SON DAKİKA
reklam
reklam

Geçim Sıkıntısı Ruh Sağlığımızı Tüketiyor

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 29 Mayıs 2025, Perşembe - 10:20   Okunma Sayısı:

Son yıllarda hayatımızın her alanına sirayet eden ekonomik kriz artık sadece cüzdanlarımızı değil, ruh sağlığımızı da kemiriyor. Yeniçağ Gazetesi’nin 10 Mayıs 2025 tarihli haberinde paylaşılan veriler o kadar çarpıcı ki, insanın içini acıtıyor. Geçim sıkıntısı, işsizlik, borç, kaygı, umutsuzluk... Bunlar artık istisna değil, sıradan vatandaşın gündelik yaşamının ayrılmaz parçaları haline geldi. Ve öyle bir noktadayız ki, bu ruhsal yükü taşıyamayan milyonlar antidepresanlara sarılıyor.

DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Hasan Karal’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu soru önergesi, buz gibi gerçeği suratımıza çarpıyor: Türkiye’de antidepresan kullanımı son 10 yılda %67 artmış durumda. 2014’te 39 milyon kutu olan antidepresan tüketimi, 2024 yılı itibarıyla 65 milyon kutuyu aşmış. Bu ne demek biliyor musunuz? Neredeyse her gün 5,5 milyon doz antidepresan yutuluyor bu ülkede. Ve üstelik bu sadece reçeteli, kayıt altına alınan ilaçlar. Ya gerisi?

Bu tablo bize sadece bireysel bir ruh hali sorunu anlatmıyor. Bu, sistemsel bir çöküşün, derin bir sosyal bunalımın göstergesi. İnsanlar işsiz, insanlar borçlu, insanlar geleceğinden umutsuz. Hayat pahalılığı öyle bir noktada ki, işi olan dahi ay sonunu getiremiyor. Emekliler pazarda meyve-sebzeye bakıp elleri boş dönüyor. Gençler iş hayali kuramıyor. Aileler çocuğunu okutmakta, beslemekte zorlanıyor. İcra dairelerine 2025’in sadece ilk dört ayında 3 milyon 448 bin yeni dosya gelmiş. Toplam icra dosyası 23 milyonu geçmiş. Bu, ülkede neredeyse her haneye bir icra dosyası düşüyor demek!

TÜİK’in kendi verilerine göre geniş tanımlı işsizlik %28,8. Yani üç kişiden biri işsiz. İstanbul Planlama Ajansı’nın yaptığı bir araştırmada kendi işinde çalışanların %29,7’si, maaşlı çalışanların %17’si işten çıkarılma korkusu taşıyor. Bu tabloya bakınca, kim mutlu olabilir ki?

İnsanlar artık gıdaya erişim konusunda bile endişeli. Araştırmaya göre halkın %46,9’u yeterli gıdaya ulaşamama korkusu yaşıyor. Kredi kartı borçlarının sadece asgari tutarını ödeyebilenlerin oranı %34; hiçbir ödeme yapamayanların oranı ise %8,7. Bu oranlar kuru rakamlar değil; her biri gerçek insanların, gerçek acılarla baş etmeye çalıştığı bir hayatın göstergesi.

Yeniçağ’ın haberinde yer alan başka bir veri de dikkat çekici: Halk kendi duygusal durumunu 10 üzerinden değerlendiriyor ve ortaya çıkan tablo iç karartıcı. Stres seviyesi: 6,5. Kaygı seviyesi: 6. Yaşam memnuniyeti: 3,9. Mutluluk seviyesi: 4,2. Düşünebiliyor musunuz? Ülkenin ortalama mutluluk düzeyi 10 üzerinden 4! Bu, kitlesel bir psikolojik çöküş değilse nedir?

İşte bu yüzden antidepresan kullanımı bir çığ gibi büyüyor. İnsanlar baş etmekte zorlandıkça çözümü ilaçta arıyor. Ve bu sadece yetişkinleri kapsamıyor. Milletvekili Hasan Karal’ın da vurguladığı gibi çocuklar ve gençler arasında da antidepresan kullanımı artıyor. Bu çok daha ürkütücü. Çünkü bu neslin yükü daha şimdiden bu kadar ağırsa, ileride ne olacak?

Bu noktada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu: Sağlık sistemimiz bu tabloyu görüyor mu, çözüm üretiyor mu? Karal, Sağlık Bakanı’na “Ekonomik kriz, işsizlik ve hayat pahalılığı gibi unsurların ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dair bir değerlendirme yapılmış mıdır?” diye sormuş. Cevabı hepimiz merak ediyoruz. Ama birçoğumuzun içinde bulunduğu durumdan yola çıkarak ne yazık ki çok da umutlu olmadığımızı söyleyebilirim.

Çünkü kamu hastanelerinde psikolojik destek hizmetleri yetersiz. Psikiyatrist sayısı az, seans aralıkları çok uzun. Özel danışmanlık hizmetleri ise büyük bir kesim için ulaşılmaz düzeyde pahalı. Ruh sağlığı, bir ayrıcalık haline gelmiş durumda. Oysa bu ülkede sağlıklı kalabilmek artık bir lüks değil, bir ihtiyaç. Çünkü ekonomik kriz sadece cebimizi değil, kalbimizi, beynimizi, uykumuzu, umutlarımızı da kemiriyor.

Bir ülkede insanlar bu kadar mutsuz, bu kadar kaygılı, bu kadar umutsuzsa orada sadece ekonomi değil, sistemin tamamı iflas etmiştir. Ruh sağlığı olmadan toplumsal barış, üretkenlik, ilerleme olmaz. Bu yüzden bugünden yarına atılması gereken adımlar var. Psikolojik destek herkes için erişilebilir hale gelmeli. Gençlere umut, yaşlılara güven, çalışanlara adalet, işsizlere iş yaratılmalı. Aksi takdirde önümüzdeki yıllarda bu rakamlar sadece artacak ve biz, kendimize ilaçlarla tutunmaya çalışan bir ülkeye dönüşeceğiz.

Ben bu tabloya bakınca, sadece üzülmüyorum; öfkeleniyorum da. Çünkü bu kader değil, bu politik tercihlerle inşa edilmiş bir sonuçtur. Ve bu tercihlerin değişmesi mümkündür. Yeter ki, sorunları görmezden gelmeyelim. Yeter ki, sesimizi yükseltelim. 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam