Her kuşak, kendi zamanının şartlarıyla yoğrulur. Dedelerimizin ve ninelerimizin yaşadığı hayatla bugünkü gençlerin yaşadığı hayat arasındaki uçurum bazen öylesine büyük görünüyor ki, insan aynı dünyada yaşadığına inanmakta zorlanıyor.
Eski kuşakların dünyası, emeğin ve sabrın üzerine kuruluydu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kalkıp tarlada, atölyede ya da iş başında alın teri dökerlerdi. Onlar için en değerli şey, helal kazançtı. Kanaatkâr olmayı bilir, küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarırlardı. Komşuluk ilişkileri güçlüydü; herkes birbirinin kapısını çalabilir, bir tabak yemeği paylaşmak için bahane arardı. Düğünler imeceyle yapılır, acılar omuz omuza paylaşılırdı. Onların hayatında “biz” vardı, “ben” değil.
Bugünün insanına baktığımızdaysa bambaşka bir tablo görüyoruz. Teknolojinin sunduğu kolaylıklar sayesinde iş gücü azaldı ama hız arttı. Bilgiye erişim kolaylaştı, ancak sabır azaldı. İnsanlar saatlerce sosyal medyada vakit harcıyor, ama gerçek hayatta sohbet edecek dost bulmakta zorlanıyor. Mutluluk artık bir dost meclisinde değil, daha çok “beğeni” sayısında ölçülüyor.
Tabii bu tabloyu sadece olumsuz görmek de haksızlık olur. Yeni nesil daha sorgulayıcı, daha özgüvenli ve daha girişimci. Eski kuşak otoriteye kayıtsız şartsız saygı duyar, “büyükler bilir” diyerek susardı. Oysa bugünün gençleri sorgulamadan inanmayı kabul etmiyor, yanlış gördüğünde sesini yükseltebiliyor. Kadınların toplumdaki rolünden çevre duyarlılığına kadar pek çok alanda daha bilinçli bir kuşak var karşımızda.
Aslında mesele “eski mi daha iyiydi, yeni mi daha kötü?” tartışmasından ibaret değil. Her dönemin güçlü ve zayıf yanları var. Eski kuşak bizlere dayanışmayı, kanaatkâr olmayı ve emeğin kutsallığını hatırlatıyor. Yeni kuşak ise özgürlüğün, sorgulamanın ve yeniliğe açık olmanın önemini gösteriyor. Birinin eksik bıraktığını diğerinin tamamlaması gerekiyor.
Bugün en çok ihtiyacımız olan şey, kuşaklar arasında köprü kurabilmek. Ne sadece geçmişe takılıp nostaljiye kapılmak ne de sadece geleceğe bakıp köklerimizi unutmak doğru. Çünkü geçmişin tecrübeleri olmadan geleceği inşa edemeyiz; geleceğin hayalleri olmadan da geçmişe hapsoluruz.
Köşe yazısını şu cümleyle bitirmek isterim:
Geçmişle geleceği birleştiren toplumlar, zamana yenilmez. Çünkü kökleri derin, ufku geniş olan bir millet, hangi çağda olursa olsun ayakta kalır.