Bugünlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz ama en az sahip olduğumuz şey belki de “empati.” Kısaca tanımıyla empati, karşımızdaki insanın duygularını anlayabilmek, kendimizi onun yerine koyabilmektir. Ancak içinde bulunduğumuz hızlı ve bireysel yaşam, empatiyi hayatlarımızdan neredeyse silip attı.
Çevremize dikkatlice baktığımızda bunun örneklerini görmek zor değil. Bir otobüste yaşlı bir kadının ayakta kalmasına kayıtsız kalan gençleri, sokakta düşen birine yardım etmek yerine telefonuna sarılıp video çekenleri, iş yerinde arkadaşının sıkıntısını anlamak yerine sadece kendi çıkarını düşünenleri her gün görüyoruz. Aslında bunların hepsi, empati yoksunluğunun günlük hayata yansıyan küçük tabloları.
Peki biz neden bu hale geldik? Bunun birçok nedeni var. Modern hayatın hızlı temposu, ekonomik kaygılar, sürekli değişen gündem… Tüm bunlar bizi yalnızca kendimizi düşünmeye, kendi sorunlarımızın içinde boğulmaya itiyor. Bir diğer sebep ise sosyal medya. İnsanlar artık başkalarının gerçek dertlerini görmek yerine, onların süslü ve sahte mutluluk tablolarına bakıyor. Bu durum da toplumsal bağları zayıflatıyor, insanların birbirini anlamasını zorlaştırıyor.
Oysa empati sadece bireysel bir erdem değil, toplumu bir arada tutan en güçlü değerlerden biridir. Empati sayesinde adalet duygusu güçlenir, yardımlaşma artar, insanlar birbirini kırmaktan çekinir. Empati eksikliği ise toplumu daha gergin, daha bencil ve daha duyarsız hale getirir. Bugün trafikte en ufak bir tartışmanın büyük kavgalara dönüşmesi, insanların birinin zor durumda olduğunu görmezden gelmesi işte bu yüzden.
Belki de asıl yapmamız gereken şey, hayatın hızını biraz olsun yavaşlatmak. Karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakıp gerçekten “Nasılsın?” diye sormak. Bunu içtenlikle sormak, cevabını gerçekten dinlemek. Çünkü bazen küçücük bir ilgi, bir tebessüm ya da bir yardım eli, karşıdaki insanın bütün dünyasını değiştirebilir.
Unutmayalım ki empati, sadece karşımızdakine değil, bize de iyi gelir. Başkasının acısını paylaşabilen insan, kendi insanlığını yeniden hatırlar. Bir başkasına dokunabildiğimiz ölçüde daha güçlü, daha vicdanlı ve daha sağlıklı bir toplum olabiliriz.
Belki de bugün hepimizin kendine sorması gereken en önemli soru şu:
“Ben en son ne zaman bir insanın yerine kendimi koyup onun gözünden dünyaya bakmayı denedim?”