SON DAKİKA
reklam
reklam

Tunceli Adıyla Dersim

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Ağustos 2025, Cumartesi - 10:17   Okunma Sayısı:

 

Ülkemizin zor bir süreçten geçtiği şu günlerde Tunceli (Dersim) ilimizin üzerinde birtakım beklenti veya kaygılar taşıyan hesaplar yapılmaktadır. Gelişmeler karşısında kontrol altına alınamayan heyecanlar ve duygusal çıkışlar, farklı değerlendirme ve yorumlara neden olabilmektedir. Kökleri çok derinlerde olan konuları bugünün kriterleriyle ele almanın bizleri yanlış istikametlere götüreceğini söylemek yerinde olacaktır. 

    Anadolu’nun coğrafyasının sert karakterli Doğu bölgesinde meydana gelen iktisadî ve sosyal rahatsızlıklar, bireysel egemenlik hırslarına ve diklenişlere neden olmuştur. Bu egemenlik anlayışı, farklı çizgilerdeki aşiretlerin, dinî ve etnik grupların bazen devlete karşı bazen de birbirlerine karşı husumet duymalarına yol açmıştır.

    Tanzimat öncesi Dersim ve çevresinde çok sayıda karışıklık ve kaynama yaşanmıştır. Tanzimat döneminde Osmanlı hükümeti bu bölgeden asker alamamıştır. Nizam-ı Cedit usulü kabul edildikten sonra hükümet, asker almayı yine denemiş ise de başaramamıştır. Olaylar, 1863 yılında, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinde ve I. Dünya Savaşı yıllarında tekerrür etmiştir.

    Kurtuluş Savaşı yıllarından başlayarak Cumhuriyet dönemini de kapsayacak şekilde Anadolu’da yine birtakım ayaklanmalar olmuştur. Harp tarihimizde ve devlet arşivlerinde bu konuda yüzlerce belge mevcuttur. Dersim harekâtının olduğu 1937 ve 1938 yıllarında genç yaştaki Cumhuriyet dışta ve içte çeşitli siyasi ve iktisadi olaylarla karşı karşıya kalmış durumdadır.

    İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Almanya’nın Ren bölgesine asker yığması, Yugoslavya’nın Sofya yönetimi ile anlaşma yapması ve Sovyetlerin Boğazlar sorununu kaşımaya başlaması  önemli dış tehditlerdir. Uluslar camiası II. Dünya Harbi’ne hazırlanırken Türkiye’nin Hatay’ı almasından vaz geçmesi için Fransa’nın Türkiye içinde birtakım gizli planları uygulamaya koyması, devralınan Osmanlı borçlarının 1928 yılından itibaren ödemesinin başlaması, bunun yanında küremizde 1929 yılında yaşanan büyük iktisadî krizle karşı karşıya kalmamız (2000 yılı başlarında ortaya çıkan krizin sancıları hala devam ediyor) gibi nedenler yeni Cumhuriyet’in önüne çıkan diğer engel ve tehditlerdir. 

    Henüz yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına yönelik birtakım tehditleri kaygıyla karşılaması ve önlemler alması gayet doğaldır. İlk Dersim harekâtında Başbakan, İnönü, 1938 yılındaki harekâtta ise Başbakan, Celâl Bayar’dır. Her iki harekâtın Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’tır.  Cumhurbaşkanı Atatürk, TBMM’nin 5’inci devre 2’nci toplantı yılının açış nutkunda “toprak kanununun bir sonuca bağlanması, her çiftçi ailesinin geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması” direktifini vermiş ve bu bölgelerde toprak reformunun uygulanmasını istemiştir. 

    Fransızların Suriye’den yönlendirdikleri Kürtçülük kışkırtmalarını arttırmalarıyla olaylar patlama noktasına gelmiştir. Geçim darlığından bunalan yoksul halkın bir bölümünün bazı aşiret reisleri ve ağalarla Seyit Rıza’ya katılmaları sonucu 21 Mart 1937’de başlattıkları ayaklanma aralıklı olarak devam etmiş, 16 Eylül 1938’de tamamen sona ermiştir. Yakalanan aşiret reisleri, kolbaşıları ve ortakları ile asker kaçakları cezalandırılmıştır. 

    Kurtuluş Savaşı’na destek veren Tunceli halkı, Atatürk’ün yanında yer alan ve Yunan ileri harekâtı sırasında Meclis’in Kayseri’ye taşınmasına karşı çıkan bir Diyap Ağa  ile övünebilir. Ayaklanmaya katılan küçük bir grup Tunceli’nin şerefine zarar veremez. Bastırma harekâtı sırasındaki aşırılıklar her zaman tenkit edilebilir. Bunu Atatürk bir başka şekilde ifade etmiştir. “İleri hükümetçiliğin belirgin özelliği, halkı, kudretine olduğu kadar şefkatine de samimiyetle inandırabilmesidir. Cumhuriyetin büyük küçük bütün memurlarından bu anlayışın en geniş ölçüde gelişmesine önem vermek yerinde olur.”

    Son günlerde ortaya çıkan değişik konular, halkın farklı kesimlerinde karşıtlık yaratmışken zamansız veya asıl amacı vurgulanamayan bazı beyanlar husumete yol açmaktadır. Şimdiye kadar Türklerle Kürtlerin arasına sokulmaya çalışılan nifak ve kin tohumları, bu kez Alevi-Türk ya da Alevi-Sünni çatışması yaratmak için ekilmek istenmektedir. Tarihçilerimizin konuyu çok boyutlu olarak ele almaları ve halkımızı aydınlatmaları bence en doğru yol olacaktır. 

    Politikacılarımıza gelince: Bırakın bir kesimi kendi tarafınıza çekmeyi, kardeşlerimizle diz dize oturalım!…     

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam