Bu yazıyı İran-İsrail Savaşı’nın insanlar üzerinde yarattığı olumsuzlukları anlatmak amacıyla yazmak istemiştim. Ancak yarın 28 Haziran ve I. Dünya Savaşı’nın başladığı gün… Çektiğimiz çileleri mutlaka fazlasıyla İran ve İsrail’deki masum insanlar çekiyordur. Yetmedi, ABD devreye girdi ve ağır bombalarla yüklü uçaklarla bu sabah İran’ın nükleer tesislerini vurdu. Tahrip etkisini bırakın patladığı zaman kulakları patlatacak, insanın aklını yerinden oynatacak bir ses düşünün… O şehirdeki bebekler, yaşlı insanlar, hastaları düşünün…
- Dünya Savaşı, 28 Haziran 1914’te başlamıştır. Sefer planlarını tamamlayan Osmanlı Devleti, 2 Ağustos’tan itibaren Çanakkale cephesinde yığınak yapmaya başlamıştır. 5 Ağustos’ta İngiltere Almanya’ya, 1 Kasım’da Rusya Osmanlı Devleti’ne, 5 Kasım 1914’te de İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmişti. Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletlerine savaş ilanı ise 11 Kasım 1914 günü olmuştu.
Olayların gelişimi
Seferberlik emrini alan Anadolu’nun 18-19 yaşındaki körpe fidanları, kendilerini uğurlamak için köy meydanlarında toplanan yaşlıların ve ana-babalarının ellerini öpüyor, nişanlısına ya da yavuklusuna utanarak kaçamak bakış atıyor ve davul-zurna eşliğinde uğurlanıyorlardı.
Osmanlı Devleti’nin İngiltere’ye sipariş ettiği ve parasını ödediği iki harp gemisi ambargo görmüş, tarafımıza teslim edilmemişlerdi. Ana kucağına muhtaç Anadolu çocukları, vatan savunmasına giderken,
***Almanya’nın Karadeniz’de sıkışıp kalmış 140 bin tonilato taşıma kapasitesindeki
gemileri kurtarmasını önlemek ve Boğazlarda hâkimiyet sağlamak istediğini,
***Bu niyeti sezen İngiltere ve Fransa’nın da Boğazlara hâkim olmak istediklerini,
***Çarlık Rusyası’na yardım etmek düşüncesinde olduklarını ve dünya Müslümanlarına
hükmedebilmek için Hilafet merkezine sahip olmak hayaline kapıldıklarını, nereden bileceklerdi?
O yiğitlerin içinde Balkan Harbi’ne katılanlar vardı ve oluklu demirle tanışmışlardı. Oysa bu savaş daha acımasız olacaktı. Çocukluk günlerinde dedelerinden babalarından kahramanlık anıları dinlemişler, “vatan sağ olsun” dediklerini duymuşlardı.
Bireysel kavgalardan kitlesel kıyımlara
Bireysel kavgaların kitlesel kıyımlara dönüşmesi ise, bir zenginlik ve cazibe alanı olan verimli tarım arazileri, yer altı zenginlikleri ve petrol havzalarının istilâ ve gasp edilmeleri sonucu olmuştur. ABD’nin demokrasi getireceğini vaat ederek Irak’a girişi ve bugüne kadar 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi, İnsan Hakları Dernekleri tarafından hiç umursanmıyor bile. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin varlığı da sanırım tartışılır hale gelmiştir.
Gün geçmiyor ki, Fransız ve İngilizlerin 19 ve 20’nci yüzyıllarda yaptıkları mezalim, görsel ve yazılı basında çıkmasın. İngilizlerin, 1930’lu yıllarda “Hindu askerler üzerinde hardal gazı denedikleri” şeklindeki haberler araştırılmış mıdır?1
Acıları hatırlamak
Milliyeti ne olursa olsun insanların yaşadıkları acılar unutulmuyor. Bunların günümüze yansıyan etkileri, müzelerde, mezarlıklarda ve anıtlarda ruh buluyor. Kardeşlik duygularını, ülkeler arasındaki ilişkileri, sevgi ve barışı sarsmayacak şekilde yapılan anıtları ziyaret ediyor, hatta izlerken duygulanıyoruz. Geçmişteki kötü anıları canlandırmak isteyen uygarlıktan nasibini almamış fanatikler, şiddet ve kaba davranış sergilemekten geri kalmıyorlar.
Geçtiğimiz yıllarda Almanya’da evi yakılan, Hollanda’da dövülen Türkler, Danimarka’da ve son olarak İsveç’te ortaya çıkan karikatür krizleri, bağnazlığın dahi sınırlarını zorluyor.
Emperyalist emeller
Dünya ulusları, insanlığın var oluşundan itibaren kendilerini kavga halinde bulmuşlardır. İlk zamanlarda belki taş baltaya veya mızrağa sahip olabilmek, belki yakalanmış bir hayvanı kapabilmek ve belki de sınırlarını kendi tayin ettiği arazisini savunmak amacıyla kardeşiyle, komşusuyla, kavmiyle kavgalı olmuştur. İnsanlık geliştikçe kültürler, bilgi seviyesi ve anlayış da gelişmiş ancak kavgalar daha değişik boyutlarda sürmüştür.
Emperyalist emeller peşinde koşmadığımız için yabancılara ve komşularımıza karşı kötü niyet beslemiyoruz. Ancak töre cinayetleri, kapkaç, gasp, hiç uğruna adam öldürmeler ve zaman zaman yabancıların aldatılmaları gibi adi suçlar nedeniyle sicilimizin biraz bozulduğu oluyor. Bu kanunsuz eylemler, mahkemeler yoluyla cezalandırılmaktadır. Kişiler arasında barış nispeten kolay sağlanmakla beraber, uluslar arasında çok zor şartlarla ve uzun sürede sağlanabiliyor. Önlem alınmazsa bu kin ve husumet ırkçılığa kadar varabiliyor.