettik.
Efendim, bizim yüksek konsey (!) konuyu tartışamayacak gibi görünüyordu. Bir arkadaşımız daha gelince biz de yemeğin sonuna gelmiş olduk… Ali anlatmaya başladı:
“Eski Yunan’da yemekten karın doyurmadan kalkılırmış. Bunun için sıkı bir disiplin uygulanırmış. Sindirim insanı gevşetmesin diye idman hareketlerine önem verilirmiş. Herkes devlete kilosunu bildirmek zorundaymış. Her 10 günde bir teftiş yapılır, göbek yapanlara yargıçlar ceza verirmiş…” Gülüştük ve toparlanıp kalktık.
Ali ile metroya girdik. Yan yana oturuyoruz. Ali benden üç durak önce inecekti. Ayakta devlete kilosunu bildirmeyen bir sanat eseri duruyor, inecek olanların yerini kapmak isteyen tavrını bakışlarıyla sürdürüyordu. Ali senden sonra bu kişi yanıma oturursa beni tost gibi ezer, dedim.
---Sen endişelenme, ben onun önüne dikilir yandaki zayıf kişinin senin yanına oturmasını sağlarım.
Ali inene kadar diğer kişi de oturduktan sonra ayaktaki sanat eserinin sert bakışlarına maruz kalmıştı…
*** *** ***
Eve geldim. Haberleri dinleyecek, yazılı basına göz atacaktım. Hemen iki konu gözüme çarptı ve yazmaya başladım.
Yüksek irtifalı demeçler
Hindistan-Pakistan arasında artan tansiyonla ilgili olarak emekli Hindu tümgeneral G. D. Bakshi, bir televizyon kanalına demeç vermiş ve “Gerekirse Türkiye’yi çok kötü şekilde havaya uçurabiliriz” demiş.
Bizde bir söz vardır cıvık adamlar için, “Ağır ol da molla desinler” diye…Tam bizim köy kahvesine yakışacak bir adam!
*** *** ***
Macron’dan yine bir inci
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İsrail hükümetinin Gazze politikalarını sert bir dille eleştirmiş. İsrail hükümetinin yaptıklarının kabul edilemez ve utanç verici olduğunu belirterek bölgedeki insani durumu dramatik olarak nitelendirmiş. Ayrıca Gazze'de yaşananları "soykırım" olarak tanımlamanın tarihçilere düşeceğini belirtirken, mevcut durumu "korkunç bir insani dram" şeklinde yorumlamış.
Sen değil miydin, Türklerin Ermenilere soykırım yaptığını söyleyen? O zaman tarihçiler sözünü ağzına almamıştın. Tarihçiler bugün mü aklına geldi?
*** *** ***
Emperyalizm, Sevr’i hortlatmak istiyor. Oysa 19 Mayıs 1919’da büyük yokluklarla başlatılan İstiklâl Harbi, binlerce insanımızın hayatını kaybetmesiyle 3 yıl 4 ay 22 gün sonra 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi ile son bulmuştur. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması vatan topraklarının tescili, uluslararası hukukun ve Türkiye’nin kuruluş senedi anlamına gelir.
Havaî hevesler ve gerçekleşmesi mümkün olmayacak ümit ve hedefler uğruna Lozan’ı ve Montrö’yü gündeme getirmek, Cumhuriyet’in temellerini dinamitlemek demektir. Lozan’ı bugün diline dolayanlar, unutmasınlar ki, emperyalistler dün de dillerinden düşürmemişlerdi.
Antlaşmanın imzalandığı tarihte İngiltere Dışişleri Bakanı Lloyd George Lozan’ı eleştirirken hâlâ Sevr Antlaşması’nı savunuyor ve üç konuda İngiliz diplomasisinin mağlup olduğunu iddia ediyordu.
1. Kapitülasyonların kaldırılması,
2. Boğazların yabancı devletlerin saldırısına uğraması halinde Milletler Cemiyeti’nin Türkiye’ye savunma garantisi vermesi,
3. Güneydoğu ve İzmir’de Türklere büyük ödünler verilmesi…
Bu sancılar içinde yaşayan emperyalist güçler, PKK gibi bir taşeronu bulunca onlara destek vermek örtüsü altında kendi hedeflerinin peşine düşmüşlerdir. İmza töreninde bulunan bir Amerikalı muhabir yazısını şöyle bitirmiştir.
“Garbın Şark önünde eğilişi hiçbir zaman bu kadar aşağıca olmamıştır”
Not:
1. Ali Fuat Erden’in “İsmet İnönü” adıyla yazdığı İstanbul-1952 Burhanettin Erenler Matbaası basılmış kitabında İsmet İnönü’nün Lozan’da nasıl mücadele verdiği gayet açık belirtmiştir.
2. Taha Akyol’un “Bilinmeyen Lozan” kitabı