Bu ülke sizce neresi olabilir? Petrol vahasına yakın, sağımlık topraklara bitişik, düşünce sisteminin “olmaz” kabul ettiği kriterleri zorlayan, bataklık coğrafyaya komşu…
Evrensel ve yüce değerlere sahip olmanın hazzını yaşayamayan, kendi dibini oyanlarla oynayan, tarihini yeniden yazmayı düşünenlerle mücadele eden bir ülke düşünün… İlkokul mezunu bir vaizin uçan halısına binmeye çalışan, sığ amaçlara götüren araçları mübah kılan, engebeli yollardan bir türlü asfalta çıkamamış insanların rehberliğinde çağdaş olma ülküsünü yakalamaya çalışan bir ülke...
Yüce dinini kendi anlayışı doğrultusunda yaşamak isteyene geçit vermeyen bir zihniyetle boğuşan, aralarında İslam’ı en doğru yaşadığını sanan ülkelere örnek olmaya çalışan, yeniden yazılmaya çalışılan tarihiyle kafa bulması istenen bir ülke…
Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil. Cumhuriyet’in yeniden tarih yazımı, geçmişle hesaplaşma gibi düşüncelerle işimiz olmamalı bizim. Tarihimiz destansı bir anlayışla yazılmış, topraklarımız şehit kanlarıyla sulanmıştır. Kurtuluş Savaşı’mızın son evresine göz atarsak bunları satır satır yaşarız.
Zafer sonrası
Tarihimizde ağustos ayının bir özelliği vardır. Meydan muharebeleri, kazanılan zaferler, fetihler çoğunlukla bu ay içinde toplanmıştır. 30 Ağustos 1922 Zaferi’yle üç yıl süren Kurtuluş dönemi kapanmış Kuruluş evresine girilmiştir.
Varlığı evrensel olarak tescil edilmemiş, silahları elinden alınmış olan ordusu resmen teşekkül etmemiş ve maliyesi iflâs etmiş durumdaki bir millet, bedeli çok ağır olan bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir.
O günlerin yollarının kötülüğü, bırakın motorlu ikmal araçlarını, kağnı arabası, mekkâre, eşek ve deve kollarını bile teşkil etmenin zorlukları vardı.
Bu kollar, ihtiyarlar, çocuklar ve kadınlar tarafından sevk edilmiş, ordumuzun erzak, cepane ihtiyacı karşılanmıştır. Bu çabalar takdirin çok çok üstünde duygularla ve iftiharla kaydedilecek manzaralardır.
Takip Harekâtı
Bu mücadelenin zaferle sonuçlandığı tarihten itibaren Mudanya Mütarekesi (3-11 Ekim 1922)’ne kadar olan dönem Kurtuluş Savaşı’nın bir hasılatıdır. 26 Ağustos’ta başlatılan Büyük Taarruz ve 18 Eylül’e kadar sürdürülen Takip Harekâtı süresince kayıplarımız 547 subay, 13.829 er olarak açıklanmış, iki subay ve 55 er esir düşmüştür. Harekât süresince ilginç olabilecek olayları özetlemek gerekirse;
1.Mustafa Kemal (Atatürk) 1 Eylül 1922 günü Eşme Sırtlarında (Uşak batısında Bozdağların kuzeyinde Alaşehir Ovası’na açılıyor) “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini vermiştir.
2. İstihkâm Bölük Komutanı Üsteğmen Celâl, Takip Harekâtı’nın 1’nci günü Yunan ordusundan ele geçirilen bir sahra bataryasını alıp tümene getirmek üzere görevlendirilir. Yol boyunca panik haldeki Yunan erlerini de toplar ve saat 11.30’da Oysu köyüne gelir. Köylüler kendisine Murat Dağı ile Kızıltaş Deresi arasında Yunan askerlerinin gördüklerini söylerler. Üsteğmen Celâl yanına aldığı üç mangayla oraya gider. 4’üncü Yunan Tümen Komutanı General Dimaros ve 12’nci Tümen Komutanı Albay Kaliptus ile birlikte 60 subayı birden teslim alır…
3. Uşak ve ovadaki köyler çekilen Yunan askerleri tarafından yakılmıştır. Dumlupınar istasyonundan itibaren demir yolu, köprüler, muhabere hatları tamamen tahrip edilmiştir. Yunan artçı birlikleri çekilmeden Türk birlikleri Uşak’a girmiş, asker ve halkın yardımıyla yangınlar söndürülmesine rağmen 1785 ev, 12 cami ve mescit, 636 mağaza ve dükkân kül olmuştur.
4. 2 Eylül günü Umurca köyündeki Abdullah ismindeki bir kahraman, altı Yunan erini öldürür ve ele geçirdiği silahları altı arkadaşına verir. Takip ettikleri Yunan birliğinden 20 kişiyi daha öldürerek silahlarını alır ve kendilerine katılanlarla güçlenir. Bu güç birçok köyümüzü vahşetten kurtarmıştır.
Bir hezimetin sonu
Kahramanlıklar bitmez, kahramanlar kahramanlık yapmak için adeta birbirleriyle yarışır. 1’inci Yunan Kolordu Komutanı General Trikopis, 2’nci Yunan Kolordu Komutanı General Diyenis, 13’üncü Yunan Tümen Komutanı Albay Miryanidis esir düşerler. Harp sahasında enterne edilerek Uşak’taki Türk kolordu karargâhına, Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna gönderilirler.
Burada sadece General Trikopis’in Mustafa Kemal’in sorularına verdiği cevaplardan bir bölümünü zikretmem gerekiyor. “Sakarya Muharebesi’nden önce Kral’ımız Eskişehir’e kadar gelmişti. Başkomutanımız ehliyetli bir zat idi. Sakarya çekilmesi üzerine Yunan kamuoyunda galeyan oluştu. Siyasi değişiklikler oldu. Bu sebeple de Başkomutan Papulas ile Genelkurmay Başkanı Dusmanis değiştirildi. Papulas’ın yerine siyasi düşüncelerle Kral’ın yaveri topçu General Hacı Anesti başkomutan yapıldı. En kötüsü orduya siyaset karıştırıldı…”
Çok değil daha 10 yıl önce 1912 Balkan Harbi’nde orduya siyaset karıştırılmasıyla bizim başımıza gelen facia Anadolu’yu işgale niyetlenenlerin başına gelmişti. Günümüzün 15 Temmuz Darbe Girişimi de yine bir siyasi sonuç olup başımıza gelmişti…