Dünya Savaşları
I.Dünya Savaşı 1914’te başlayıp 1918’de bitmişti. 40’tan fazla ülkenin dahil olduğu bu savaş, 28 Haziran 1918’de Almanya ile İtilâf Devletleri arasında yapılan Versay Antlaşması, 10 Eylül 1919’da Avusturya ile Saint Germain Antlaşması, 27 Kasım 1919’da Bulgaristan ile Nöyyi Antlaşması, 6 Haziran 1920’de Macaristan ile Trianon Antlaşması, 10 Ağustos 1920’de Osmanlı İmparatorluğu ile toprak gaspına dayanan Sevr Antlaşması imzalanmıştır.
Fiili olarak dört yıl süren ancak hukuken altı yılda sonuçlanan I. Dünya Savaşı’ndan yaklaşık 20 yıl sonra II. Dünya Savaşı1 Eylül 1939’da başlamış, hukuken 2 Eylül 1945’te sona ermiştir. Harekât alanı Avrupa, Kuzey Afrika, Pasifik Okyanusu, Güneydoğu Asya, Orta doğu ve Akdeniz idi. Sonunda Müttefikler kazandı. ABD ve SSCB gibi süper güçler ortaya çıktı. NATO ve Doğu Bloku olmak üzere iki kutuplu güç dengesi oluşunca Soğuk Savaş ortamı başlamıştır.
Avrupa’da diktatörlükler yıkılmış, Avrupa ve Asya’da ülke sınırları değişmiş, Almanya ikiye bölünmüştür.
Ortaya çıkan sonuç
Milyonlarca kilometre kare toprak üzerinde sürdürülen harekât serilerinde en ağır silahlar acımasızca kullanılmıştır. İnsanlık birbirinin gırtlağına çökmüş, milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, sürgünler, göçler, hastalıklar yaşanmıştır.
Boğazlaşmanın odak noktası petrol ve toprak gaspıydı. Bugün aynı topraklar üzerinde yine insanlar birbirini boğazlıyor; ama ne hikmetse bu çirkef, Amerika Kıtası’na hiç bulaşmıyor. Odak noktasında da değişiklik yoktur. “Soğuk Savaş” dönemi bile bugün “Suratsız Savaş” diyebileceğimiz kadar sinsi olmamıştır.
Dün yaşananlar
I.Dünya Savaşı biteli beş yıl olmuş, bu süre içinde Türkiye, bir de Kurtuluş Mücadelesi vermiştir. Kuruluş temellerini atmak ve devletin tapusunu almak için 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması’na katılır. İngiltere Lozan görüşmelerine Musul Sorunu’nu getirir.
Aslında İngiltere, Mondros Mütarekesi’nin 7’nci maddesine dayanarak, antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Musul’u işgal etmişti. Millî Mücadele’nin zor koşulları içinde TBMM Hükümeti bu bölgeyle ilgilenememişti...
Türkiye, Lozan Konferansı’nda Musul ve Kerkük’ün Misak-ı Millî sınırları içerisinde yer aldığını söyleyerek İngiltere’den Musul’un kendisine bırakılmasını istemiştir. Fakat İngiltere, bu bölgenin geleceğinin Milletler Cemiyeti’nin kararına bırakılmasını savunmuştur.
Haliç’te konferans
Musul Sorunu’nun çözümlenmesi için İngilizlerle ilk kez 1924 yılında İstanbul’da Haliç Konferansı’nda görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde İngilizlerin Musul vilayetinin yanı sıra Hakkâri’yi de talep etmeleriyle anlaşmaya varılamamıştır. Haliç Konferansı’nın başarısızlıkla sona ermesinden sonra İngilizler isteklerini zorla kabul ettirmek için bazı olayları bahane ederek Türk hükümetine bir ültimatom vermişlerdir.
Ültimatomda, istekleri kabul edilmeyecek olursa askeri girişimlerde bulunacaklarını açıklamış olan İngilizlere Türk hükümeti, sınırlarını ve bağımsızlığını korumak için her türlü önlemi alacağını bildirerek karşılık vermişti. Bu kesin karar karşısında, İngiltere hükümeti herhangi bir harekette bulunmaya cesaret edememiş; ama Doğu Anadolu’da Şeyh Said İsyanı’nın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye gerekli askeri harekâtı yapamamıştır.
Şeyh Said Ayaklanması
Ayaklanma, İngilizlerin Lozan’a taşıdığı Musul görüşmeleri çıkmaza girince İngilizler, Doğu Anadolu’yu karıştırma faaliyetlerine girişmişlerdir. Şeyh Said’in ayaklanması, Dicle’de jandarmalara silahlı mukavemet le başlamış, kısa sürede Diyarbakır-Elâzığ-Çemişgezek-Kiğı-Hınıs-Bulanık-Muş-Silvan’da gelişmiştir. 13 Şubat 1925’te başlayan ayaklanmanın amacı Kürtçülük hareketi olmakla birlikte gerçekte Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet rejimine karşı duyulan hoşnutsuzluktur.
Cumhuriyet döneminin en büyük ayaklanmasıdır. Bölgede beş kolorduluk kuvvetin kullanılmasını gerektirmiştir. Ayaklanma 31 Mayıs 1925’te bastırılmış ve bölge temizlenmiştir. Böyle bile olsa müteakip yıllar bölgede çıkacak olan birçok ayaklanmanın tohumlarını atmıştır.
Sorun Milletler Cemiyeti’ne taşınıyor
1926 yılında Musul Sorunu, Milletler Cemiyeti’ne götürülmüştür. Sorun burada da çözümlenemeyince Yüksek Adalet Divanı’na havale edilmiştir. Burada da olumlu bir sonuç alınamayınca Ankara’da konu üzerinde yapılan görüşmeler bir anlaşma ile sona ermiştir.
Sonuç olarak 5 Haziran 1926 tarihinde Ankara’da antlaşma imzalanmış, 7 Haziran 1926 tarihinde TBMM’de onaylanarak kabul edilmiştir.
(Devam edecek)