SON DAKİKA
reklam
reklam

FED’İN FAİZ KARARI VE TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 2 Ağustos 2025, Cumartesi - 11:19   Okunma Sayısı:

ABD Merkez Bankası (Fed), 2025 yılının beşinci toplantısında, politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tuttu. Aslında bu karar, sürpriz sayılmaz; zira piyasa oyuncuları, son haftalarda FED’in “bekle-gör” politikasına devam edeceğini öngörüyordu. Ancak kararın kendisi kadar, Fed Başkanı Jerome Powell’ın sözleri ve ABD Başkanı Donald Trump’la yaşanan gerilim, dünya ekonomisi açısından yeni ipuçları verdi. Peki bu gelişmenin Türkiye’ye nasıl yansıyacağına dair ne söyleyebiliriz? Gelin hem FED’in kararının ardındaki dinamikleri hem de Türkiye ekonomisine olası etkilerini derinlemesine değerlendirelim.

ABD’de “ılımlı kısıtlayıcı” duruşun sürmesi ve Trump’ın baskısı

Fed, geçtiğimiz yılın son çeyreğinde peş peşe yaptığı faiz indirimleriyle, yüksek faiz dönemini “yumuşak bir geçişle” sonlandırma sinyali vermişti. Ancak 2025 yılına girildiğinde, ABD ekonomisindeki büyüme ve istihdam rakamları beklentilerden güçlü geldi; enflasyon ise FED’in hedeflediği seviyenin üzerinde seyretti. Böylece Fed, 2025’in başından bu yana faizleri değiştirmeyerek, bir tür “denge politikası” izlemeye karar verdi.

Bu toplantıda da tablo değişmedi: Fed, ekonominin hâlen güçlü bir zeminde olduğunu ve mevcut faiz seviyesinin “ılımlı kısıtlayıcı” bir duruş sağladığını düşünüyor. Powell’ın ifadelerine göre, henüz faiz indirimi gerektirecek kadar güçlü bir yavaşlama veya risk görmüyorlar.

Öte yandan, ABD Başkanı Trump’ın “Eylül’de faiz indirilsin” baskısı dikkat çekici. Trump, yaklaşan seçim dönemi nedeniyle ekonominin hız kazanmasını, istihdamın artmasını ve tüketici güveninin yükselmesini istiyor. Ancak Powell’ın, “Eylül ayıyla ilgili henüz bir karar vermedik. Gelen verileri bekleyeceğiz,” demesi, FED’in siyasi baskılardan bağımsız kalma konusundaki kararlılığını da bir kez daha ortaya koydu.

Küresel dengeler ve finansal piyasalar: Türkiye nasıl etkilenir?

FED’in faiz kararları, sadece ABD iç piyasalarını değil, gelişen ülkeler başta olmak üzere dünya finans piyasalarını doğrudan etkiliyor. Çünkü dolar hâlâ dünyanın rezerv parası ve ABD tahvil faizleri, küresel sermaye akımlarının yönünü belirlemede kilit rol oynuyor.

Faizlerin sabit kalması; doların aşırı güçlenmesinin önüne geçebilir, küresel risk iştahını destekleyebilir. Bu da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kısa vadede nefes almasını sağlayabilir. Nitekim FED’in “şimdilik bekle-gör” politikası sayesinde, yabancı yatırımcıların Türkiye gibi piyasalara olan ilgisi bir nebze daha canlı kalabilir.

Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Türkiye’nin risk primi hâlâ yüksek, enflasyon sorunuyla mücadele sürüyor ve döviz talebi yüksek. FED’in bir sonraki adımı –örneğin eylül ayında olası bir faiz indirimi– sermaye girişlerini destekleyebilirken, tam tersi bir tutum sermaye çıkışını hızlandırabilir. Bu da döviz kurları ve borsa üzerinde dalgalanmalara yol açabilir.

Enflasyon, kur ve dış borç denkleminde FED’in rolü

Türkiye’de ekonomi yönetiminin en çok dikkat ettiği alanlardan biri de dış borcun döviz cinsinden maliyetidir. FED’in faizleri sabit tutması, dolar cinsi borçlanmanın maliyetini kısa vadede sabit kılar. Bu, özellikle dış borcu yüksek şirketler için kısmen olumlu bir haber.

Öte yandan, enflasyon tarafında FED’in tutumu, Türkiye’deki fiyat artışlarını dolaylı da olsa etkiler. Çünkü güçlü bir dolar, ithal ürünlerin maliyetini artırır; zayıf dolar ise tersine bir etki yaratabilir. FED’in faizleri düşürmesi doların değerini küresel çapta baskılayabilir, bu da Türkiye’de ithal ürün fiyatlarını biraz daha makul hale getirebilir.

Ancak burada kalıcı bir iyileşmeden bahsetmek zor. Türkiye’de enflasyonun yüksek kalmasının en önemli nedeni, yapısal faktörler, beklenti yönetimi ve iç piyasadaki fiyatlama davranışlarıdır. Dolayısıyla FED’in tek başına atacağı bir adım, enflasyon sorununu kökten çözemez.

Ekonomi yönetimi ve küresel görünüm: Türkiye için riskler ve fırsatlar

Türkiye açısından en kritik konu, FED’in “sürpriz” bir faiz artışına gidip gitmeyeceği ve bunun yaratacağı baskıdır. Şimdilik bu yönde bir sinyal yok; Powell’ın “ılımlı kısıtlayıcı duruş” açıklamaları, FED’in radikal bir sıkılaşmaya gitmeyeceğini düşündürüyor. Ancak önümüzdeki aylarda ABD’de enflasyon rakamları beklenenden güçlü gelirse, FED’in faiz indirim beklentilerini ötelemesi bile, Türkiye gibi ülkelerde döviz kuru baskısını artırabilir.

Tersi senaryoda; eylül ayında ya da yılın sonuna doğru FED’den bir veya iki faiz indirimi gelirse, gelişen ülkelere sermaye akışı hızlanabilir, Türkiye de bundan olumlu etkilenebilir. Bu da döviz kurundaki baskıyı hafifletir, borsada ve tahvil piyasasında iyimser bir hava estirir.

Son söz: Küresel dengeleri iyi okuyan, temkinli bir strateji şart

FED’in faiz kararı, görünürde “sabit” gibi dursa da aslında arka planında çok güçlü sinyaller barındırıyor. Powell’ın konuşmaları, enflasyon ve büyüme verilerinin dikkatle izleneceğini ve siyasi baskılardan bağımsız karar verileceğini net biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye açısından ise bu durum, kısa vadede finansal piyasalara biraz nefes alma imkânı sunabilir; ancak esas çözüm, kendi ekonomi politikalarımızda istikrarı sağlamaktan, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmekten ve yatırım ortamını güçlendirmekten geçiyor. FED’in adımları, bizim için rüzgârı arkamıza almak ya da zorlaştırıcı bir fırtına gibi hissettirebilir; ama geminin rotasını belirleyecek olan yine biziz.

Sonuç olarak; FED’in faiz kararının Türkiye’ye yansımasını tek başına “iyi” ya da “kötü” diye tanımlamak yerine, küresel rüzgârın yönünü doğru okuyup, iç politikada sağlam adımlarla ilerlemek, uzun vadede çok daha belirleyici olacaktır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam