(Bilmem kaçıncı yazım: Olaylar tekerrür ettiği için tekrar yazdım)
**Takipçisi olacağız,
**Buraya not düşüyoruz,
**Mağdurun yanındayız,
**En ağır şekilde cezalandırılmasını…
**Hadım edilmesini…
Efendim, bu kürdili hicazkâr faslından (!) sonra sadede gelelim: Konuyla ilgili çok kanun maddesi çıkarıldı, belki bazı maddeler yenilendi. Kadın cinayetleri devam ediyor, edecek de… daha çoook toplantı yapılacak, çoook kararlar alınacaktır. Ben bu konuda çok yazı yazdım, çoook da yazacağım.
Bir toplantı safhası
Gündemi belirleme
Önce konunun görüşülmesi için bir toplantı düzenlenecektir. Toplantı öncesinde ilk yapılacak iş gündemin belirlenmesidir. Hatta bundan önce bir ön toplantı yapılarak toplantının gerekli olup olmadığına karar verilir (!).
Toplantı günü yaklaşınca ya deprem olur, genel müdürün veya toplantıyı düzenleyen /başkanlık edecek olan kişinin gelemeyeceği tutar, trafik sıkışıktır, şiddetli yağmur veya yoğun kar yağar, toplanma sonraya bırakılır.
Toplantı
Neyse, olumsuzluklar tecelli etmez, toplantıya girilirse, falanca kişi gösteri kanununa muhalefetten yasaklı olduğu için, filanca gazeteci kleransı olmadığı için, bir başkası toplantıyla ilgili görülmediği için içeriye alınmaz. Ya da kafası pek basmaz (!) diye bazı kişiler de toplantı odasına sokulmaz veya alınmaz. Ayırımcılık daha eşikte başlar.
Toplantının ilk dakikaları genel açıklamalar, hatır sormalar ve geç gelenlerin tenkit edilmesiyle sürdürülür. İlk yarım saat geçtikten sonra esneyen hatta uyuklayanlar göze çarpar. Bir iki ses yükseltme veya yanındakinin dürtmesiyle uyuklayanlar kendine gelir.
Uykusuna yenik düşen bu kişiler çaktırmadan kılık kıyafetini düzeltir, düşünüyormuş havasını vererek başını ellerinin arasına koyar veya çenesini göğsünde kavuşturduğu ellerinin arasına alır. Bu arada etrafa şöyle bir göz atarak basının kendisini görüntüleyip görüntülemediğinden emin olmaya çalışır.
Katılımcılardan çoğu
Bazı katılımcıların düşüncelerini serdedebilmesi için bilgisinin olması gerekir, yoktur. Anlatılanları dinlese not alması gerekir, zaten defteri de yoktur. Arada bir saatine bakarak ilk teneffüsü bekler, birkaç kurabiyeyi çayla götürmeyi hesaplar. Diyelim ki, konu eşini öldüren kocalar olsun. Kafası boş kişi ara verildiğinde dışarı çıkarken ilk fetvasını verir: “Basacaksın sopayı ite!”
Etrafındaki okumuş kişilerden biri, “Şimdi Cumhuriyet idaresi var. Osmanlı falakası yok artık” der. Baltacı Mehmet Paşa ahfadından olan engin görüşlü zat (!), “Asacaksın o zaman köpeği!” diyecektir bu kez. Entel dantel takımından birileri de yine söze karışacak ve “Evren o kadar adam astı da ne oldu? Memleket eskisinden beter hale geldi. Hem şimdi AB yasaları var, asamazsın!” diye karşılık verecektir.
Toplantının ikinci bölümü
Toplantının ikinci bölümüne girilecektir. Kimisi çektiği son nefes sigara dumanının yarısını salonda hohlayacak, kimisi içeride dişlerini karıştıracaktır. Dışarıda devam ettirdiği konuşmalar nedeniyle büyük efor sarf eden birkaç muhterem, midesini de şişirince içeride milli mücadele çırpınışları (!) göstererek uyumamaya çalışacaktır. Kimisi resim yapacak, kimisi karalama yapacaktır. Kimisi mesaj çekecek, kimisi kısık sesle telefon görüşmesi yapacak ya da mail gönderecektir…
Yine uykuya direnemeyenler görülecektir. Önde oturanla arkasındaki sırada oturanlar çaktırmadan esneyip ufak ufak şekerlemeler yapacaktır. Uyumayanlardan bazılarının bedeni salonda, aklı başka yerdedir. Kadına karşı uygulanan şiddet onu pek ilgilendirmez. Eğer bir kurumu temsilen gönderildiyse amirine veya kurumuna rapor vermesi gerekeceğinden son anda kısa notlar almak zorunda kalır. Yabancı sözcük, hukuki terim veya tıbbi kelime varsa onları pas geçer; çünkü zaten Türkçeyi zor konuşuyordur.
Katkı sunmak isteyenler
Bir de o toplantıya katkıda bulunmak ve fikir sunmak amacıyla gelen insanlar vardır. Azınlıkta kalır. Ani çıkışları olabileceği, moderatörün hoşuna gitmeyecek sözler sarf edebileceği gibi nedenlerle bu insanlara pek söz verilmez.
Diğer konuşmacılar böbürlenerek veya o tarz konuşmaların yeri burası olmamalı edasıyla ve istemeyerek bakarlar o inançlı kişiye. Bu arada fıkra anlatılır, benzetmeler yapılır. Artık toplantının sonuna geliniyordur.
Kapanışta bir konuşma daha yapılarak toplantının çok yararlı olduğu vurgulanır. Önemli bilgilerin paylaşıldığından söz edilir. İşte bu çok önemlidir; çünkü bu ülkede “kadına karşı şiddet” ilk defa olmuştur (!) ve konu masaya yatırılmıştır. O kadar kişinin önerilerini almak yerine olay hakkında bilgilendirilmiştir.
Sonuçta
Ülkemizde böylesi olaylar ilk defa mı oluyor? Bugüne kadar yüzlercesine tanık olmadık mı? Hep havanda su dövüldüğü için bugünlere gelmedik mi? Bu ülkede önce kendi yasalarımızın, törelerin veya AB yasalarının hangisi uygulanıyor.
Hukuk sistemimiz karmakarışık. Herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, yapanın yanına yaptıklarının kâr kaldığı topraklarda yaşıyoruz.
Burada devlete düşen bir iki katil bozuntusunu cezalandırmak olmamalı… Din adamı da olsa kadını küçük görenleri, sistemin “defolu” kafalarını (!) karşısına almalı ve aksayan tarafları hemen onarmalıdır.
Dar kafalı, sığ görüşlü ve bozuk ambalâjlı tipler kendilerini hukukun pençesinden kurtaramamalıdır. Varlıklarını topluma adayan sanatçılarımıza burada büyük görevler düşmektedir. Şefkati, analarımızdan, sevgiyi ve inceliği sanatçılarımızdan öğrenmek zorundayız. Cana yönelik, hepimizin içini burkan, bizi dünya âleme rezil eden cinayet olayları unutulmaz, unutturulamaz.