ABD-Arabistan ilişkilerine bakış
Dünyanın büyük jandarması yine büyük işler yaptı. Suudî petrolüne olan bağımlılığı, yine Suudîlerin Amerikan silahlarına olan bağımlılığıyla kırdı. Amerikan şirketlerinin 1935 yılında Suudî Arabistan topraklarında başlattıkları arama çalışmaları 1938 yılında semeresini verdi. Fırsat kaçmamalıydı ve ABD hemen sözleşme yaptı. Sonraki yıllarda hisse miktarları ve sözleşmeler güncellendi.
İsrail’in 2000 ve 2001 yıllarındaki yükselişi Suudi prens tarafından Amerikan’ın İsrail ile savaş suçu işlediği şeklinde yorumlanmış, 11 Eylül 2001 saldırılarıyla başlayan korku ve şiddet ise Afganistan ve Müslüman Orta Doğu insanlarına bakışta bir soğukluk yaratmıştı...
Tüm bu olaylara rağmen 2009 yılında Başkan Obama, Riyad’a ziyarette bulunmuştur. İsrail’in genişleme isteğini durdurmak amacıyla devreye gireceğini belirten Obama, başarılı olamamış, Arabistan ile yeni bir kırılganlığa neden olmuştur. Kral Selman Eylül 2015’te ABD’ye ilk ziyaretini yapmıştır.
Bu ziyaretten sonra Nisan 2016’da Obama Riyad’da görüşmelere gelmiştir. “Terör saldırısı sonucu Amerikan vatandaşlarını öldürülmesi durumunda yabancıların yargılanmasına izin veren yeni yasa tasarısının gündeme alınmış olması nedeniyle Suudî Arabistan, Amerikan hazinesindeki döviz ve mal varlıklarını çekebileceğini hissettirmiş, Amerikan yönetimi kararı askıya almıştır.
Sorunlar
Tabii ki, sadece olaya bu açıdan bakmayan Riyad hükümeti, şu başlıklardaki soğuklukları da göz ardı etmemektedir.
***İran’ın nükleer silah üretme çabalarının devam etmesi ve ABD’nin buna göz yumması,
***Yemen’deki Hüşi’lerin İran tarafından desteklenmesi,
***IŞİD’in Orta Doğu bölgesinde etkisi…
ABD, yukarıdaki konularda yardım yapmak ve destek sağlamak amacıyla silah satışlarını ve u silahların eğitim programlarını gündeme getirmiştir. Milyarlarca dolarlık silah siparişi veren Suudî Arabistan, ABD’nin petrol alımını azaltması nedeniyle petrol fiyatlarında düşüşe maruz kalmıştır. Savunma, yatırımlar ve yüksek değerlerdeki Amerikan askeri ve güvenlik eğitimleri, yeni nesil ve yüksek değerli silâh satışları bu konuda Suudî hazinesini kemiren hususlar olmuştur.
Günümüze gelecek olursak
Bu yılın mayıs ayında ABD ile Suudi Arabistan arasında, değeri yaklaşık 142 milyar dolar olan "tarihteki en büyük silah satış anlaşması"nın imzalandığı bildirilmiştir. ABD Başkanı Donald Trump, ikinci döneminde ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan'a gerçekleştirerek 600 milyar dolarlık yatırım taahhüdü elde etmiştir. Teknoloji, savunma, enerji ve kritik mineraller alanında imzalanan anlaşmalar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın yeni bir boyuta taşındığı açıklanmıştır.
Açıklamalardan elde edilen bilgiler;
*** Hava kuvvetlerinin geliştirilmesi ve uzay kabiliyetleri,
***Hava ve füze savunması,
***Deniz ve kıyı güvenliği,
***Sınır güvenliği,
***Kara kuvvetlerinin modernizasyonu ile bilgi ve iletişim sistemlerinin güncellenmesidir. Ayrıca her satışta olduğu gibi kapsamlı eğitim desteği de verilecektir.
Kime veya neye karşı?
Evet soruyu yineleyelim: Kime veya neye karşı? Kuzeydeki İran, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve İsrail’e mi karşı? Bu ülkelerden Suriye ve Irak kolunu kıpırdatacak durumda değiller. İran ise Batı’nın ve ABD’nin kıskacında… Yoksa bu kadar silahlanma güneydeki gariban ülke Yemen’e mi, Kızıldeniz’in öte yakasındaki Sudan ve Somali’ye mi karşı?
Amerikan Başkanı Trump’ın keyfi yerindedir. Geçen seferki gidişinde kılıç dansıyla karşılanmıştı. Bu seferki gidişinde ise uzun saçlı kızların saçlarını savurmalarıyla karşılanmıştır.
Tanrı’nın verdiği serveti Müslüman kardeşleriyle paylaşmayıp onları bayram seyran demeden vuran Suudî yönetimi Hristiyan ve emperyalist ABD’ye aktarmaktadır. İran’a karşı da Sünnî-Şiî ayırımı yapmaktadır.
Bu kadar büyük petrol geliri olan Suudî Arabistan’ın petrodolarları yabancı bankalarda muhafaza edilmektedir. Arabistan’ın da borç yükü yine fazladır. Yoksul Arabistan halkı çilelidir.
Servet eşit şekilde bölüşülmediğinde Yönetim kendisini garantiye almaktadır. Mesele Yönetim’in varlığını sürdürebilmek istemesidir.