Eylül 2025 enflasyon verileri açıklandığında Türkiye’de milyonlarca sabit gelirlinin tabloyu okurken yüzleri asıldı: aylık TÜFE yüzde 3,23, yıllık TÜFE ise %33,29 olarak gerçekleşti. Bu tek satırlık rakam, her ay mutfak masraflarını, faturaları ve temel ihtiyaç listesini yeniden hesaplamak zorunda kalan emekliler ile asgari ücretliler için somut kayıpların büyüklüğünü gösteriyor.
Rakamların somut etkisi — birkaç örnek hesap
Rakamları somutlaştırmak için basit ama açıklayıcı birkaç hesap yapalım:
Asgari ücret 2025 için ocak ayında net 22.104 TL olarak belirlenmişti (yıllık yüzde ~%30 artış). Bu artış, yıl başında enflasyon beklentileri ve ekonomik dengeler gözetilerek yapıldı. Ancak Eylül itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 33,29’a ulaşmış durumda; yani yıl başındaki artış enflasyonun gerisinde kaldı. Matematiksel olarak, %30 artışla sabit kalan bir gelirin yıl boyunca fiyatlardaki %33,29 artışı karşılama gücü şöyle: (1+%30) / (1+%33,29) − 1 = ≈ −%2,5. Yani asgari ücretlinin reel alım gücü Eylül itibarıyla yaklaşık %2,5 düşmüş. (Kaynak: asgari ücret kararı ve TÜFE).
SSK/BAĞ-KUR emeklileri için durum daha ağır: Eylül verisiyle, SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin yılın ilk dokuz ayı için şu ana kadar hak ettikleri zammın (açıklamalara göre) %7,5 civarında olduğuna dair hesaplamalar bulunuyor. Buna karşılık yıllık enflasyon %33,29’a ulaştığı için, (1+%7,5) / (1+%33,29) − 1 = ≈ −%19,3—yani reel kayıp yaklaşık %19 civarında. Bu, emekli aylığı ile geçinenlerin satın alma güçlerinde dramatik bir erozyon demek.
Memur ve memur emeklileri için kamu toplu sözleşme artışları ve dönemsel farklar hesaba katıldığında Eylül itibarıyla toplamda (örnek haber hesaplarına göre) %13,65 civarında bir artış söz konusu. Buna bakıldığında reel kayıp (1+%13,65) / (1+%33,29) − 1 = ≈ −%14,7 olarak hesaplanıyor. Yani
Bu üç örnek, kitleleri doğrudan ilgilendiren gerçek hayat etkisini gösteriyor: fiyatlar %33 civarına dayanırken geliri sabit veya düşük oranda artan gruplarda reel alım gücü ciddi biçimde eriyor.
Neden emekliler ve asgari ücretliler daha çok zarar görüyor?
Birkaç temel neden öne çıkıyor:
Gelir sabitliği / sınırlı güncelleme mekanizması: Emekli aylıkları ve asgari ücretler genelde sınırlı periyotlarla ve belirli formüllerle güncelleniyor. Enflasyonun aniden yükselmesi bu periyotlar arasında kalan grupların reel gelirini hızla tüketir.
Tüketim sepetinde enerji, gıda ve hizmetlerin yüksek ağırlığı: Asgari ücretliler ile düşük emekli maaşı alanların gelirlerinde gıda ve enerji harcamalarının payı yüksektir. Bu kalemler son yıllarda enflasyon sepetinde diğer kalemlerden daha hızlı artış gösterdi; dolayısıyla düşük gelir grupları ortalamadan daha fazla etkilendi.
Mali tasarruf veya borçlanma aracı eksikliği: Düşük gelirli hane halkları fiyat şoklarına karşı tasarruf veya likidite tamponu oluşturmada zayıf; bu yüzden yaşam standardını korumak için kısa vadede borçlanmak ya da tüketimi kısmak zorunda kalıyorlar.
Hak edilecek ek zamlar ve beklentiler — süreç nasıl işliyor?
Türkiye’de emekli zamları ve memur maaşlarında yıl içi dönemsel düzenlemeler ile yıl sonunda “üç aylık enflasyon farkı” mekanizması önemli rol oynuyor. Eylül verisi ile birlikte memurların ve memur emeklilerinin şimdiden belirli bir oranda artış hakkı elde ettiği, SSK ve BAĞ-KUR emeklileri için de artık belirli bir enflasyon farkının gerçekleştiği haberleri var; fakat yılın son üç ayında açıklanacak Ekim–Kasım–Aralık enflasyonuna bağlı olarak nihai zam oranları netleşecek. Bu nedenle Eylül verisi bir dönüm noktası: zaten oluşan kayıpları gösteriyor, yıl sonu farkı ise ek iyileştirme sağlayabilir ya da sağlayamayabilir.
Adil ve uygulanabilir öneriler — ne yapılmalı?
Verilen veriler ışığında politika yapıcıların ve sosyal tarafların alabileceği hem siyasi hem de ekonomik açıdan uygulanabilir bazı adımları sıralayalım:
Ara (bir defaya mahsus) enflasyon kaynaklı destek paketleri: Özellikle emekli ve asgari ücretli hanelere yönelik doğrudan ödeme ya da gıda/enerji desteği (tramvay, doğalgaz desteği vb.) kısa vadede yoksulluk baskısını azaltır. Bu tür hedefli destekler bütçe üzerinde daha sınırlı baskı yapar ancak etkisi hızlıdır.
Asgari ücretin yıl içinde yeniden değerlendirilmesi: Enflasyonun beklenmedik hızlanması karşısında, asgari ücret tespit komisyonlarının “ara zam” seçeneklerini gündeme alması gerekebilir. Bu kararların istihdam maliyetlerine etkisi politika tartışması gerektirir; ancak enflasyonun üzerinde reel koruma sağlanmadıkça alım gücü erimeye devam eder. İktisat çevrelerinde bu tür adımların hem sosyal hem de ekonomik maliyetleri tartışılıyor.
Emekli aylıklarında formül revizyonu ya da geçici destek: Emekli maaşlarına ilişkin aylık/üç aylık formüller mevcut enflasyonist ortam göz önünde bulundurularak yeniden düzenlenebilir veya düşük maaşlı emeklilere ilave seviye bazlı destek verilebilir.
Enflasyonla etkin mücadele — para ve maliye uyumu: Gelir desteği tek başına yeterli değil; enflasyonun kalıcı şekilde düşürülebilmesi için para politikası, mali disiplini ve arz tarafı reformları birlikte yürütülmeli. Bu alanın kararları merkez bankası, hükümet ve iş dünyası koordinasyonunu gerektirir.
Sosyal sonuçlar — siyaset ve toplumsal huzur
Uzun süreli reel gelir kayıpları, sadece bireylerin alım gücünü düşürmekle kalmaz; hata payı azalan hane halkları için toplumsal huzursuzluk, tüketim daralması ve ekonomik toparlanma üzerinde olumsuz geri dönüşler üretir. Emekli ve asgari ücretli grupların keskin alım gücü düşüşleri siyasi baskı yaratır; bu da hükümetleri kısa vadede popülist önlemlere sevk edebilir veya tam tersine kemer sıkma politikalarını zorlaştırabilir. Bu nedenle alınacak kararların hem ekonomik hem toplumsal maliyeti dikkatle tartışılmalı.
Sonuç — kim ne kadar kaybetti ve ne talep etmeli?
Eylül 2025 TÜFE’sinin %33,29 olarak gerçekleşmesi, özellikle sabit gelirli emekli ve asgari ücretlilerin reel gelirinde belirgin bir erime anlamına geliyor. Özetle:
Ocak 2025’teki %30’luk asgari ücret artışı Eylül 2025 itibarıyla yaklaşık %2,5 reel değer kaybına karşılık geliyor.
SSK/BAĞ-KUR emeklilerinin Eylül’e kadar hak ettiği %7,5 civarındaki artış, yıllık enflasyon karşısında yaklaşık %19’luk reel kayba işaret ediyor. Bu, en kırılgan kesimler için alarm zili.
Memur ve memur emeklileri için hesaplanan %13,65 dolayındaki artış dahi enflasyonun üzerinde kalmayı başaramıyor; reel kayıp yaklaşık %14,7 civarında.
Bu tablo, kısa vadede hedefli destek paketleri ve gerektiğinde ara zam mekanizmalarının, orta vadede ise enflasyonu kalıcı biçimde düşürecek yapısal politikaların önemini bir kez daha teyit ediyor. Politikacılar, sendikalar ve sivil toplum hem ekonomik etkinliği gözeten hem de sosyal adaleti koruyan çözümler üzerinde acilen uzlaşmalı; aksi takdirde en kırılgan grupların çektiği ücret erozyonu toplumsal maliyetleri daha da yükseltecek.