SON DAKİKA
reklam
reklam

Teknolojik gelişmelerin perde gerisindeki mahzurları

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Temmuz 2025, Çarşamba - 10:28   Okunma Sayısı:

Albert Einstein, atom yapmayı ABD’ye öğretmiş ama ABD’nin Japonya’ya attığı bombayı ve yıkımı görünce çok üzülmüş. III. Dünya Savaşı’nda hangi silahların kullanılacağı sorusuna, “Bilmiyorum. Ama size dördüncüsünde taş kullanacaklarını söyleyebilirim” demiş.
Taş mı kullanılır, mızrakla mı savaşılır, elde ok, yay ve kılıçla mı savaşa gidilir, bunu şimdiden bilemeyiz.
Bir konvansiyonel savaşta ilk yapılacak işleri basit tümcelerle şöyle açıklamak mümkündür:
**Düşmanı arayıp bulmak için görünmeden görmek, ölmeden dönmek,
**Muhaberesiz muharebe edilemeyeceğini bilmek,
**İstenen yer ve zamanda hava üstünlüğü, ateş yoğunluğu sağlayabilmek,
**Çabuk kararlar alıp hızlı hareket edebilmek…

II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında ortaya çıkan türbin motor, nükleer güç ve hemen sonrasında gelişen roket, füze ve yakıt teknolojileri, üçüncü nesil savaş teknolojilerinin ve ordularının belirleyici unsurları olmuştur.
Günümüzde dünya orduları arasındaki ayrım nükleer teknolojiye ve füze teknolojisine sahip olup olmadığına göre yapılmaktadır. Nükleer bombalara ve bu bombaları uzağa taşıma kapasitesi olan füze teknolojilerine sahip olan ordular Konvansiyonel sistemlere dayalı ordulardan ayrışarak küresel güçler haline gelmişlerdir.

Teknolojik gelişmeler
Bunlar dünden beri uygulanan ilkelerdir. Hatta bugün için de geçerlidir. Ancak insanlık, giderek daha karmaşık bir yapıya sahip olan bilgisayar sistemlerine bağımlı hale gelmektedir.
Gelişmekte olan teknolojiler; yapay zekâ, otonom sistemler, kullanılma ve uygulanılması uzun yıllar gerektirse de kuantum sensörleri, gelişmiş elektronik bilimi orduların kabiliyetlerinin dönüşmesine neden olmaktadır. Her yerde bulunan sensörler her geçen gün daha fazla miktarda veri üretmekte, makineler daha küçük, daha akıllı ve daha özerk hale gelmektedir.
Yapay zekâ yetenekleriyle sürekli geliştirilen sensörler, yapay zekâ algoritmaları ve otomatik sistemlerin birleşimiyle donatılan otonom gemiler muharebe sahasına sürülmek üzere donatılmaktadır.

Ateş ve muhabere
Ateş oranı, ateş yoğunluğu veya silahların hızlı ateş edebilme yeteneği, lazerler, yüksek güçlü mikrodalgalar ve diğer yönlendirilmiş enerji silahları gibi yeni teknolojiler sayesinde hızlanacaktır. Ancak ateş oranını gerçekten artıracak olan şey, hedeflerin tanımlanabileceği zaman ile saldırıya uğrayabilecekleri zaman arasındaki süreyi azaltacak akıllı sistemlerin ortaya konuluyor olmasıdır.
Muhabere veya iletişim kurma şekli de geleneksel iletişim ağlarını ortadan kaldıracak, bu sistemin yerini yüksek hızlı veri taşıma teknolojisine dayanan bilgi ağları alacak, kuantum bilimi, iletişimi ve bilgi işlemlerini dönüştürecek, kırılmaz şifreleme yöntemlerini mümkün kılacaktır.
Bu çabalar dünyamız için gereklidir ve halen de üzerinde çalışılmaktadır. Oysa yarının uzay savaşları için de çalışmalar yapılmaktadır. Uzay araçları diğer uzay araçlarına karşı manevra yapabilecek ve yörünge silahları savaşa dahil olabilecek şekilde dizayn edilip donatılmaktadır. Böylece uzay kaynaklı siber saldırılar, iletişimin bozulması, elektronik savaş ve bir sistemin yazılımına yapılan saldırılar, bir sistemin donanımını hedef alanlar kadar önemli hale gelecektir

Hassasiyet artmaktadır
Teknolojik gelişmeler ne kadar ileri düzeyde olursa olsun hassasiyet de o derece artmaktadır. Nükleer ateşleme sistemlerinin kontrolünde zafiyet oluşturacak ve füzelerin geriye dönmesini veya durdurulmasını mümkün kılmayacaktır.
Ellerinde nükleer silah bulunduran ülkelerin karşı istihbarat veya istihbarata karşı koyma örgütleri, bilgisayar korsanlarını kullanarak, virüsler üreterek yapay zekânın yanlış karar vermesine yol açabilirler.
**Siber saldırı tehlikesiyle birlikte yanlış alarm verdirilebilir,
**Bir kontrol sistemi bir füzenin gelmekte olduğuna inandırılabilir…
Nükleer gücü olan ülkeler, konvansiyonel silahların kullanıldığı bir savaşta bile nükleer silahlarını kullanma haklarına sahiptirler, ama ateşlenen bir füzeyi havada imha etme projeleri üzerinde de çalışmaktadırlar.

İlk kullanan olmama ilkesi
ABD’nin ve Çin’in prensip edindiği olumlu bir yaklaşım olarak kabul edilebilir. Özellikle Çin’in, nükleer malzeme içeren savaş başlıklarını, füzelerden (fırlatma sistemi) ayrı yerlerde tutması bunu teyit etmektedir. Bu yaklaşımlar karada konuşlandırılmış silahlar içindir. Ancak denizaltından nükleer füzelerin fırlatılması konusunda neler yapılıyor? Bu konuda bir çalışma olup olmadığı bilinmemektedir.
Nükleer silahların kullanılması iki hasım ülkenin birbirlerine karşı ilk müdahale adımını atması şeklinde düşünülürse de istenmeyen olaylar, bazen kazalar, bazen de siber saldırılar sayesinde ortaya çıkabilir.
Alkol alan veya ilaç kullanan veya bir amir kontrolünde olmayan insanların insanların da bir hareketlenmeye yol açabileceği göz ardı edilmemelidir. Klasik de olsa bir tatbikatta Muavenet muhribimizin ABD destroyerinden atılan füzeyle vurulması böyle olmuştu.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam