Geçen ay Başak ile vapurdayız. O haber peşinde, ben de bir şeyler yazma çabası
içindeydim. Benim tanıdığım iki delikanlı yanımıza geldi, onlara da çay ısmarladık. Çaylarını
içerlerken yazılarımı okuduklarını, bir yazım hakkında eleştirileri olduğunu ve anlatmak
istediklerini söylediler. Dinlemeye başladık gençleri…
Yazımda, “Gurup vaktinde Kadıköy’den Karaköy’e bakınca o sahilin adeta yangın içinde
olduğunu sanırsınız…” demişim. Burada “gurup” sözcüğüne takıldıklarını ve doğru yazım
şeklinin “grup” olduğunu söylediler.
Yazdığım yazıları iğnenin gözünden geçecek şekilde defalarca okurum. Gazetemizin her
şeyi olan sevgili Başak da benim gibi titizdir. Gönderdiğim yazıların TDK yazım kurallarına
uygun olup olmadığını kontrol eder. Gençlerin bu istekleri karşısında kendisinin cevap
vermek istediğini söyledi.
Gülücüklü bir çehreyle, üstten bakmadan ve onları kırmayacak şekilde elindeki telefonu
açtı ve google’a tdk… gurup ve grup sözcüklerini yazdı. Her iki sözcüğün de açıklamalarını
okudu.
“Gurup” sözcüğü akşam vakti, güneşin batışı anlamına gelir ve ay, güneş, yıldız vb. gök
cisimlerinin ufkun altına inmesini tanımlar. “Grup” ise küme, ekip anlamlarını taşır ve
özellikleri olan varlıklar, nesneler bütününü tanımlar, diyerek söze girdi. Burada Yahya
Kemal’in “Hayal Şehir” isimli şiirinden de örnek verdi. 1
Hayal Şehir
Git bu mevsimde gurup vakti, Cihangir’den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan.
*** *** ***
Geçen dönem yerel seçimlerde Başak’la Maltepe ilçemizde partilerin ofislerine gitmiş,
vatandaşlarla adaylar arasındaki konuşmaları hiç müdahil olmadan izlemiştik. 40 yaşın
üstünde aday olan kişilerin siyasete sonradan girdiği, niyetlerinin mevki veya nüfuz elde
etmek, biraz da yeni kazanç kapısı oluşturmak olduğunu sezmiştik. İlçenin sorunlarını
çözmekten uzaktılar. Bir keresinde de bir adaya “Sizce bu ilçenin en önemli sorunu nedir?”
diye sorduğumuzda ülkenin genel sorununu başa koymuş ve “İşsizlik” demişti.
Bir diğer partinin adayına İngilizce bilip bilmediğini sorduğumuzda ise, “Siz beni mi
sorguluyorsunuz? diye çıkışmıştı. Biz salondan çıktıktan sonra Başak, “Aday adayının önce
sakin olmayı, vatandaşın sorularına hoşuna gitmese bile edepli cevap vermeyi bilmesi
gerekir” demişti. Haklıydı. Burası sahilde turistik bir ilçeydi. Bu kişi belki kendi işinde
başarılı olabilirdi, ama siyasete atılmakla aynı liyakati gösteremeyebilirdi.
*** *** ***
Bu liyakatsizlik sadece bugün ortaya çıkmış bir konu değildir. 1631 yılında IV. Murat’a
yazdığı “Risale”sinde Osmanlı aydınlarının hissiyatını dile getiren Koçi Bey, “Bu aydınlar,
toplumun ve devletin bir buhran veya dönüşüm geçirdiğinin, kendi ifadeleriyle ‘nizam-ı âleme
ihtilâl, reaya ve berayaya infial’ geldiğinin farkına varmışlardır.” demektedir. Neyzen Tevfik
ise, 1910 yılında yazdığı dörtlükte yöneticileri niteliksizlikle suçlamıştır. 2
Gitti ama Çırağan, geldi tedabir-i harik,
Çıktı eski kovalar, kadroya girdi yeniler.
Öyle bollaştı ki, her dairede şimdi kova,
Gelen erbab-ı mesalih kullansa bile yeter.
*** *** ***
Goethe’nin şiirlerini beğenir ve boş zamanlarımda okurum. Bazı şiirlerin beni anlatmaya
çalıştığını sandığım anda hepimizi anlatmaya çalıştığı yargısına varırım. “Kitap kurdu”
diyebileceğim Başak’a da bu kitaptan bir tane hediye etmiştim. İşte şiirlerden birisi:
Mezar Yazıtı
Çocukken içine kapalı ve inatçı,
Delikanlıyken cüretkâr ve gösteriş meraklısı,
Yetişkin adamken eylem yanlısı
Yaşlıyken düşüncesiz ve tumturaklı
Şöyle olacak senin mezarının yazıtı:
Buradaki de herkes gibi insandı!
*** *** ***
Milli hislerinin yüksekliğiyle biliyorum Başak’ı… E. Müteveffa Kıbrıs gazisi Haluk
Üstügen ile yaptığımız röportajda soruları kendisi hazırlamıştı. Cevaplarını aldıkça gözleri
dolu dolu oluyor, heyecanını gizlemeye çalışıyordu. Konuları çok yönlü ele alıyor, mutlaka
teyidini araştırıyor ve ondan sonra yazıyordu.
Tarihi günlerde çıkacak yazılarımda bir eksiklik olmaması için önceden koordine yapması
çok önemlidir. Kendisine teşekkür ediyorum.