Avrupa Birliği, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü savaşa karşılık verdiği yaptırımların etkisini
artırmak amacıyla yeni bir paketi gündeme taşıyor. Bu paket kapsamında konuşulan en dikkat çekici
başlık ise Rusya’nın petrol gelirini sınırlandırmak için uygulanan tavan fiyat mekanizmasının daha da
aşağı çekilmesi. Ancak bu fikir, şu kritik soruyu yeniden gündeme getiriyor: ABD'nin desteği olmadan
AB böyle bir adımı atabilir mi?
Konunun hem teknik hem siyasi yönü var ve her iki boyut da birbirinden bağımsız değil. Avrupa
Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği revizyon önerisi, mevcut 60 dolar olan
tavan fiyatın 50 ya da 45 dolar seviyesine çekilmesini öngörüyor. İngiltere ve Kanada bu fikre sıcak
bakarken, ABD sessizliğini koruyor. Bu sessizlik ise sadece AB içinde değil, transatlantik ittifakın geneli
için karmaşık sonuçlar doğurabilecek türden.
GÖRÜNÜRDE BASİT AMA GERÇEKTE KARMAŞIK BİR SORU
Teknik açıdan bakıldığında AB’nin tek başına daha düşük bir fiyat sınırı uygulaması mümkün. Sonuçta
G7 ülkelerinin bu konuda bağlayıcı bir uluslararası hukuk metni yok. Her ülke, kendi iç hukuk sistemi
üzerinden yaptırımları hayata geçiriyor. Dolayısıyla AB de örneğin kendi sigorta ya da gemicilik
şirketlerine yönelik olarak, “Rus petrolü varil başına 50 doların üstünde satılırsa bu taşımaya hizmet
veremezsiniz” diyebilir.
Ancak iş burada bitmiyor. Öncelikle AB’de dış politika kararları ve özellikle yaptırımlar, üye ülkeler
arasında oybirliğiyle alınıyor. Macaristan gibi ülkelerin bu süreci veto etme ihtimali çok yüksek.
Özellikle Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın ABD’deki Cumhuriyetçilerle ve Trump’la yakın ilişkisi
düşünüldüğünde, Biden yönetiminin sıcak bakmadığı bir öneriye karşı çıkması neredeyse kesin.
Bir diğer sorun ise uygulamada çıkıyor. Diyelim ki AB tek başına bu adımı attı ve fiyat sınırını 50 dolara
çekti. Ancak ABD ve diğer G7 ülkeleri mevcut 60 dolarlık limiti korudu. Bu durumda dünya enerji
piyasasında çifte standart oluşur. Örneğin bir petrol tankeri aynı anda hem Avrupa’da yasak olan hem
de ABD’de serbest olan bir fiyattan işlem görebilir. Bu durum, gemicilik firmalarının ve sigorta
sağlayıcıların işlerini ciddi biçimde karmaşıklaştırır.
Enerji uzmanlarının belirttiği gibi, bu tür bir ikilik uygulamanın sahada etkili biçimde işlemesini
engeller ve en nihayetinde yaptırımların amacına ulaşamamasına yol açar.
SİYASİ VE JEOPOLİTİK DENGELERİN BELİRLEYİCİLİĞİ
Petrol fiyatına tavan getirilmesi fikri ilk kez Aralık 2022'de ABD öncülüğünde G7 ülkeleri tarafından
uygulamaya alındı. Amaç, Rusya'nın Ukrayna savaşını finanse etmesini sağlayan enerji gelirini
kısmaktı. Bu sistem Batı'nın küresel deniz taşımacılığı ve sigorta piyasasındaki ağırlığı kullanılarak
uygulanıyordu. Özellikle İngiltere merkezli Koruma ve Tazminat (P&I) sigortaları bu sistemin
omurgasını oluşturuyordu.
