Bir ülkenin toprağına yabancı asker ayağı basınca onlardan hukuka riayet, insanlık ve sevgi gösterisi beklenemez. İşgalin arkasından kendi amaçlarını gerçekleştirmeye başlarlar. I. Dünya Harbi’nin sonunda Almanlar, II. Dünya Harbi’nin sonunda Amerikalılar ve Ruslar, işgal ettikleri ülkenin bilim adamlarını, sınaî tesislerini, kütüphanelerindeki kitap ve el yazmalarını, müzelerindeki sanat eserlerini, merkez bankasındaki dövizleri ve diğer zenginlikleri kendi ülkelerine götürmüş ve mağlup ülkenin lider kadrosu ile halk kahramanlarını çeşitli şekillerde tasfiye etmişlerdir. Bu talan ve kıyım, I. Dünya Harbi yıllarında bizde de görülmüştür.
1915 Çanakkale muharebeleri sürerken Fransızların Gelibolu Yarımadası’nda yaptığı kazılarda tespit edilen 765 mezara ait buluntunun önemli bir kısmının Paris’e götürüldüğünü ve Louvre Askeri Arşivi’nde sergilendiğini biliyoruz. Ayrıca 23 Kasım 1918’de işgalci İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerinden oluşan birlikler tarafından İstanbul’daki Osmanlı arşivlerinin yağmalandığı ve bazılarının da yakıldığı tarihi belgelerde yazılıdır.
ABD’nin Irak’a girmesiyle Bağdat’ta yapılan yağma ve talanı görsel ve yazılı basından izlemiştik. Bağdat’taki Merkez Bankası boşaltılmış, devletin resmî arşivi taşınmış, tapu sistemi tahrip edilmiş, eski uygarlıklara ait sanat eserleri başka merkezlere taşınmıştı.
ABD askerleriyle birlikte o talana katılan nice Saddam karşıtı insan, kameraların karşısında gülerek sevinç gösterilerinde bulunuyor, kendi tarihlerini, yarın başkalarının yazacakları eserlerden okuyacaklarını düşünemiyorlardı. Gelecekte müracaat edecekleri bir konu hakkında ellerinde devletin resmî belgeleri olmayacağına göre başkalarının yazacağı eserleri kaynak olarak alacaklar ya da kendilerine öyle sunulacaktı.
Bu durum, geçmişteki uygarlıkların unutturulması ve üniter devlet yapısının bozulması bakımından çok önemlidir. Yaptıklarının sonucunu kestiremeyen o insanların Bağdat’ta yabancı askerlerle birlikte katıldıkları talan ve yağmaya ait görüntülere içim sızlayarak bakmıştım.
*** *** ***
Aynı olay Afganistan’ın başına geldi. Oraya demokrasi getirdiğini söyleyen güçler, kendi menfaatlerini elde etmişlerdi. Sıkıntılar yine aynıydı.
*** *** ***
Bu kez de parçalanmanın değişik versiyonunu Suriye’de gördük. Can kaygısıyla toprağını, evini barkını terk edip komşu ülkelere ve az da olsa dünyanın başka ülkelerine göç eden Suriyeliler, bugün hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Bir kısmı yine atalarının toprağına dönmüş, bir kısmı da dönme hazırlıkları yapıyor.
*** *** ***
Bu ülkelerde şiddet, kin ve husumet sönmeyecektir. Yeni kargaşalara, gösteri ve çatışmalara gebedirler. Biraz canlanır gibi olsalar dünyanın jandarması kulaklarını çekecek ve tepelerine binecektir
*** *** ***