SON DAKİKA
reklam
reklam

SATINALMA GÜCÜ PARİTESİNE GÖRE TÜRKİYE

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 2 Temmuz 2025, Çarşamba - 11:08   Okunma Sayısı:

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Euro stat) tarafından her yıl yayımlanan “Satın alma Gücü Paritesi” (SGP) verileri, ülkeler arası fiyat düzeylerini ve buna bağlı olarak hayat pahalılığını kıyaslamaya imkân verir. SGP verileri, ülkelerdeki aynı mal ve hizmet sepetinin, yerel para cinsinden ne kadar fiyata satın alınabileceğini gösterir. Bu da ülkelerin döviz kuru üzerinden değil, fiili alım gücü üzerinden karşılaştırılmasını sağlar. Böylece sadece kurlar değil, hayatın gerçek maliyeti görünür hale gelir.

Bu verilerde esas alınan endeks 100’dür. Eğer bir ülkenin fiyat düzeyi endeksi 100’den büyükse o ülke pahalı, küçükse o ülke ucuz olarak tanımlanır. Türkiye’nin 2024 yılına ait endeks değeri 53’tür. Bu, Avrupa Birliği ortalamasına göre oldukça düşük bir seviyedir. Peki bu ne demek oluyor?

TÜRKİYE: AVRUPA’DA EN UCUZ ÜLKE AMA NEDEN?

Türkiye’nin fiyat düzeyi endeksinin 53 olması, şu anlama geliyor: Avrupa Birliği ülkelerinde 100 Euro’ya alınan bir mal ve hizmet sepeti, Türkiye’de yalnızca 53 Euro değerinde Türk Lirası karşılığına denk geliyor. Yani Avrupalı biri Türkiye’ye geldiğinde aynı alışverişi neredeyse yarı fiyatına yapabiliyor. Bu durum yabancı turistler açısından “cazip” bir görünüm sunsa da Türkiye'de yaşayanlar için çok da iç açıcı değil.

Neden mi?

Çünkü burada mesele sadece “ucuzluk” değil. Asıl mesele gelir düzeyinin bu fiyatlarla birlikte değerlendirilmesidir. Eğer Türkiye’de maaşlar da düşükse – ki öyle – fiyatların ucuz olması halk için reel bir rahatlık yaratmaz. Örneğin Avrupa’da 3.000 Euro maaşla yaşayan biri için 1.000 Euroluk bir alışveriş olağanken, Türkiye’de 20.000 TL maaş alan biri için 10.000 TL’lik bir harcama ciddi bir yüktür. Yani fiyatlar görece ucuz ama alım gücü de çok düşük.

Bu yüzden, Türkiye’nin Avrupa’nın “en ucuz ülkesi” olması, aynı zamanda Avrupa’nın “en düşük gelirli” ülkelerinden biri olduğu anlamına da geliyor.

EN PAHALI ÜLKE: İSVİÇRE

Rapora göre, Avrupa kıtasında tüketim malları ve hizmetleri açısından en pahalı ülke İsviçre oldu. Endeks değeri 174’e kadar çıkmış. Bu, Avrupa ortalamasının yüzde 74 üzerinde. İsviçre’nin yüksek fiyat seviyeleri, elbette yüksek gelirlerle dengeleniyor. Yani orada pahalı olan hayat, yüksek maaşlarla bir şekilde telafi edilebiliyor.

Türkiye’de ise durum tam tersi: Görece ucuz fiyatlar, düşük maaşlar nedeniyle halk için bir avantaj oluşturmuyor.

TÜRKİYE’DE HANGİ KALEMLER DAHA PAHALI?

Fiyat düzeyi sadece genel değil, alt başlıklar üzerinden de incelenmiş. Ve bu tabloya göre Türkiye'de bazı kalemlerde fiyatlar Avrupa ortalamasının bile üstünde:

Kişisel Ulaşım Araçları (Otomobil, motosiklet, bisiklet): Endeks 136. Yani Türkiye’de araba almak, Avrupa ortalamasına göre daha pahalı. Sebebi çok net: ÖTV, KDV, kur farkı. Türkiye’de otomobil adeta bir lüks. Çoğu kişi için ulaşılmaz durumda.

Gıda ve Alkolsüz İçecekler: Endeks 77. Temel gıda ürünlerinde bile Avrupa’ya göre pahalıyız. Ekmekten sebzeye, sudan meyve suyuna kadar her şeyde hissedilen bu pahalılık, en çok dar gelirliyi vuruyor. Bu da enflasyonun doğrudan sofralara yansıdığını gösteriyor.

Alkollü İçecek ve Tütün: Endeks 60. Burada görece düşük bir fiyat seviyesi var gibi görünse de Avrupa'daki yüksek vergiler bu endeksin düşük çıkmasında etkili. Türkiye’de özellikle sigara ve alkollü içkilerde vergi yüksek ama yine de Avrupa ortalamasının altında kalıyor.

Giyim: Endeks 69. Türkiye’de tekstil üretimi yaygın olduğu için, bu alanda fiyatlar görece düşük. Ancak bu düşüklük bile, artan enflasyon ve azalan alım gücü nedeniyle vatandaş için bir avantaja dönüşemiyor.

Tüketici Elektroniği: Endeks 67. İthal ürünler olduğundan dolayı kurdan ciddi etkileniyorlar. Türkiye’de telefon, bilgisayar, televizyon gibi cihazlar hâlâ pahalı.

Lokanta ve Oteller: Endeks 69. Turizm sektörünün fiyatlarını belirlerken rekabet gücü göz önünde bulunduruluyor. Türkiye’deki turistik hizmetler Avrupa ortalamasının oldukça altında fiyatlarla sunuluyor.

GENEL YORUM: UCUZLUK YOKSULLUĞU GİZLEYEMEZ

Türkiye’nin ucuz bir ülke olması ilk bakışta kulağa güzel gelebilir. Ancak bu ucuzluk, düşük gelirlerin, yüksek vergilerin, artan enflasyonun ve zayıflayan alım gücünün bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Gerçekte “ucuz” olan şey sadece fiyatlar değil; emeğin karşılığı, yaşam kalitesi ve refah düzeyi de aynı oranda düşmüş durumda.

Yabancı turistler için uygun fiyatlı bir ülke olabiliriz. Ama kendi vatandaşlarımız için temel ihtiyaçlara ulaşmanın her geçen gün zorlaştığı, otomobilin lüks sayıldığı, gıdanın bile zor erişilen bir hale geldiği bir ekonomik yapı içindeyiz.

Dolayısıyla bu veriler, yalnızca fiyatları değil; ekonomik eşitsizliği, gelir yetersizliğini ve sosyal adaletsizliği de ortaya koyuyor. Türkiye’deki fiyat seviyelerinin düşüklüğü bir avantaj değil, yapısal ekonomik sorunların dışa vurmuş halidir.

Sonuç: Türkiye’de hayat, Avrupalıya göre ucuz olabilir. Ama Türkiye’de yaşamak, Türkiye’deki insanlar için her geçen yıl daha da pahalı hale geliyor. Bu da refahın değil, yoksulluğun sessiz bir göstergesi olarak okunmalıdır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam