Harbiye Askeri Müzesi’ni geziyorum. Kore Savaşı bölümünü gezerken yazı yazmam gerektiğine karar verdim.
Sovyetlerin Kuzey Kore’yi 12 Ağustos 1945’te işgal etmesi üzerine Amerikalılar da Eylül 1945’te Güney Kore’ye asker çıkardılar. BM’nin çağrısı üzerine 25 Eylül 1950’de bir tugayımız İskenderun limanından Kore’ye intikale başladı.
Yine içinde bulunduğumuz kasım ve aralık aylarında 1’inci Tugay’ımız, dünya harp tarihinin parmak ısırarak hayranlığını belirttiği muharebelere katılmıştı.
Kurtuluş Savaşı 1922 yılında bitmiş, 28 yıl sonra bu ülkenin çocukları Asya Kıtası’nın doğusuna yeniden destan yazmaya gitmişlerdi. Nice ocaklar sönmüş, nice evlâdımız sakat kalmıştı. Güney Kore halkının Rus desteğindeki Kuzeylilerin saldırılarını kırmak, özgürlük ve barışı yeniden tesis etmek için giden tugayımız muharebe sahasının gözdesi olmuştu.
Propaganda çeşitliliği
BM kuvvetleri tarafından, propaganda haberleri veya bilgiler ya basılı olarak düşman arazisine uçaklar, top mermileri ve çeşitli araçlarla atılıyor ya da cepheye 100 m. yaklaşan ve 2000 m. ye kadar sesini ulaştıran veya uçaklara takılarak Çince ve Korece yayın yapan hoparlörlerle duyuruluyordu.
1952 yılının şubat mart aylarında cephenin orta kesiminde Chungnidong bölgesinde BM hattına iltica eden bir Kuzey Koreli albayın plağa alınmış konuşmaları, Çin muharebe hatları üzerinde geceleri uygun hava şartlarında tayyareye monte edilen hoparlör vasıtasıyla kendi askerlerine neşredilmişti.
Bir başka propaganda şekli 30 dakika kadar devam eden müzik yayını yapılması ve cephenin o kesimine tayyarelerden çikolata atılması olmuştur. Daha büyük tayyarelere monte edilmiş hoparlörler vasıtasıyla da Kuzey Kore ve Çin’in iç kesimlerinde sivil halka yayın yapılarak bu şehirlerin BM tayyareleri tarafından bombalanacağı ilan ediliyordu.
Çin gerilla taktikleri
Çin ise harbin ilk yıllarında gerilla birlikleriyle desteklediği psikolojik harp harekâtını kadın ajanlar vasıtasıyla sürdürüyordu. Amerikan CIC Teşkilâtı tarafından 7 Ocak 1950 tarihinde yalnız Pusan-Mason bölgesinde 14.350 ajanın faaliyette bulunduğu tespit edilmişti. Çinli kadın gerillaların hepsi muhtelif kurslardan geçmiş olup kollarında Kızıl Çin milli sembolünün dövmesi bulunuyordu.
Muharebenin ilk zamanlarında gerilla faaliyetleri Türk askerlerine başka şekilde yöneltilmişti. Askerlerimiz yoldan geçerken acıyarak çikolatasını verdiği öküz arabasının arkasında çocuğuyla duran kadın tarafından, beyaz hasır şapkalı ihtiyar tarafından, suda balık avlayan kişiler tarafından vuruluyordu.
Esirlere yapılan işlemler
Konuyu fazla uzatmamak için esir düşen Türk Çavuşu Muzaffer Şenburç, esir olduğu andan itibaren başından geçenleri şu şekilde anlatmaktadır:
“Kunuri’de arkamda patlayan top mermisiyle yere yuvarlandığımı görenler beni şehit sanıp bırakmışlar… Beni yaralı olarak ele geçiren Çinliler, diğer esirlerle birlikte bizleri hasır iplerle arabalara bağlamışlardı. Taşları üzerinden atlarcasına giden tekerleklerle arabalar bazen devriliyor, bazen esirler düşüyordu. Çinli askerler düşenleri geri almadıkları gibi kahkahalar savurarak vurup öldürüyorlardı… Yanımdaki Amerikalı siyahlardan biri düştü. Yanındaki hasır ipe tutunarak bir müddet arabanın peşinden sürüklendi. Takatsiz kalınca ipi bıraktı. Çinli asker beynine bir kurşun sıktı.”
Bir başka anlatım: “… Getirildiğimiz kampta her gün ellerinde kırbaç bulunan süngülü nöbetçiler, önünde hasta veya yaralı olduğuna bakmaksızın hayvan sürülerine yapılmayacak işkencelerle dağlardan odun söküp getirmeye götürülüyorduk. Ağır odun yükü altında inleyerek can veren yaralılar, odun yolunda süngülenenler, kırbaçlarla vurulup yıkılanlar… Vahşet dolu işkence ve zulmü uygulayanların ellerine düşmüştük…”
Böyle geldi böyle gitmemeli
Tüm şehitlerimize rahmetler diliyorum. Adımızı dünyaya altın harflerle yazdırdılar. Bu yüce milletin gönlünde taht kurdular. Çin, dün Güney Kore’de insanlara ve BM güçlerine reva gördüğü insanlık dışı uygulamaları bugün de Doğu Türkistanlılara reva görmektedir. İnsanlık bu vahşetlerden hâlâ ders çıkaramadı mı? BM, etkinliğini ne zaman sağlayacak?