SON DAKİKA
reklam
reklam

Zeminin Hafızası ve Titreşen Unutuş:

Köşe Yazarı: Abdullah KARATAŞ   Eklenme Tarihi: 4 Ağustos 2025, Pazartesi - 10:52   Okunma Sayısı:

 

Bilinçaltının çatlaklarında süregelen, sismik şüphelerin tetiklediği, yerin yırtılmış
zamanla kurduğu o kadim ilişki, hâlâ yerli yerinde duruyor. Lakin durduğu sanılan her
şey gibi, aslında mütemadiyen titreşiyor. Ne var ki bu titreşim, yalnızca Richter’in
cetvelinde yankı bulmakla kalmıyor; sosyolojik duyarsızlığımızda, betonun ruhsuz
kudretinde ve hafızamızın çürüyen kolonlarında da kendine yer ediniyor. Zira deprem
yalnızca yer kabuğunun değil, toplum kabuğunun da kırılmasıdır.

Geçmiş, fay hatları kadar sinsi bir çizgide ilerlerken, hatırlamaya dair reflekslerimiz
de post travmatik bir konforun karanlık odasına çekiliyor. Her artçıda sadece binalar
değil, karakterler de eğiliyor; fakat eğilen, yıkılana oranla daha çok unutuluyor.
Unutmanın mimarisi, adeta kalıcı yapılaşmalardan daha sağlam. Betonarme
ihmallerle örülmüş kolektif bir unutma kültürü inşa ediyoruz üstelik her seferinde “bir
daha asla” diyerek.

Afet yönetimi, adeta soyut bir sanat eserine dönüşmüş durumda. Planları olan ama
uygulanmayan; sorumluları olan ama hesap vermeyen; haritaları olan ama yönünü
şaşırmış bir trajediler yığını… “Deprem değil ihmal öldürür” cümlesi ise, artık bir
teselli klişesine dönüşüp, içi boş bir slogana evrilmiş durumda. Ne garip değil mi?
Depremi değil, onu konu alan konuşmalarımızı bile ezberden söylüyoruz. Yeni bir
kırılma yaşanmazsa, hafızamız da kırılmayacak gibi.

Çünkü burada, yerin değil zamanın altı oyuluyor. O nedenle, her saniye bir sarsıntı,
her suskunluk bir çöküştür. Sorun faylarda değil, fırsatçılıkla döşenmiş siyasi
plakalarda. Ne de olsa en büyük artçı, önce vicdanda başlar.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam