Ekonomi dediğimiz şey, aslında hepimizin günlük hayatıdır.
Alışverişe çıkmamız, bir şeyler üretmemiz, işe gitmemiz...
Peki, bu ekonominin sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde büyümesi için en temel gereklilik ne?
Şöyle düşünün;
Bir işçi veya memur, ay sonunda eline geçen paranın alım gücü arttığında ne yapar?
Daha çok harcama yapar.
Yeni bir buzdolabı alır, çocuğuna daha iyi bir eğitim imkanı sunar, belki tatile çıkar.
Bu harcamalar, direkt olarak piyasaya sıcak para pompalar.
İnsanlar harcadıkça, esnafın yüzü güler, fabrikalar daha çok üretir, hizmet sektörü canlanır.
Üretim ve hizmet artışı da daha çok yeni iş imkanı demektir.
Yani, maaş artışı zincirleme bir reaksiyon başlatır.
Aksi durumda, yani maaşlar yerinde sayarken her şeyin fiyatı artarsa (enflasyon), insanlar harcamalarını kısar.
Tüketim durulur, esnaf satış yapamaz, fabrikalar yavaşlar.
Bu da ekonomideki çarkların ağırlaşması demektir.
Özetle, bir ekonomi, sadece tepedeki birkaç büyük şirketin kâr etmesiyle değil, geniş kitlelerin alım gücünün artmasıyla kalıcı olarak güçlenir.
Maaşların adil ve düzenli bir şekilde artması, sadece bir sosyal hak değil, aynı zamanda sağlıklı bir ekonomik büyümenin itici gücü ve en sağlam temelidir.
Cüzdanımız kalınsa, ekonomi de sağlıklı büyür.