SON DAKİKA
reklam
reklam

ALMANYA’DA MAĞAZA HIRSIZLIĞI REKOR KIRARKEN, TÜRKİYE’DE DE SESSİZ BİR YÜKSELİŞ VAR

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 11 Temmuz 2025, Cuma - 13:09   Okunma Sayısı:

2024 yılı itibarıyla Almanya’da açıklanan mağaza hırsızlığı verileri yalnızca perakende sektörünü değil, aslında tüm sosyal yapıyı ilgilendiren bir uyarı niteliği taşıyor. EHI Perakende Enstitüsü'nün verilerine göre, ülke genelinde yapılan sayımlarda yaklaşık 5 milyar euro değerinde ürünün mağaza raflarından eksik olduğu tespit edildi. Bunun büyük kısmı, organize çeteler ve bireysel hırsızlıklar sonucu yaşandı. Ancak mesele sadece Almanya’nın değil. Benzer bir görünmeyen kriz Türkiye’de de her geçen gün daha fazla su yüzüne çıkıyor.
GIDA HIRSIZLIĞI: GEÇİMİN YENİ EŞİĞİ
Almanya’da yaşanan mağaza hırsızlıklarının yaklaşık 2 milyar euroluk kısmı sadece gıda marketlerinde gerçekleşti. Bu, artık çalınan şeylerin cep telefonu, parfüm, elektronik alet değil, yiyecek ve içecek gibi temel yaşam malzemeleri olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de ise benzer bir durum uzun süredir sessizce yaşanıyor. Büyük zincir marketlerin kasiyerleri, yöneticileri ve güvenlik görevlileriyle yapılan bireysel görüşmelerde, gıda ürünlerinin küçük parçalara ayrılarak çalındığı, su şişelerinden sütlere kadar her şeyin hedefte olduğu ifade ediliyor. Özellikle çocuk mamaları, protein ürünleri, zeytinyağı, kaşar peyniri gibi pahalı ama zorunlu ürünler raflardan en çok eksilen kalemler arasında.
Bu da bize şu soruyu sorduruyor: Bir toplumda gıda çalınmaya başlandıysa, orada artık yalnızca ekonomik kriz değil, ahlaki ve sosyal bir bunalım da başlamış demektir.
TÜRKİYE'DE VERİ YOK, AMA GÖRSEL KANITLAR ÇOK
Almanya’da bu konuda şeffaf ve sistemli bir veri paylaşımı varken, Türkiye’de benzer rakamlar kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmıyor. Fakat görünen köy kılavuz istemiyor.
Marketlerin kasa öncesine taşınan deterjanlar, kilitli raflara konulan bebek mamaları, 100 gramlık peynirlerin ayrı kutulara alınması...
Yerel marketlerde çalışan personelin cebinden çıkan ürün fiyatlarını ödediğine dair sosyal medyada sıkça rastlanan paylaşımlar...
“Çalanla uğraşamıyoruz, yazık” diyerek bazı ürünleri polise bile haber vermeden sineye çeken esnaf hikâyeleri...
Bunlar, resmi istatistiklere yansımayan sosyal gerçekliklerdir. Kayıt dışı hırsızlık, yalnızca marketleri değil, güvenlik algımızı da aşındırıyor.
EKONOMİK ZORLUKLAR, SUÇ ORANLARINI BESLİYOR
Almanya’da yaşanan ekonomik durgunluk, konut kiralarının artışı ve işsizlik, mağaza hırsızlıklarını tetikleyen başlıca nedenler arasında. Türkiye’de de aynı nedenler fazlasıyla mevcut. Hatta bazı açılardan durum Almanya’dan daha da zor:
İşsizlik: TÜİK’e göre işsizlik oranı resmi olarak %8-10 bandında seyretse de genç işsizlik %20’lere dayanmış durumda. Üniversite mezunu gençlerin büyük kısmı işsiz ya da güvencesiz işlerde.
Barınma krizi: Türkiye’de asgari ücretli bir çalışanın ortalama şehir merkezinde ev kiralaması neredeyse imkânsız hale geldi. İstanbul’da ortalama kira 25-30 bin TL’ye ulaşırken, asgari ücret 22104TL.
Gıda enflasyonu: 2025 Haziran ayı itibarıyla yıllık gıda enflasyonu %40'in üzerinde. Bu, her ay sofraya konulan ekmeğin, süt ürünlerinin, meyvenin, sebzenin daha da pahalı hale geldiği anlamına geliyor.
Bu ekonomik gerçeklikler içinde hayatta kalmaya çalışan vatandaşlar için ahlaki sınırlar da esnemeye başlıyor. Ve burada mesele yalnızca “çalmak” ya da “çalınmak” değil. Mesele, “hayatta kalmak için neyi göze alabiliriz?” noktasına evrilmiş durumda.
TÜKETİCİYE DE FATURA ÇIKIYOR
Almanya’da mağaza hırsızlıkları dolayısıyla vergi kaybı 570 milyon euro olarak hesaplandı. Türkiye’de de bu tip kayıpların kamu maliyesine dolaylı etkisi büyük. Fakat daha çarpıcı olan şu: Güvenlik önlemleri için harcanan para, fiyatlara yansıyor.
Zincir marketler artık kamera sistemlerini, dedektörleri, güvenlik personelini arttırıyor. Bu da ürün başına maliyeti yükseltiyor. Sonuç olarak bu maliyet, market hırsızlığından hiç haberi olmayan emeklinin, asgari ücretlinin alışveriş fişine yansıyor.
Yani bir markette yaşanan hırsızlık sadece o dükkânın zararı değil; hepimizin cebinden çıkan görünmeyen bir bedel.
SOSYAL DEVLET OLMADAN GÜVENLİK OLMAZ
Almanya’daki rapor, güvenlik önlemlerinin yetmediğini, organize suçların hızla profesyonelleştiğini ve temel sorunun derinleşen sosyal eşitsizlik olduğunu açıkça söylüyor. Aynı durum Türkiye için de geçerli. Çünkü kamera sistemleri, alarm cihazları ya da güvenlik görevlileri sadece semptomu tedavi eder. Asıl mesele, “niçin insanlar çalmak zorunda hissediyor?” sorusunda yatıyor.
Bu noktada çözümün adresi ekonomi politikalarında, sosyal yardımlarda, eğitim ve istihdamda yatıyor. Türkiye’de sosyal yardımlar sınırlı, geçici ve çoğu zaman siyasi dayatmalarla şekilleniyor. Uzun vadeli sosyal refah politikaları, yoksulluğu azaltmadıkça, mağazalara takılan kilitler, sokaklardaki vicdanları çözmeyecek.
SONUÇ: GÖRÜNMEYEN KIRILMA DERİNLERDE YAŞANIYOR
Almanya’da raflardan kaybolan 5 milyar euroluk ürün, aslında ekonomik krizle sosyal adaletsizlik arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ise bu bağ, henüz açık açık konuşulmuyor. Ama market raflarındaki kilitler, kasa önüne taşınan sabunlar, plastik kutulara konulan peynirler bize yeterince şey anlatıyor.
Bu tablo, yalnızca market sahiplerini değil, bizi biz yapan toplumsal yapıyı tehdit ediyor. Eğer bir ülke, vatandaşının doymasını sağlayamıyorsa; yalnızca hırsızlık değil, umutsuzluk da büyür. Ve bu, en büyük sosyal maliyettir.
Ekonomi düzelebilir, fiyatlar düşebilir. Ama aşınmış güven, zedelenmiş vicdan ve “geçinmek için çalmak mubah mı?” tartışması kolay kolay onarılamaz.
Kaynak: Euronews

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam