SON DAKİKA
reklam
reklam

Şö’le ifade ediyim

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Ağustos 2025, Salı - 10:43   Okunma Sayısı:

 

1972 senesi… Kara Harp Okulu 1’inci sınıfının 17 yaşındaki Harbiyelileriyiz. Menteş Atış
ve Tatbikat Bölgesinde kamptayız. Yakınımızdaki köylerden birinde yangın ihbarı alınınca
bize de alarm verildi. Çadırlar bölgesinin dışında ellerimizde kovalar, kancalar, baltalar
olduğu halde sabaha kadar beklemiştik…

Nerden nereye! Ülke yanıyor, ortada asker yok. Bakan’a gece görüşüyle ilgili soru
soruluyor, gece görüşlü helikopterimizin olmadığını söylüyor. Oysa Temmuz 2022’de 10 adet
helikopter alınacağı söylenmişti. Ne olursa olsun, resmi makamların sahiplerinden “Şö’le
ifade ediyim” tarzında esnete esnete bir açıklamanın ardından yanan alanların kaç hektar
olduğu, boşaltılan köy sayısı, insan kayıpları vb. gibi kısa sözcükler duyarız.
Milli servet heba olmuş, ormanlarımız yok olmuş, içindeki binlerce yumurta, yavru ve
canlar diri diri yanmış. Bu manzara kimseyi ilgilendirmiyor mu? Sorumluluğu olan her
seviyedeki yetkili, “konuşmama zırhı”nın arkasına saklanıyor. Bu kişiler liyakatli olsa,
ekipmanı standart olsa, maiyetindeki personeli eğitimli ve donanımlı olsa hem müdahalede
gecikilmez hem de söndürme işlemi uzamazdı.

Merak ediyorum

Yazılı ve görsel basında her konuyla ilgili tenkitler oluyor. Bunlar ihbar kabul ediliyor mu?
İlgili amir personelini toplayıp,
“Ne oldu, nasıl oldu, senin çözüm bulduğun veya ihtiyaç duyduğun neler var, hangi
konuda eğitim almak istersiniz, ekipmanımız yeterli miydi” gibi sorulara cevap aranacak bir
toplantı yapar mı? İstek ve ihtiyaçlar yazıyla üst makamlardan talep edilir mi?
Hadi, yine birilerinin kuyruğuna basmayayım da işi muhabbete dökeyim.

Yanan yanana

Herkesin derdi başka. Dertsiz bir Allah… Ağlarsa anam ağlar, diyen şehidin gerçekten
anasının yüreği ağlar. İkmale kalmış öğrenci sınavı veremezse yanarım, der. Bronzlaşmak
isteyen güneşte yanar. Bir de ateş böceği vardır.

Şeb-tâba kılnazar o da halince yanmada.
(Ateşböceğine bak, o da yanmada kendince)
Tezkirecizade Naim

15’inci yüzyılda Gutenberg’in yaptığı mekanik matbaa makinesiyle başlayan süreç hızla
yayılıp bilgi birikimine yol açmıştır. Matbaanın icadı basım işini kolaylaştırmış, ucuz yoldan
çoğaltılan kitapların geniş halk kitlelerine yayılmasını sağlamıştır.
Avrupa ülkelerinde kullanımı hızla yayılan matbaa Osmanlı İmparatorluğu’nda İbrahim
Müteferrika tarafından 1727 tarihinde kurulmuştur. Böylece Yahudi, Rum, Ermeni gibi
azınlıklar kendi matbaalarını bu tarihten önce kurmuşlarsa da, Osmanlı Türkleri basım işini
250 yıllık bir gecikme ile başlatabilmişlerdir. İlk Türkçe basılan eser, Vankulu Mehmet
Paşanın Vankulu Lügati dir, Bu kitap yine ilk Türk matbaası olan İbrahim Müteferrika
matbaasında 31 Ocak 1729 yılında basılmıştır.
Günümüzde matbaanın yanında sınırsız kolaylıklar olmasına rağmen insanımız ne yazık ki
pek kitap okumuyor. Bu konuda yapılmış araştırmalar var. Bu araştırmalarda Japon insanının,
Avrupa insanının bir yılda okuduğu kitap sayıları veriliyor. Bizim insanımızın okudukları ise
devede kulak misali… Burada rakam vermek istemiyorum, çünkü ağrıma gidiyor.
Yaşadığı 17’nci yüzyıl sonu ve 18’inci yüzyıl başlarında yazdığı ünlü eseriyle “Tarih-i Raşid”
ile bilinen Raşid de bundan yakınmış ve yanmış olacak ki, bakın ne diyor:

Halk esir-i şöhret oldu eylemez iman-ı zat
Name-i hoş harfe bakmaz zeylde nam olmasa
(Halk şöhretin esiri oldu, önem vermez cevhere
Güzel de olsa ünlü değilse yazarı, bakmaz kitaba…

Râşid

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam