Türk savunma sanayiindeki gelişmelerin, Yunanistan’da bir tedirginlik yarattığı bilinen bir gerçektir. Ukrayna ve Orta Doğu'da meydana gelen savaşlar ve bunların bölgeye etkileri gibi kritik konular asker ve sivil Yunan yöneticiler arasında Yunan savunma sanayiinin geliştirilmesi görüşüne ağırlık kazandırmıştır.
Bu konular her gündeme geldiğinde Yunanistan Türkiye'yi hedef almıştır. Ege’de Türk savaş uçaklarının Yunan hava sahasını, balıkçı teknelerinin Yunan karasularını ihlâl ettiğini öne sürerek Avrupa ülkeleri ve AB nezdinde şikâyette bulunmuşlardır.
Yunanistan’ın hırçınlığı
Yunanistan, Avrupa’nın Türkiye’ye açıldığı bir kapıdır. Kıbrıs Rum Yönetimi vasıtasıyla da Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Denizcilikte oldukça ileri seviyededir. Antik medeniyeti ve Ege Adaları sayesinde dünyanın en önemli turizm merkezidir. Bu özellikleri taşıması nedeniyle Avrupa’nın hırçın ve şımarık çocuğu olmaktadır.
1821 Yunan Bağımsızlık Savaşı'ndaki Tripoliçe kuşatmasında, Tripoli şehri Yunanların eline geçmiş, Müslümanlar ve Yahudiler katledilmişti. Yunanistan’ın önceki Cumhurbaşkanı Prokopis Pavlopoulos, Yunanistan'ın Osmanlı İmparatorluğu'ndan bağımsızlığını kazanmak için 1821'de başlattığı ayaklanmanın yıl dönümünde Tripoli’de yaptığı konuşmada,
"Birlik ve beraberlik içinde barış ve dostluğu sürdürme yönünde ders alan bir geçmişe sahibiz" demiş, Türkiye'nin Akdeniz'deki sondaj çalışmalarını ima ederek de, "Uluslararası hukuka ve Avrupa yasalarına uyulması için NATO ve Avrupa Birliği'nin de desteği ile Yunanlar ne gerekiyorsa yapacaktır." ifadelerini kullanmıştı.
Bugüne kadar aralıklarla da olsa Yunan Dışişleri Bakanları ve emekli olmuş Yunan komutanlar da Türkiye hakkında konuşmalar yapmışlardır.
Emekli komutanlardan
Yunanistan eski Genelkurmay Başkanı olan emekli Orgeneral Konstantinos Floros, ülkesinde katıldığı bir canlı yayın programında yine Türkiye'ye yönelik skandal ifadeler kullanmıştır. Floros'un açıklamaları, Atina'da Türk korkusunun ulaştığı boyutu bir kez daha gözler önüne sermiştir
Floros, Türkiye'ye yönelik sözlerinde daha da ileri giderek küstahça bir üslup takınarak, "Komşumuzun köpekleri havlıyor. Eğer köpek tasmasını koparırsa, kafasına bir tane patlatırız; kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp kaçar" şeklinde skandal bir açıklamaya imza atmıştır.
Floros, "Türkiye'nin hak iddiaları azalmadı. Devletlerin savaşarak elde ettiklerini, savaşmadan almaya çalışıyor" ifadelerini de kullanmıştır.
Bu sözleri anlamak güç doğrusu… “Devletlerin savaşarak elde ettiklerini” derken acaba Yunanistan’ın mı Ege adalarını savaşarak aldığını anlatmak istemiştir? Türkiye’nin de savaşmadan almaya kalkıştığını mı belirtmek istemektedir? Pes doğrusu. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır sözü ne kadar doğruymuş!
Adaların geçmişteki durumları
Bu konuda daha önce birçok kez açıklayıcı yazı yazmıştım. Ege'de anlaşmalarla açıkça isimleri belirtilerek Türkiye'nin rızasıyla Yunanistan'a devredilen ada, adacık ve kayalıkların coğrafi formasyonlar dışında kalan bütün formasyonları Türkiye'ye aitti.
Karşılıklı ve iyi niyete dayanarak yapılacak görüşmelerle konular yeniden ele alınabilir ve şu hususlar gözden geçirilebilir.
**Yunanistan, Ege'yi bir ''Yunan Gölü'' haline getirmeye yönelik uzlaşmaz ve tahrik edici tutumundan vazgeçmelidir.
**Ege'de aidiyeti tartışmalı coğrafî formasyonları üçüncü tarafları (Avrupa’nın deneyimli sömürgecileri ve küresel güçler) katmadan hakkaniyet ilkesiyle yeniden ele alınabilir.
** Avrupalıları, uzak ve yakın geçmişin deneyimli sömürgecileri, 21. yüzyılın küresel güçleri olarak gördüğümüzde gerginlikten yana olduklarını hemen herkes hissedebiliyordur.
Kıbrıs konusu
15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilan edilmesiyle Yunanistan'daki Türk azınlığa karşı baskılar da artmıştı. Bu baskılar; 1983-1986 yılları arasında, yine Türklere ait olan arazilerin gasp edilmesi, esnafa ve serbest meslek sahiplerine türlü bahaneler öne sürerek ağır para cezaları verilmesi, orta derece okul bitirme sınavlarının Yunanca yapılması, yurt dışına seyahat yapan azınlık Türklerinin Yunan vatandaşlığından çıkarılması, yurt dışında eğitim görmüş yüksek okul mezunu Türk gençlerinin diploma denkliklerinin tanınmaması, polis karakollarına götürülen Türklerin işkence ile öldürülmesi gibi çeşitlilik arz etmişti.
Ayrıca 1985'ten itibaren iş bulma vaadi ile Türk nüfus ve ikametlerinin bölge dışına alınması gibi yeni asimilasyon taktikleri de denenmişti.
Aynı çözüm önerileri Kıbrıs için de geçerlidir. Kayıpların bulunması için yapılacak çalışmalar, iskâna kapalı alanların yeniden ele alınması, karşılıklı olarak limanlardan istifade edilmesi, Türkiye’den sağlanan imkânlarla KKTC’ye getirilen elektrik ve suyun paylaşılması, karşılıklı ticarete ağırlık verilmesi gibi konular ele alınabilir.