SON DAKİKA
reklam
reklam

Avrupa’nın Savunma Yalnızlığı

Köşe Yazarı: HASAN BİRGÜL   Eklenme Tarihi: 15 Ağustos 2025, Cuma - 11:39   Okunma Sayısı:

Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü, yalnızca Amerika’da değil, Avrupa başkentlerinde de yankılandı. Ancak bu yankı ne umut doluydu ne de sıradan: Aksine, bir dönemin sona erdiğini fısıldayan tedirgin bir sessizlik gibiydi. Çünkü Trump, transatlantik ittifaka yüklenen anlamı kökten sorgulayan bir lider. Onun ikinci döneminde Avrupa'nın ABD güvencesine dayalı güvenlik anlayışı ciddi bir stres testiyle karşı karşıya.

Trump’ın NATO’ya ilişkin yaklaşımı net: Daha az harcayan, daha az koruma alacak. ABD’nin Ukrayna’ya verdiği desteği sınırlama eğilimi ve Avrupa’daki askeri varlığını sorgulayan söylemleri, kıtanın on yıllardır alıştığı güvenlik mimarisinin değişmekte olduğunu gösteriyor. Artık Avrupa’nın konfor alanı kalmadı.

Bugüne dek Avrupa, NATO şemsiyesi altında, özellikle de Amerikan askeri varlığı sayesinde güvenliğini büyük ölçüde outsource etmişti. Washington’dan sağlanan nükleer caydırıcılık, ileri konuşlanmış kuvvetler ve istihbarat ağları, kıtanın caydırıcılık kapasitesinin bel kemiğini oluşturuyordu. Ancak bu yapı artık Trump’ın ajandasında bir öncelik değil.

Ukrayna’ya sağlanan desteğin azalması yalnızca Kiev’i değil, aynı zamanda Baltık’tan Karadeniz’e kadar uzanan bir güvenlik zincirini de zayıflatıyor. Moskova ise bu boşluğu okumakta gecikmeyecektir.

Avrupa Ne Kadar Hazır?

Gerçekçi olmak gerekirse, Avrupa kendi başına bir güvenlik gücü olmaktan hâlâ uzak. Savunma harcamaları birçok ülkede düşük seviyelerde seyrediyor. Fransa ve İngiltere gibi nükleer kapasiteye sahip ülkelerin bile caydırıcılıkları büyük ölçüde ulusal sınırlarda kalıyor. Almanya ise ordusunu çağdaşlaştırma konusunda ciddi bir irade sergilemiş değil.

Savunma sanayii tarafında da manzara çok parlak değil. Ortak üretim projeleri, ulusal çıkarlarla sık sık çakışıyor. Ortak Avrupa tankı ya da savaş uçağı gibi projeler yıllardır taslak aşamasını geçemiyor. Siber güvenlik, yapay zekâ tabanlı savunma sistemleri ve uzay teknolojileri gibi geleceğin alanlarında da Avrupa'nın ABD ve Çin’in gerisinde olduğu açık.

Jeopolitik Riskler Derinleşiyor

Trump’ın yaklaşımı, yalnızca Avrupa'nın iç dinamiklerini değil, aynı zamanda küresel dengeleri de etkiliyor. Ukrayna’da savaş hâlâ sürüyor ve Batı desteğinin azalması Rusya’yı cesaretlendirebilir. Benzer şekilde, Orta Doğu’da artan gerilimler –örneğin İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları ve İran-Türkiye eksenindeki rekabet– Avrupa’nın güney kanadındaki istikrarı tehdit ediyor. ABD’nin bölgedeki angajmanını azaltması, Avrupa’yı hem mülteci krizleriyle hem de enerji güvenliği sorunlarıyla baş başa bırakabilir.

Öte yandan Çin’in Hint-Pasifik’teki etkisi artarken, Avrupa bu coğrafyada ne bir askeri güç olarak varlık gösterebiliyor ne de etkin diplomasi yürütebiliyor. Trump’ın Çin politikasının ekonomi eksenli olması, Avrupa’nın bu denklemde stratejik bir pozisyon geliştirmesini daha da zorlaştırıyor.

Artık şu gerçek açıkça ortada: Avrupa, güvenliğini yalnızca müttefiklerine emanet edemez. Trump’ın geri dönüşü, Avrupa için rahatsız edici ama gecikmiş bir uyarı işlevi görüyor. Avrupa’nın ya yeni bir güvenlik mimarisi kurmaya başlayacağı ya da küresel düzeyde karar alıcılık kapasitesini yitireceği bir dönemin eşiğindeyiz.

Bu mimarinin inşası yalnızca daha fazla savunma harcamasıyla değil, aynı zamanda siyasi birliktelikle, stratejik vizyonla ve sanayi kapasitesinin entegre edilmesiyle mümkün olabilir. Avrupa’nın kendi nükleer şemsiyesini, kendi radar sistemini ve kendi dijital savunma ağlarını oluşturması, artık bir tercih değil, zorunluluk haline gelmiştir.

Trump’ın Avrupa’ya verdiği mesaj çok açık: “Kendi başınızın çaresine bakın.” Ve belki de bu, Avrupa için geç kalınmış bir bağımsızlık çağrısıdır. Artık yağmur yağıyor. Ve bu kez Avrupa, kendi şemsiyesini açmak zorunda.

 

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam