Doğu’nun zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları Batı’nın iştahını kabartmış. Batı, bu iştahını gidermek amacı ve fakat Doğu’dan gelen akınlara karşı topraklarını koruma kamuflâjıyla sebepler üreterek Doğu’ya seferler ve akınlar yapmış.
Hristiyanların oluşturduğu Haçlı Seferleri koca Bizans İmparatorluğu’nu talan ve gasplarla bitirme noktasına getirmiştir. Bizans’ın yetkin ama bedbin yöneticilerini de çeşitli yollarla iş yapamaz duruma sokmuşlardır.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu
Oysa aynı Batı günümüzde de değişik görünüm ve gerekçeler altında Doğu’nun etkisine ve tehdidine de maruz kaldığını iddia ederek Kuzey Kore’nin bulunduğu coğrafyadan yani Uzak Doğu’dan Batı’ya doğru Pakistan, Hindistan, İran, Irak, İsrail ve Suriye nükleer araştırma ve geliştirme programlarını kontrol altına alma çabası içinde olmuştur. Bunlardan Irak’ın ve Suriye’nin olanak ve yetenekleri kırılmış, Kuzey Kore ise ABD tarafından “Nükleer izleme” listesine alınmıştır.
İran, başta ABD olmak üzere UAEK (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) ve bir kısım Batılı ülkenin tüm karşı koyma çabalarına rağmen Rusya Federasyonu ile uranyum zenginleştirme programını uygulama arzusunu sürdürmekte kararlı görünmektedir. İsrail ise, yeterli bilgi ve teknolojik donanım ile nükleer tesislere sahiptir.
Nükleer yeterliğe ulaşma çılgınlığı
Peki, nasıl oluyor da bu kadar pahalı olan ve teknolojisi gizli tutulan bir program kısa sürede geniş bir coğrafyaya yayılabiliyor? Bu çalışmaları denetleyen UAEK Irak olayında olduğu gibi yine yanılgıya düşmesin? Neden ABD bu ülkelerden birine karşı operasyona giriştiğinde AB ülkeleri bütünüyle destek vermez?
Nükleer teknolojiye sahip olan Kanada ve Almanya, Pakistan ve Hindistan’a; Fransa Irak’a; Rusya Federasyonu ise Kuzey Kore ve İran’a bilgi ve teknoloji desteği sağladılar. ABD, Irak’ın gelişmekte olan nükleer tesis ve sistemlerini çökertmeye kalktığında Fransa operasyona destek vermemişti. SSCB’nin çöküşe geçmesiyle birlikte elden ele kontrolsüz şekilde dolaşan uranyum, en az İran’ın elindekiler kadar tehlikeliydi.
Rusya’dan diğer ülkelere gönderildiği söylenen iki ton kadar uranyumun da nerede ve kimlerin elinde olduğu halen bilinmemektedir.
Ara durumlar
Ukrayna, Pazar akşamı Rusya'ya yönelik en uzun menzilli saldırıyı düzenlediğini açıklamış, Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) düzenledikleri saldırılar için "kesinlikle mükemmel" ifadesini kullanmış, saldırılarda en az dört üste 40'tan fazla Rus savaş uçağının hedef alındığını, 117 SİHA'nın kullanıldığını ve Rusya'nın stratejik seyir füzesi taşıyıcılarının yüzde 34'ünü vurduklarını" belirtmiştir.
Putin, KGB’den yetiştiğini söylerken Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin ve Haber Alma Teşkilâtında çalışanlarının Sovyet zamanının eğitim programlarıyla yetiştiğini unutmuşa benziyor. Batılı ülkeler ise işin keyfini çıkarmaya bakıyor.
Türkiye’nin tavrı
Türkiye, bu gelişmeler karşısında “Soğuk Savaş Dönemi”nde bölgesindeki konvansiyonel güç dengesini sağlamaya çalışmaktadır. İran’ın uzun menzilli füzeleri, bugün nükleer başlıklı füze üretimini gerçekleştirmeye çalışan komşularının keyfini kaçırmıştır. Bu gelişme saldırı niteliğinde algılanmamalıdır.
Nükleer başlıklı füzelerin üretileceği tesislerin radyoaktif sızıntılara karşı güvenilirlik derecesi, reaktörlerde kullanılacak yakıt çubuklarının temin şekli, gizli yollarla Türkiye’den geçirilme olasılığı ve nükleer atıkların imha edileceği veya depolanacağı yerlerin sınırlarımıza yakın olması ciddî sorunlar yaratır.
Nükleer kazalar
Ayrıca nükleer kazalara karşı alınan önlemlerin kısa sürede sonuç vermediği de Çernobil faciası sonrası belleklerimizde tazeliğini korumaktadır. Sınır komşumuz Ermenistan’ın reaktörleri eskidir. Nükleer reaktörler tamamen barışçıl amaçlarla kurulsalar bile denetimden uzak ve dikkatsiz uygulamalar karşısında sızıntılara neden olabilir. Bunun sonuçlarını düşünmek bile istemem. İran’ın yaptığı da UAEK’nin denetiminden uzak bir çalışmadır.
Harp zamanında ise çarpışan devletlerin canı yandığı veya kesin sonuç almak istediği durumlarda nükleer başlıklı füzelerini kullanmayacaklarına dair garanti mi vardır?
İkinci Nagazaki ve Hiroşima’lardan uzak kalmak dileğiyle!