SON DAKİKA
reklam
reklam

Tezatlar mezata çıktı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Mayıs 2025, Çarşamba - 11:27   Okunma Sayısı:

 ***Yahudiler Hz. İsa’nın huzuruna gelir ve ona en ağır sözleri söylerler. Hz. İsa ise onlara sakin bir şekilde karşılık verir. Bunu yadırgayanlara da,

---Herkes kendi içinde taşıdığı değerlere göre konuşur. der.

 

***                                    ***                              ***

*** Ülkemizde sanat eserlerine karşı duyarsız olduğumuz üzerine aramızda bir sohbet başlamıştı. Sordum:

    ---Tarihi eserlerin, örneğin bir çeşmenin üzerine neden yazı yazılır?

---Risksiz olduğu için… Sahibi yok, kovalayanı yok, cezası yok…

 

***                                    ***                              ***

*** Cenaze konvoyu geçiyordu, trafik tıkandı. Konumuz ‘cenaze’ olmaya başladı. Ben söze girdim: İstanbul mezarlıklarında “sınıf ağlayıcıları” olduğunu söyledim. Örneğin; birinci sınıf ağlayıcı, en çok ağlar ve en büyük bahşişi alır. İkinci sınıf ağlayıcı daha az ağlar ve daha az bahşiş alır gibi…  Konu ağlamakla ilgili olduğundan Hayrettin söze girdi:

 

Ne diyim de ağlayım

Ölü bizim olmayınca.

Kötüler tükenir mi,

Üçer beşer ölmeyince.

 

***                                    ***                              ***

Konu ölüm olmuştu bir anda. Hayrettin’e sordum. Cevaplar hazır:

---Ölünce mezar yeri için para ödeniyor. Adeta ev parası... Oysa bu topraklar zaten benim.

---Peki Hayrettin, öbür tarafta mezarın tapusunu soruyorlar mı?

---Yok, orada sormuyorlar da burada Belediye soruyor.

 

   Bu kez Elif Şafak’ın “Baba ve Piç” romanından aklına gelen satırı dillendiriyordu:

    ---Sonunda hepimizin giyeceği pamuklu kefen… Yok öyle Vakko makko oralarda…

 

 

***                                    ***                              ***

Değer verdiği bir arkadaşı hapse düşmüş ve Hayrettin de onu ziyarete gitmiş.

 ---Sana isnat edilen suç nedir? Neden burada yatıyorsun?

 ---Eve almadılar da onun için burada yatıyorum.

 

***                                    ***                              ***

Hadi biraz ciddileşelim:

***İzmir Körfezi’nin kirliliği TBMM’de gündem oluyor. Herkes bugünkü durumu konuşuyor. Oysa olumsuzluğun kökleri dünde yatıyor. Küçücük bir körfezin etrafı binlerce insanın barındığı yapılarla dolu. Körfez çevresine ulu orta ruhsat verilmesine kimler sebep oldu? Tonlarca atığın nereye gittiği hesaplandı mı? Benzer olaylar Ergene Nehri’nin suyu, Saros Körfezi’nin durumu, Gediz, Menderes, Sakarya, Fırat, Dicle, Kızılırmak, Yeşilırmak, Seyhan, Ceyhan Nehirlerinin havzaları için de düşünülüyor mu?

 

***                                    ***                              ***

   “Prens” adlı eserin sahibi Machiavelli’nin torunlarıdır bu gruptakiler. Onlar için “Amaca giden her yol mübahtır” cümlesi bir düsturdur. Bugün sevdiklerini, yarın menfaatleri uğruna taşlamaktan vaz geçmezler...

    Yüzsüzlükte saltanat sahibi olup yüzleri kızarmaz. Kalplerindeki kötülük her zaman dışarıya vurur. Yüzlerinin rabbiyesi silinmiştir. Yaklaştıkları zaman çirkin oldukları görülür. Fırsatların oluşacağı zamanları iyi bilirler. Dünyanın gidişatı ne yöne olursa olsun muhtemel fırsat ve riskleri iyi analiz eder, çıkarları doğrultusunda karara varmaya çalışırlar.

    Ne yazık ki, ülkemizde siyasetçi, sanayici, iş adamı konumunda olan bazı insanlar bu durumdadır. “Dün dündür, bugün bugündür” özdeyişini pek severler. Bu akıma son yıllarda bilim adamları, yazarlar ve sanatçılar da katılmıştır.

Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemal (İnal)’e sormuşlar:

 

    ---Sizdeki bilginin çok azına sahip olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?

    ---Ben bilmek için öğrendim, onlarsa tanınmak için…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam