Bayramda kazalar
Bir bayramı daha idrak ettik. Ortaokulda okuduğumuz yıllarda doğum günü, yılbaşı, açılış, bayram gibi günlerin mânâ (anlam) ve ehemmiyetini (önemini) belirten kompozisyon görevi verilirdi. Hepimiz büyük bir titizlikle giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini hazırlardık. Sonraki haftada öğretmenimiz, altlarını kırmızı ile çizdiği bazı sözcük ve tümceleri bizlere okur, nasıl daha düzgün şekilde ifade edileceğini sorardı. Bizler de hatalarımızı görür, düzeltilmiş şekliyle bir kez daha yazardık…
Olay kendi mecraında gelişiyor
Kurallar, bizler tarafından ve yine bizler için konulmuştur. Uyulmak üzere yapılmışlardır. Üstelik yasa niteliğindedirler. Köprü, arabalı vapur ve karayolları gişelerinde sıraya girmek gibi bir kural vardır. Kendisini akıllı ya da uyanık (!) kabul eden bazı kişiler, bu kuralı hemen nasıl deleceğini düşünüyor.
Ambulansın arkasına takılanlar, emniyet şeridini kullananlar, havalı korna, tepe lâmbası ve değişik ışıklar taktıranlar, sinyal vermeksizin damdan düşer gibi şerit değiştirenler de bu zümreye dahil edilebilir.
Kazalara yol açacak nedenler
Şehir içinde her gün gördüğüm hatalar arasında sürücülerin birbirleriyle sürtüşmeye girmesi; okul, kışla, ibadethane ve pazar yerleri dahil satış merkezlerinin bulunduğu yerlerde süratlerini azaltmaması; uygun olmayan şeritte gitmemesi ve dikkatsiz davranması gibi hususlar sıralamanın başında yer almaktadır.
Şehirlerarası yollarda ise araçlarda kapasite dışı yük ve yolcu taşınması, hız limitlerinin aşılması ve mola vermeksizin araç kullanılması gibi zorlamalar kazaların sebepleri arasında sayılabilir.
Kazalara hazırlayıcı sebepler genellikle “Beni oraya kadar götürür, idare eder” veya “bi’şey olmaz” ya da “takma kafana gider” şeklindeki umursamaz konuşma ve davranışlardır. Teknik muayenesi yaptırılmayan, tatile gitmeden önce çıkış bakımına sokulmayan, lastik havaları kontrol ettirilmeyen araçların potansiyel tehlike oluşturacağı unutulmamalıdır.
Kazaları önlemede harp tarihinden bir örnek
Aksaklık veya kazalar çoğunlukla sürücülerin alması gereken tedbirleri almamasından kaynaklanmaktadır. Daha önce bir yazımda belirtmiştim; I. Dünya Harbi’nde cepheye asker sevkinin yapıldığı, topçu ve basit zırhlı araçların gürül gürül cepheye aktığı, peşlerinden erzak, mühimmat ve akaryakıt nakil ve dağıtımı yapan lojistik unsurların gittiği, cepheden geriye ölü ve yaralıların taşındığı yollar aşılmıştır.
Derme çatma, meyil derecesi yüksek ve yönlendirme levhaları eksik olan ve mermi yağmuru altında katedilen bu yollarda bir günde meydana gelen kaza sayısı, bizim bir haftalık bayram tatilinde meydana gelen trafik kaza sayısından azdır. Şaşırtıcı değil mi?
Örnek vermek gerekirse; General Petaine, I. Dünya Harbi’nin Verdun cephesinde kavşağa aynı anda gelen cepane, akaryakıt ve erzak konvoylarını birbirleriyle çakışmaması için; cepheden geriye doğru hareketlerin de aksamaması için aracından inmiş ve konvoyların öncelik sırasına göre trafik yönlendirmesi yaparak muhtemel kazaları önlemiştir.
Kontrol ve denetimler
Bana göre yollarda yapılan trafik kontrolleri yeterlidir. Ancak bunu yol kontrolü şeklinde evrak üzerinden yapılan ve sürücüyü uyaran uygulamalar olarak düşünüyor ve değerlendiriyorum. Oysa bir yere dikilen trafik uyarı işaretine uyulup uyulmadığı nasıl denetlenecek?
“Kasis veya mıcır” uyarısı veren bir levhaya yaklaşan sürücü, eğer hızını kesmiyorsa bu bölgeye konulmuş uyarı sensörleriyle tespit edilmeli ve otomatik olarak devreye girecek megafon uyarılarıyla ikaz edilmelidir. Ve tabii ki trafik cezası da tatbik edilmelidir. Yani her uyarıcının bir de denetimi olmalıdır.
Uygarlığa beş arşın
Trafik keşmekeşinin insanlar üzerinde yarattığı çile; hastalık, susuzluk hatta geçim derdi kadar önem kazanmış oluyor. Ve tabii ki kazaların meydana gelişini gördükçe uygarlık çizgisine daha çok uzak mesafede olduğumuzu da söyleyebiliriz. Uygar dünyada istediğimiz yerde bulunamıyoruz.
Unutmayın ki, kurallara uyulmadığı takdirde bunun faturası, organ kaybına uğramak, uzun süreli hastanede yatmak veya kabirde yatmak şeklinde karşımıza çıkıyor. Ben bu yazıyı yazdım ama birazdan dile getireceğim fıkra yine de işin kendi mecraında ve bildiği şekilde gelişeceğine işaret ediyor.
İki kez çarpan sürücü
Kırmızı ışıkta duran araca arkasındaki araç çarpmış. Sürücüler inmiş ve “Sen haklısın, ben haklıyım” tartışmasından sonra anlaşmaya varmışlar. Herkes aracına binmiş ve yoluna devam etmiş. Bir sonraki ışıkta aynı araç yine öndeki araca çarpmış. Sürücüsü camdan başını çıkarmış ve;
---Abi yine ben, yine ben; devam et! demiş.