1-7 Ekim 2023 tarihlerinde yedi Balkan ülkesini gezmiştik. Koca bir otobüsün 40 civarındaki yolcusu, hayranlıkla doğal güzelliklere bakıyor ve aralarında konuşuyordu. Bir grup yöresel yemekleri ve folklor oyunlarını konuşuyor, bir başka grup da sanat eserleri üzerinde fikirlerini dile getiriyordu. Ben ve asker kökenli birkaç kişi geçtiğimiz her yerin arazi incelemesini, Balkan savaşlarında tepelerin nasıl el değiştirdiğini düşünüyor ve konuşuyorduk.
Öncelikle bu ülkelerin arazisinde yapılan tüm muharebelerin oldukça zor geçtiğini, yenildiğimiz alanlarda bile güç ve imkânları sonuna kadar tükettiğimizi ve birliklerimizin kahramanlıklar yarattığını belirtmek isterim. Gerek bölük komutanlığım gerekse tabur komutanlığım sırasında gece atışlarının ve atışlı ve atışsız gece tatbikatlarının ne kadar zor olduğunu, irtibat ve koordinasyon eksikliğinin en küçük bir hatayı bile affetmediğini görmüş ve yaşamış bir kişi olarak bunları rahatlıkla söyleyebilirim.
Konuya dönersek;
Gezdiğimiz Balkan ülkelerinin çoğu dağlık alandır. Ülkeden ülkeye geçişlerimizi genellikle gece yapıyorduk. Ancak Karadağ sınırları içindeki dağların rakımı genellikle 2000 m’nin üzerinde ve bazı yerler 2500 m‘ye yakındı. Alp Dinarik Sıradağları veya Dinar Alpleri, Tuna-Sava aklanıyla Adriyatik Denizi’ne akan suların bölündüğü çizgidir.
20’nci yüzyılın başında ve özellikle Balkan Harbi’nin hemen öncesinde Karadağ, Makedonya, Bosna-Hersek ve Bulgaristan olaylarını düşününce bu sarp arazinin, karanlık gecelerin ve dar yolların soygunlara, ayaklanmalara ve çatışmalara zemin hazırladığı kaçınılmaz olmaktadır.
Rusya’dan ceste ceste (azar azar) silahların Arnavutluk’a gönderilmesi, Avusturya ve İtalya’nın da Arnavutluk’un tarafında yerini alması, Karadağ’ın Arnavut İsyanı’nı desteklemesi Osmanlı kuvvetlerinin ne kadar büyük zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını apaçık ortaya koymaktadır.
Dağlık yörelerde yapılan muharebeler
Muharebeler, Genelkurmay Başkanlığı’nın “Balkan Harbi’nde Karadağ Cephesi” isimli, 1993 tarihli ve II. Baskı kitabından alıntılar yapılarak sizlere sunulmuştur.
“… 10-11 Ekim 1912 günü Karadağlılar hücumlarını durmadan tekrarlıyor, Türk kuvvetleri çok fazla kayıp veriyordu. Küçük Deçiç Tepesinde göğüs göğüse süngü muharebesi yapan erlerin tümü burada şehit oldu. 61 er Karadağlılara esir düştü…” Tuz bölgesindeki muharebelerden… s: 77
“… Şipşanik muharebesinde Tuz bölgesindeki bir birliğimiz teslim olunca morali bozulan diğer birliğimiz de teslim olmuştur. Karadağlılar aldıkları esirlere çok kötü muamelede bulunmuş ve işkence yapmışlardır…” s 83
“… Bardanhay köyü etrafındaki Sivri Tepe’de savunma tertibindeki manga, takviye kuvvetin zamanında gelmemesi üzerine tamamen şehit olmuştu…” s103
“… Matruş Tepe ile Yeşil Sırtların Karadağlıların eline geçmesi ihtimali belirince kolordu komutanı birliğin gerideki mevzie çekilmesi emrini vermiştir. Çekilme sırasında kolordu komutanının emir subayı ayağından vurulmuş ve yaralı olarak bölgede kalmıştır. Ertesi gün bu arazi tekrar ele geçirilince üsteğmenin Karadağlılar tarafından kulak, burun ve dudaklarının kesilerek şehit edildiği görülmüştür…” s 104
“… 4-7 Kasım 1912 Kakarik muharebelerine katılan birliklerimizden 5 subay 33 er yaralanmış, 38 er şehit olmuştur…” s 112
“… Beşir Tepe’ye yapılan ve destek görmeyen taarruzda bir bölük komutanı ve 13 er şehit olmuştur…” s 141
“… 17-18 Aralık 1912 günü yapılan muharebelerde bir subay yaralanmış, bir subay şehit olmuştur. Erlerden 23 şehit, 72 yaralı vardır…” s 143
“… 27-28 Ocak 1913 günü muharebeler devam ederken yolda üç kişinin saldırısına maruz kalıp yaralanan kolordu komutanı Albay Hasan 31 Ocak 1913 gecesi 02.00’de hayatını kaybetmiştir. Cenazesi merasimle kaldırılarak şehit subayların gömüldükleri Parupa Camii mezarlığına defnedilmiştir.” (Vurulduğu gün generalliğe yükseldiği sonradan gelen emirden öğrenilmiştir.) s 149
“… Sırplar 8-9 Şubat 1913 günü Birdiça ve Beltoya muharebelerinde Türk birliklerinden 41 erimizi şehit etmişler, 64 erimizi de yaralamışlardır…” s 157
Sonuç
Kitapta daha fazla ayrıntı ve olay vardır. Sadece bir fikir verebilmek için bu kadarla yetiniyorum. Verdiğimiz şehitler Karadağ sınırları içindedir. Bosna-Hersek, Arnavutluk, Sırbistan, Kosova gibi ülkelerde de elbette şehitlerimiz vardır.
Kültür Bakanlığı, tur şirketleriyle anlaşma yaparak en az bir ülkede şehitliklerin de ziyaret edilmesini sağlamalıdır. Acı bir gerçek olarak, devlet erkânının Büyük Taarruz’un geçtiği yerlerdeki şehitlikleri bile gezmediğini görünce fazla bir şey istediğimi anladım.
Değerlendirme
Türkiye, Karadağ’ı 12 Haziran 2006 tarihinde tanımış (7. ülke), 3 Temmuz 2006 tarihinde iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmuştur. Karadağ ülkemizin de desteğiyle 2017 yılında NATO üyesi olmuştur. Türkiye'den Karadağ'a şehircilik ve konut desteği sağlamak ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iş birliği yapılmak üzere "Mekansal Planlama Alanında İşbirliği Mutabakatı yapılmış ve imzalanmıştır.
Türkiye'nin Podgoritsa Büyükelçisi Barış Kalkavan, Karadağ’dan Türkiye’deki deprem bölgelerine 27 ton yardım malzemesi ve yaklaşık 400 bin avroluk nakdi yardım gönderildiğini, Karadağ halkının Türk halkıyla yakınlığının perçinlendiğini dile getirmiştir.
Karadağ Cumhurbaşkanı Jakov Milatoviç, 2024 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşme sırasında "Türkiye'den yıllık yaklaşık 100 milyon avroya ulaşacak doğrudan yatırım ve 200 milyon avroyu aşan dinamik bir ticaret, ekonomik iş birliğinin yoğunlaştırılmasına yönelik karşılıklı bir ilginin kanıtıdır." demiştir.
Bu kadar yakınlaşma ve iyi niyete rağmen Türkiye’de suç işleyenler veya suç örgütleri Karadağ’da yuvalanmaya başlamış ve kara para aklama faaliyetlerine girişmişlerdir. Göl çetesinin lideri Volkan Rençber, Karadağ’da yakalanmıştı. Camgözler suç örgütünün lideri Binali Camgöz, Karadağ’da yakalanmış ve Türkiye’ye iade edilmişti. 6 Şubat depremlerinde 63 kişiye mezar olan bir binanın firari inşaat mühendisi de Karadağ’da yakalanmıştı.
27 Ocak 2015 tarihinde Türkiye ve Karadağ Berlin’de bir Mutabakat Muhtırası imzalamışlardır. Muhtıranın 3’üncü Maddesi, edinilen bilgilerin yalnızca Yetkili Makamların ulusal mevzuatlarında belirtilen karapara aklama veya terörün finansmanı ve diğer suç faaliyetleri ile ilgili olduğu durumlarda hukuka uygun olarak kullanılabileceğini amirdir.
Dünyanın en hassas bölgelerinden biri olan Balkanlar, her zaman bir kıvılcıma bakmıştır. Bıçaklama olayının arkasında mutlaka bir kışkırtma olduğu gerçeği inkâr edilemez. Dün boğaz boğaza geldiğimiz insanlarla bugün barış içinde yaşamamız bazı çevrelerde rahatsızlık yaratmış olabilir.