Ancak sistemin bazı açıkları zamanla ortaya çıktı. Rusya, “gölge filo” diye anılan, genellikle eski ve
sigortasız ya da alternatif sigortalı tankerlerden oluşan bir taşıma ağı kurdu. Bu filoyla başta Hindistan
ve Çin olmak üzere bazı ülkelerle ticaret yapmayı sürdürdü. Hatta bu ülkeler zaman zaman Rus
petrolünü alıp işleyip farklı bir etiketle yeniden pazarlayarak ambargoları dolaylı biçimde deldiler.
Bu durum, tavan fiyat uygulamasının beklenen etkiyi göstermesini büyük ölçüde engelledi. Rus Ural
petrolü hâlâ 60 doların üzerinde işlem görmeye devam ediyor. Bu nedenle AB, daha düşük bir sınır
belirleyerek Rusya’nın gelirlerini kısmayı yeniden denemek istiyor. Ancak bunu ABD ’siz yapmanın
riski çok yüksek. Çünkü bu adım yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda Batı içindeki siyasi birliği de
test eden bir adım olacak.
AB YALNIZ HAREKET EDERSE NE OLUR?
Diyelim ki AB, 27 ülkenin oybirliğiyle karar aldı ve yeni sınır 45 dolar oldu. Bu teknik olarak mümkün.
Ama bu kararın tek başına alındığı ortamda siyasi ve stratejik sonuçları olacaktır. Öncelikle, G7 içinde
çatlak görüntüsü oluşur. Ortak hareket etme kabiliyeti zedelenir. Bu durum, gelişmekte olan
ülkelerde, örneğin Brezilya, Güney Afrika ya da Endonezya gibi ülkelerde “Batı ittifakı kendi içinde bile
uzlaşamıyor” algısına neden olur.
Dahası, Rusya için de bu yeni durumu kullanmak kolaylaşır. Gölge filo sistemini daha da genişletme
fırsatı bulur. Farklı fiyat seviyeleri arasındaki boşluklardan faydalanarak petrolü farklı coğrafyalarda
daha rahat pazarlayabilir. ABD’nin, özellikle enerji piyasasında büyük aktör olan şirketlerinin mevcut
60 dolarlık sınırı uygulamaya devam etmesi, piyasada tek sesliliği engeller.
Bu nedenle enerji uzmanları, eğer AB tek başına hareket ederse bunun ancak sembolik bir değer
taşıyacağını söylüyor. Yani evet, Rusya üzerindeki baskı biraz artabilir. Ancak etkinlik, ABD ve diğer G7
ülkelerinin desteği olmadan sınırlı kalır.
SONUÇ: CESARET, KOORDİNASYON VE RİSK DENGESİ
Bugün AB’nin önünde net bir seçenek yok. ABD’nin bu konudaki gönülsüzlüğü, AB’yi ya tek başına
hareket etmeye ya da beklemeye zorluyor. AB’nin tek taraflı adımı teknik olarak mümkün ama siyasi
ve stratejik olarak oldukça riskli. Eğer Avrupa Birliği bu adımı yalnız atarsa, yaptırımın etkinliği
azalabilir, siyasi birlik imajı zedelenebilir ve Rusya yeni kaçış yolları bulabilir.
Ancak diğer taraftan, beklemek de savaşın finansmanını sağlayan Rus petrol gelirlerinin yüksek
kalması anlamına gelir. Bu da Ukrayna savaşının daha uzun sürmesine neden olabilir.
Bu nedenle AB için asıl mesele fiyat sınırını düşürmekten çok, bu adımı kimlerle ve nasıl atacağı
sorusunda düğümleniyor. ABD'nin desteği olmadan bu adımın etkisi sınırlı, hatta ters tepki
doğurabilir. Ancak Avrupa'nın ortak iradesi ve İngiltere gibi ülkelerin desteğiyle daha koordineli bir
şekilde atılacak adım hem ekonomik hem de siyasi olarak Moskova üzerindeki baskıyı artırma
potansiyeline sahip. Tüm mesele, cesaret ve koordinasyon arasındaki o hassas dengeyi bulmakta.