Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmek üzere Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Çin’e gitmiştir. Macron, ziyaret öncesinde yaptığı konuşmada Çin’in Ukrayna’ya yönelik barış barışçıl tutumundan övgüyle söz etmiş ve Avrupa’nın Çin ile diyaloğunu geliştirmeye devam etmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca Avrupa’nın bu diyaloğu Rusya’ya bırakmasının yanlış olduğunu da vurgulamış ve ziyaretin Pekin’in de çıkarına olduğu görüşünü dile getirmiştir. Bu yapılan Batı’nın klasik saç sıvazlama taktiğidir tabii. Türkiye de bunlara alışıktır.
Peki, durup dururken Fransız lider neden Çin’e gitmiştir. Biz Fransa’yı hep Afrika üzerindeki çıkarlarıyla bilirdik. Uzak Doğu ile ilgisini detaylı olarak bilmezdik. İşte Fransa’nın marifetleri…
Fransa Uzak Doğu’da
16’ncı yüzyıldan itibaren tedricen Kuzey Amerika, Antil adaları, Doğu Hindistan’ın bir bölümü ve Afrika’nın bir kısmı Fransa’nın nüfuz alanına girer. 19’uncu yüzyıldan (1830’dan itibaren) beri Fransa için kudretli bir imparatorluk rüyasının gerçekleştiği önemli bir dönem olur. Fransa bu yüzyılda Hindiçin (Laos, Kamboçya, Vietnam), Yeni Kaledonya, Fransız Polinezyası gibi yeni sömürgeler elde eder.
6 Nisan 1849’da Çin ile yapılan bir antlaşma ile şehirde 66 hektarlık bir arazi imtiyazlı kullanım amacıyla (serbest bölge) 1849-1946 yılları arasında Fransızların idaresine verilmiş ve Fransızlar buradan pek çok menfaat elde etmişlerdir. Bu anlaşma ile sömürgeci Fransa hesapsız ve sorgusuz bir faaliyet alanı elde etmiştir.
Asya’daki diğer sömürgeler
Fransız Hindistanı diye adlandırılan Pondichery (1693-1954): Hollandalılar tarafından Hindistan’da oluşturulan bir sömürge bölgesiyken Dokuz Yıl Savaşları (1688-97) sırasında Fransa tarafından işgal olunmuştur.
Guangzhouwan (Çin’de) (1898-1945): Çin ile yapılan 99 yıllık bir antlaşma neticesinde bir ticaret üssü olarak Fransa’ya devredilmiştir.
Kamboçya (Protektora) (1863-1953): Norodom Krallığı’nı mağlup eden Siam Kralı IV. Rama 1867’de Fransa Kralı’nın üst hükümranlığını kabul etmiştir.
Laos (Protektora) (1887-1954): Fransızlar, Laos’taki bir iç savaş sırasında Oun Kham’ı destekleyip ülkeyi koruma altına almışlardır.
Vietnam (1884-1954): Fransa, Çin’i mağlup edince ülke Fransızlar tarafından 1884-1886 arasında tamamen işgal edildi. II. Dünya Savaşı’nda Japon işgaline girmiştir. Fransa’nın 1954’e kadar süren bölgeyi geri alma çabası netice vermemiştir.
Batı basını olaylara nasıl bakıyor?
Les Echos, Macron’un Çin’e Avrupa Komisyonu Başkanı'nı da yanına alarak gitmesini akıllıca bulmuş.
The Irish Times, Fransa Cumhurbaşkanı’na, Pekin yönetimini Moskova’nın kendileri için yanlış ortak olduğuna ikna etme tavsiyesinde bulunmuş. Macron’un danışmanlarının, Cumhurbaşkanı’nın Çin’i Ukrayna çatışmasında ‘radikal ve doğrudan bir etki’ yaratabilecek tek ülke olarak gördüğünü ve Çin’in savaşa bakışının henüz tam netleşmediğini öne sürmüşler. Bunun da özellikle silah sevkiyatı meselesinde Çin’i Rusya’dan uzaklaştırması için Fransa’ya hareket alanı sağladığını iddia etmişler. Macron’un önündeki zorlu görevin, Şi’yi Çin’in Moskova yerine Avrupa’daki dinamik ve zengin pazarlarla bağlantılarını güçlendirirse daha fazla kazanabileceğine ikna etmek olacağını belirtmişler.
Radio Kommersant FM, Pekin'in Moskova'ya yönelik dostluk beyanlarının çok da abartılmaması gerektiğinin altını çiziyor:
“Pekin'in Batı ile açıkça ihtilafa düşmesi zararına olacaktır. Neden mi? Çünkü Çin'in ihracata dayalı bir ekonomisi var. 2022 istatistikleri daha yeni geldi: Çin'in AB ve ABD ile ticaret hacmi, ilişkilerdeki bariz -ve kimi zaman da kişisel- bozulmalara rağmen 1,6 trilyon dolar, yani Rusya ile olanın sekiz katı civarında. ... Eski Kıta, Çin ile ilişkilerde çatışmasız, baskısız, yumuşak bir tutum takınıyor. Macron da bu tutumla gitti Çin'e. ... Yalnızca siyasette değil, hayatta da bazen böyledir: Birisi size sonsuz dostluk yemini eder, ancak bu onun düşmanınızla iş yapmasını engellemez.”
La Stampa, Çin ile Avrupa arasındaki büyük mesafenin ortadan kalkmayacağını düşünüyor:
“Çin ve Avrupa, ikisinin de kapatmak istemediği bir kapının önünde duruyorlar. Ve onu ne kadar açık tutacakları konusunda anlaşamıyor olsalar da, kapıyı kapatmamak için ellerinden gelen çabayı göstermeye çalışıyorlar. Emmanuel Macron ve Ursula von der Leyen, Pekin'e somut bir hedefle gittiler: Şi Cinping ile Vladimir Putin arasında mesafe oluşmasını sağlamak. Ancak, mesafeyi AB ile ABD arasına koymak isteyen bir Çin ile karşı karşıya kaldılar. Her iki taraf da mesafelerin korunacağının farkında, ancak hiçbiri bunu aşılmaz bir noktaya getirmek istemiyor.” (Devam edecek)