Mondros Mütarekesi’ne Doğru
Kapitülasyonlar ve ağır dış borçlarla koca İmparatorluk I. Dünya Harbi’nin içindedir. Savaşın sonuna doğru yorgun ve ‘hasta adam’ olarak yatağa düşmüş, başında mirasçıları yani Batı emperyalizmi beklemektedir. Yitirilen topraklar ve Balkanlardaki siyasi çalkantılar çözülmelere yol açmaktadır. İçeride Kürdistan rüyasını gören Kürt Teali cemiyetinin faaliyetleri, Kafkaslar ve Kilikya’da (Adana merkezli) bağımsız devlet kurma amaçlı Ermeni isyanları, Trabzon başta olmak üzere Artvin-Sinop arasında kurulmak istenen hayali Pontus Devleti için Rumların ayaklanmaları ve irticai başkaldırılar...
Çeteler, işbirlikçiler ve misyoner ajanlar... Tüm bunları umursamayan bir padişah ve Osmanlı hükümeti iş başındadır.
İstanbul’da kurulan Rum Mavri Mira Cemiyeti ve izci okulları başıboş çeteleri destekliyorlar. İngiliz, Rus ve Fransız işgal kuvvetlerinin komutanları adeta bir genel vali veya kendi hükümetlerinin komiseri gibi hareket ediyorlar. Halk, İtalyan, Balkan ve I. Dünya Harbi’nin çeşitli cephelerinde kırılmış, sevdiklerini kaybetmiş ve yokluk içindedir. Peş peşe gelen bu savaşlardan sağ çıkan insanların çoğu ise sakattır...
Dünya ulusları Mustafa Kemal’i Çanakkale cephesinde tanımıştır. Osmanlı yönetimi, kısa sürede kazandığı bu zaferlerden sonra O’na kritik görevler vermeye devam etmektedir. Çanakkale’den sonra 16’ncı Kolordu Komutanlığı görevindeyken Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri alan Mustafa Kemal, 2’nci Ordu Komutanlığı’na atanmıştır. Yıldırım Ordusu Komutanlığı sırasında düşman taarruzlarını Halep’in kuzeyine düşen bugünkü sınırlarımız üzerinde durdurmuş, Eylül 1918’de demiryoluyla Halep’e dönüşünde İngilizlerin hava saldırısına maruz kalmıştır. Daha sonra karargâhı Adana’da olan ‘Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’nı teslim almış ancak 30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti yenik bir durumda Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştır.
Mondros Mütarekesi’nden Samsun’a Çıkışa...
Bu yürek burkan olay karşısında Mustafa Kemal, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya orduların terhis edilmesinin ve İngilizlerin her dediğine boyun eğilmesinin mahzurlarını anlatan bir telgraf çekmiş, Adana’ya çağırdığı Ali Fuat Paşa’ya da “Bundan sonra ulusun kendi haklarını kendisinin araması ve savunması, kendilerinin ve ordunun yol gösterici olması gerektiğini anlatmıştır. Millî Mücadele fikri gelişmeye başlamış, emrindeki kuvvetlere “İngilizlerin İskenderun’a asker çıkarmaları halinde silah kullanılarak bu halin önlenmesi” emrini vermiştir.
13 Kasım 1918’de ‘Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’ görevini teslim ederek İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, limanda duran İtilaf gemilerini görünce “Geldikleri gibi giderler” demiş,1 Padişah Vahdettin ile görüşme yaparak onu aydınlatmıştır. Böylece 1919 yılına girilmiştir. Çeşitli yerlerde verdiği demeçler halkta yeni bir bilinç uyandırmıştır. “En iyi siyasetin güçlü bir silahlı kuvvetin yanında manen, ilmen ve ahlaken kuvvetli olmakla sağlanacağı” şeklindeki açıklamalarıyla2 ve Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Heyetine “Tehlikede olan yalnız Trakya değildir” demesiyle halkın birliğini ve toprak bütünlüğünü anlatmak istemiştir. Yaptığı görüşmelerden yurdun kurtuluşu için Anadolu’ya geçmek gerektiği kanaatine varmış hatta silah arkadaşı olan Kâzım Karabekir Paşa, 11 Nisan 1919 günü Mustafa Kemal Paşa’ya bir ziyarette bulunarak Anadolu’ya geçmesini teklif etmiştir.
30 Nisan’da merkezi Erzurum’da bulunan 9’uncu Ordu Müfettişliği’ne tayin edilen Mustafa Kemal’e Samsun bölgesinde huzur ve sükunun yeniden sağlanması, silahların toplanması ve varsa mevcut şûraların kapatılması görevleri verilmiştir. M. Kemal, Samsun’a hareketinden önce bölgedeki valilere telgraflar çekerek bazı hazırlık yapılmasını istemiştir. Yunan askerinin İzmir’e çıktığı 15 Mayıs 1919 günü Padişah Vahdettin ile son görüşmesini yapmış ve veda etmiştir. 16 Mayıs’ta İstanbul’dan Samsun’a hareket etmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 günü Osmanlı dış borçlarının tutarı, I. Dünya Harbi’ndeki harcamalarla birlikte 303.7 milyon liraya ulaşmıştır.3
Cumhuriyet’e giden yol
Samsun’a çıkışın ana fikri yurdun kurtarılmasıdır. İşgallere karşı İstanbul Hükümeti’nin sessiz kalmasının ve Osmanlı ülkesinin tamamen İtilaf devletlerinin güdümüne girmesinin karşısında halk yerel kongreler düzenlemiş ve cemiyetler kurmuştur. Kuva-yı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk örgütleri bu yapılanmanın hukuki tabanını oluşturmuştur. 22 Mart 1919 tarihli Balıkesir Kongresi kararlarında belirtilen Heyet-i Merkeziye’ye her kazadan aylık 7.000 Osmanlı Lirasının gönderilmesiyle Millî Mücadele’nin mali öz kaynağı sağlanmıştır.4
Sonuç olarak; 19 Mayıs 1919 gününün yabancı işgallere karşı oluşan tepki hareketleri ve teşkilatlanmaların hukuki zemine çekilmesini sağlamıştır.
Kongreler dönemi de bittikten sonra koca bir İstiklâl Savaşı’nı başlatmıştır. Yokluklar içerisinde yürütülen var oluş mücadelesi İnönü muharebeleri, Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruz ile tamamlanmıştır.
Cumhuriyet’in 10’uncu yıldönümü nedeniyle hazırladığı ve son şeklini vermediği nutkunda halkın üzüntüsüne ve heyecanına yol açacağı kendisine duyurulunca çıkardığı “Beni hatırlayınız”7 sözü malumdur. Bu söze sadık kalarak Büyük Atatürk’e, kahraman silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize rahmetler diliyor, şükran hislerimi ifade ediyorum. Halkımızın ve sevgili gençlerimizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.
1 Çankaya, Necati, Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri, 1985, s: 23,
2 a. g. e., s: 24
3 Gnkur. ATASE Başkanlığı, Atatürk Haftası Armağanı, 1994, Gökbunar, Ramazan, Atatürk Dönemi Bütçe
Politikaları, s: 49
4 Apak, Rahmi, İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu, Ankara, 1990, s: 117
5 Atan, Burhan, Tarihimizde “İlk”ler, Eylül 2007, s: 73
6 Kutay, Cemal, Atatürk Olmasaydı?, İstanbul, 1993, s: 6