SON DAKİKA
reklam
reklam

Anekdotlar-III

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 21 Ekim 2025, Salı - 10:18   Okunma Sayısı:

 

Aslan, eşek ve tilki

    Aslan, eşek ve tilki ava çıkmışlar; bir geyiğe saldırıp gelmişler. Aslan emretmiş: 

    ---Şunu pay edin!  Eşek avı üç eşit parçaya bölmüş, herkesin payını vermiş; ama aslan beğenmemiş: 

    ---Hani benim aslan payım?   Eşek, eşekliğinden olacak anlamamış: 

    ---Ne demek aslan payı?   Aslan bir pençede eşeği parçalamış, sonra, tilkiye dönmüş: 

    ---Hadi, sen pay et!

    ---Efendim sizin olduğunuz yerde pay etmek ne demek? Hepsi sizin, buyurun afiyetle yiyin!

Aslan hayretle sormuş: 

    ---Sen bunu kimden öğrendin?    Tilki cansız yatan eşeği göstermiş... 

---Bunun adına “sosyal adalet” diyorlar.

 

***                                   ***                            ***

Muharebe

Hüseyin Rahmi Gürpınar, “Deli Filozof” adlı eserinde Filozof Hikmetullah Efendi’nin aile faciası münasebetiyle söylediği son sözlerini şöyle yansıtır:

 

“Ey Âdem oğlu!

    Dünyaları verseler kanmazsın. Cihanı yutsan doymazsın. Etrafında açlıktan ölenlere acımazsın. Sen ve senin gibiler toksunuz ya…

    Bu hırs ve tamah âleminde mâlik olmak ne demek? Bunu bilmek için beyhude yere lügatleri karıştırma. Bu kitaplardaki tarif ve tefsirler yalancıdırlar. Her şey sureti haktan görünerek seni tuzağa düşürmek için tertip olunmuştur.

    Tasarruf hakkının karşı kavramı muharebedir. İşte sana o terkipten çıkamayacağını hiç beklemediğin bir kelime. Evet muharebe!... Karşındakini öldürüp onun postuna girmek, vatanına mülküne, karısına, evlâdına, her şeyine mâlik olmak.

Her ferdin tasarrufuna geçer, her habbede bu muharebe vardır. Şimdiye kadar müşkülün haline

    Gücü yetmediği için cemiyet, onu birtakım alâyişli, göz boyayıcı kanunlarla örtmüştür. Facia gizli cereyan eder. Kendisinden âcizi muharebe ile iktisatla, tahakkümle öldürtüp hürriyetine, varlığına sahip olmaktır anlatılmak ve yapılmak istenen”

 

 

Usûl ve erkân içinde nükteler dinlediğimiz o dem vakitlerinde rakının neyle, nerede, ne zaman, nasıl kiminle içileceği, kadehin şekli, masadaki deniz ürünleri, kıyafet, aydınlık durumu, müzik gibi konuları ‘pîr’lerimizle yaşayarak öğrenmiştik. Bu atmosfere aşina olanlarla bizim simalara yakın olmak isteyenler doldururdu masamızı.

 

Dem masası

Kaşara hanımefendi, hıyara beyefendi diyen toplumun cüruf tiplerini, iffetsiz, çalçene ve boş kafaları ibretlik vakalar olarak görür, ders alırdık. Dağarcığı boş ama çokbilmiş, mürekkep yalamış ama görgüsüz, ‘iz’an denince uzan’ dendiğini zanneden insanlarla da paylaşmıştım o masaları… ve hâlâ kayıp olarak gördüğüm o demleri.

Gençlik yıllarımda rakıyı sulu içerdim. Olgunlaşınca susuz içmeye başladım. Şimdi kadehimi suyla kaldırıyorum.  Daha düne kadar bir kadeh atıyor ve bulutların üzerine çıkıp aşağıdakileri seyrediyordum. Kanser belâsı herkesi korkutuyor, beni de… Yakalanmamak için neler yapmıyorum ki! Bu nedenle alkolü şimdilik rölantiye aldım, arada bir demleniyorum. Rakının içme şekli, zamanları, neyle ve kiminle içileceği konusunda çok kitap yayımlandı ama rakı kiminle içilmez diye kitap yazılmadı.

Boş kafaların daha masaya oturur oturmaz rakı bilgiçliği taslamasına çok tanık olan ben, bu eksikliği kapatmak düşüncesiyle kendi anlayışımda bir kitap yazmak istedim. Dem vaktini zehir etmemek için “ritueli çok olan bir masada oturulamayacağını” ve bir kadeh de olsa rakının “salaklarla içilemeyeceğini” söylemek isterim.

Kişiler, rakıyla ölçülü şekilde demlenmeli, ağızlarından bal akmalıdır. Kadehlerle yarışa girmeye, “gelsin bir büyük” diyerek şişeyle güreşmeye gerek yoktur. Yanakları pembeleşmenin ötesine geçer, dili sarkmaya, salyaları akmaya başlar. Dizginleri çekilecek bir beygir olduğunu asla kabul etmek istemez.

Bu masalara görgü ve kültür açlığıyla gelenler demlenmek yerine yemlenmeyi tercih ederler. Bu hal bir süre sonra da gemlenmeyi gerektirir. 

Her şeyin sonu olduğu gibi rakı masasının da sonu vardır. Hayattayken sağlığına kadeh kaldırdılar. Hastalanınca kadehleri kaldırdılar. Ölünce de kendisini…

Rakı bardağı dipsiz ve ince cam olmalıdır. Masada din ve siyaset konuşmamaya özen göstermişimdir.

Destur, eski sohbet ve meclislerde hep vardır. “Doğru ve dikkatli hareket etmek, bir büyüğün yanında kendini toplamak, izin veya müsaade istemek” anlamlarına gelir. Kanun, töre gibi anlamları da vardır. Destur, küçük aptesi yaparken cin çarpmasını önlemek için söylenen boşinanç sözcüğüdür aynı zamanda. Masada sohbetin içine edenlere de destur çekilir.

 

Destyar:  Yardımcı, muin. Arka. (Osmanlıca’da yazılışı: dest-yar) 

Deşt-i hayat: Hayatın çölleşmesi 

 

Teşekkürün böylesi

    Bilmezliğe sözüm yok, insan okuyarak, sorarak ve etrafına bakarak öğrenebilir. Eğer bunları yapmıyorsa iş ‘dangalaklık’a varıyor demektir. Yazın sıcağında uzaktan gelen kişi Maltepe’deki akrabalarına uğrar.

 

    -- Yeğenim bir su ver hele!

    -- Buyur dayı.

    -- Allah geçmişine kavuştursun!  

 Ders çıkarmak veya daha kısa sözcüklerle ifade etmek gerekirse:

 

                                               Nâdan ile sohbet, zordur bilene

                                               Çünkü nâdan, aklına geleni söyletir diline…

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam