Çekirge ziyafeti
Bir gün mahsul zamanıydı… Afrika’nın Sina’ya geçen çekirgeleri size musallat olmuştu. “Eyvah Medine, şimdi bitti” dedim. Sonra sizin bir beyannamenizi okudum. Askere şöyle söylüyordunuz: Zabitlerden biri bir torba getirdi.
---Nedir o? dedim.
---Efendim siz çekirge tavası yemediniz mi?
---Hayır
---Çok lezzetli yemektir.
Hakikaten o akşamki kadar lezzetli yemek yediğimi hatırlamıyorum. Siz de bulursanız hemen pişirin. Artarsa bana gönderin.
*** *** ***
… 19 Eylül 1918’de Filistin-Türk cephesi yarılmış ve 20 22 Eylül 1918’de cereyan eden muharebeler Türk ordularına büyük insan ve silah kayıplarına mal olmuştu. Üstün İngiliz taarruzları karşısında büyük kayıplar veren Sekizinci Ordu artıkları ve Yedinci Ordu’nun birlikleri Eylül’ün 22’si sabahı Tel Darmal geçidinden, Yedinci Ordu kurbanları Mustafa Kemal Paşa’nın nezaretinde Şeria Nehri doğusuna az bir kayıpla geçebilmişlerdi. Yedinci Ordu 26 Eylül‘de el-Muğîre bölgesinde toplanmaya çalıştı…
Dera bölgesinde Dördüncü ve Yedinci Ordu birlikleri birbirlerine karışmışlardı. Bu karışıklık giderilerek Yedinci Ordu 27 Eylül‘de çekilmeye devam etti. Dördüncü Ordu’nun toplanabilen kuvvetleri bu çekilmeyi korumaya memur edildi.
Ekim’in beşinci günü sabahı Halep‘e gelen Mustafa Kemal Paşa, Halep civarında yeniden bir Yedinci Ordu’yu meydana getirmeye çalıştı. Bu işi mümkün olduğu kadar düzene koyabilmek vazifesi ile 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) başkanlığında bir temsil heyeti kuruldu.
… İki haftalık çalışma neticesinde Dördüncü Ordu’nun döküntüleri Yedinci Ordu’ya verildiği gibi daha önce de Halep, İskenderun, Adana bölgesinde bulunan İkinci Ordu da Yıldırım Orduları Grubu emrine verilmişti…
Esarete gidiş
Esirlik hayatının daha ne cilveler var görecektik. Bir sabah içtima ettiler ve kampa gideceğimizi söylediler. Topluca gittik. Kamptan yarım saat ötede iki etüv makinesi olan bir yerde yaşlı bir asker, eski püskü don ve gömlekler uzatarak içi ilaçlandırılmış bir bulanık suyla dolu kutuya girmemizi istedi.
Siz burada temizleninceye kadar elbiseleriniz de etüvden geçer ve kampa tertemiz dönersiniz, diyordu. Böyle temizliğe can kurban. Esirin temizliği de böyle olurmuş meğer, istesen olmazdı.
Malta’da geçen günler
Mazlum milletlerin koruyucusu kesilerek onlara şefkatli kanatlarını geren İngilizler her şeyden önce bir suçun ancak bir mahkeme kararıyla tespit edilebileceğini dahi unutarak Fahrettin Paşa’nın yakasına sorgusuz sualsiz yapışıyorlardı. Unutmayın ki yeryüzünün en medeni insanları olduklarını iddia ediyorlardı.
Malta kampında her akşam tutuklular sıralanarak yoklama yapma adeti vardı. Bu yoklama için herkes odasından çıkar kışlanın avlusunda sıraya girer ve bir İngiliz subayı gelir, dizilmiş duranları birer biraz sayarak tamam haberini verirdi.
Fahrettin Paşa kampa geldikten sonra
Bu yoklama için herkes odasından çıkar kışlanın avlusunda sıra olur ve bir İngiliz subayı gelir, dizilmiş duranları birer bira sayarak “okey” diye tekmil haberini verirdi. Fahrettin paşa kampa geldikten sonra yapılan ilk yoklamada bir türlü tamam denemiyordu.
Eldeki deftere göre sayılıyor sayılıyor, ama bir noksan çıkıyordu. Nihayet İngiliz subayı odaları dolaşıyor bir de bakıyor ki, Fahrettin paşa masasının başında oturmuş kitap okuyor.
***Niçin yoklamaya gelmediniz?
***Ne yoklaması? Ben bir Türk kumandanıyım.
Fahrettin Paşa bu cevabı verirken öyle bir vaziyet alıyor ki, İngiliz subayının tek söz edecek cesareti kalmıyor ve durumu âmirlerine anlatıyor. Onlar da Fahrettin Paşa’nın ne biçim bir kumandan olduğunu görerek bundan sonraki yoklamalarda odasından çıkmaya zorlanmayarak sayılmasına karar veriyorlar…