SON DAKİKA
reklam
reklam

Lozan’da döşenen taşlar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Kasım 2025, Perşembe - 12:10   Okunma Sayısı:

 

İsmet Paşa’nın Lozan’daki mücadelesi

Lozan Konferansı 20 Kasım 1922’de başladı. İsmet Paşa, Lozan görüşmelerini yürütmekle görevlendirildi. Onun karşısındaki diplomatlar birinci sınıf devlet adamlarıydı. Birinci Dünya Savaşı galip devletlerin dışişleri bakanlarıyla dünyanın ünlü diplomatlarına karşı mücadele eden genç Türk generali, iyi bir taktisyen ve manevracıydı.

 

Lord Gürzon, bir nutkunda, “Bu meseleyi askeri hükümler bahsinde müzakere ederiz” deyince İsmet Paşa birden şahlanır ve, “Ne? Askeri hükümler bahsi mi var? Bu muzaffer devlete askeri kayıtları kabul ettirmek biraz zordur.” der.

 

İsmet Paşa’nın Lozan’daki nutukları ve beyanları sıkı bir mantık ile örülmüş belâgat örnekleridir. Örneğin; Müttefikler tarafından işgal masraflarının istenmesine karşı İsmet Paşa demiştir ki, 

 

“Türkiye’den askeri işgal masrafları istenemez; çünkü Türkiye kimseye ‘bizi işgal et’ diye davette bulunmamıştır. Türk hükümeti için işgal masrafı diye bir şey yoktur. Böyle bir meseleden bahsedilmesine bile tahammül edemem.” 

İsmet Paşa, bununla da kalmamış, “İzmir’in işgalinden doğan muharebede Türkiye büyük hasarlara ve tahriplere uğradığı için bu hasarların tazmin edilmesini ister.” Bu talebe karşı Mösyö Venizelos, 

 

“Yunan ordusu, müttefiklerin daveti üzerine ve müşterek menfaat adına İzmir’e çıkmıştır. Hiç olmazsa 21 Haziran 1921 tarihine kadar Yunanistan’ın yüklendiği işgal masrafları, iddia edilen tahribatı fazlasıyla karşılayacak miktara varmaktadır. Anadolu ve Türkiye’den kaçan yüz binlerce Rum’un iaşe, nakil ve iskân masrafları ise askeri harekât sahasında yapılmış zararların karşılığının çok üstündedir.” demiştir.

 

İsmet Paşa da şu cevabı verir: “Müttefik devletler Yunanistan’a işgal için vekâlet vermişler, fakat tahrip zulmü için hiçbir vekâlet emri vermemişlerdir. Kim davet etmiş olursa olsun Yunanistan’ın icra ettiği tahribat devletlerin emirlerine, nasihatlerine ve arzularına muhalif olarak icra edilmiştir...”… Konferansın bir başka gününde Lord Kürzon, Türkiye’deki azınlıkların himaye edilmesine lüzum göstermiş, İsmet Paşa buna karşı çıkarak, 

 

“Sekiz senedir Türkiye’de yalnız şu veya bu azınlık değil bütün halk ıstrap çekmiştir. Silahı elinden alınan Türkler, son dört yıl zarfında her tarafta tecavüze uğramışlardır. Yunanlıların Anadolu’da 27 şehir, 1400 köy ve 9800 ev yıktıkları sabit olmuştur…” şeklinde cevap vermiştir.

 

İkinci Lozan Konferansı 23 Nisan 1923’te başladı. Müzakereler 24 Temmuz 1923 gününe kadar devam etti. Lozan Antlaşması’nın imza töreninde bulunan bir Amerikalı muhabir yazısını şöyle bitirmişti: “Garbın Şark önünde eğilişi hiçbir zaman bu kadar aşağıca olmamıştır.”

 

4 Şubat günü Beau-Rivage Oteli’ndeki toplantıda İsmet Paşa,  Lord Curzon’a sorar. “ Şimdi döneceksiniz. İngiltere’ye gittiğiniz zaman, size barışı soracaklar. Niçin gittiniz, niçin sulh yapmadan geldiniz? Ne cevap vereceksiniz?”  Lord Courzon aynı soruyu İsmet Paşa’ya sorar ve o da,

“Benim için kolay. Ben Türkiye’ye gittiğim zaman soranlara ne cevap vereceğimi size söyleyeyim. Neden sulh olmadı diye soracak olurlarsa bir cümleyle cevap vereceğim: Courzon sulh istemediği için konferans kesilmiştir diyeceğim…”

 

Bizim ihtilâflı adalarımız

Ege Denizi’nde bulunan ve burnumuzun dibindeki adaların çoğunun aidiyeti hâlâ ortadadır. Ege Denizi’ni, kuzeydeki ve güneydeki adalar şekliyle ele alırsak; güneydeki adalar “On İki Adalar” olarak bilinir ve bu adalar, 1913’te biten Balkan Harbi’nin ardından şartları ağır olsa da Osmanlı İmparatorluğu tarafından İtalyanlara verilmiştir. 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması metninin altında imzaları bulunan altı büyük devletin (İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Rusya) kararıyla terk edilmiştir...

Geri kalan adaların -İmroz ve Bozcaada hariç- da Yunanistan’a verilmesi kararlaştırıldı. Antlaşma resmileşemeden I. Dünya Savaşı patladı. Bunu II. Dünya Savaşı’nda İtalyanların yenilgisi takip etti. Ve adalar, Yunanistan’la bir muharebeye girmeksizin 1947 yılında Yunanistan’a verildi.

 

Lozan ile ilgili söylemler

Lozan Antlaşması’nı gündeme getirdiğimiz günlerde Avrupa da tartışmaya girmiş ve Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin müzakere sürecini donduran metne “Lozan paragrafı”nı ilâve etmiştir. “AP, modern Türkiye’nin sınırlarını belirleyen ve yaklaşık yüz yıldır bölgedeki barışın ve istikrarın korunmasına katkı sağlamış olan Lozan Antlaşması’nın tartışmaya açılmasından çok ciddi şekilde endişe duymaktadır.”

 

Dikkatsiz söylemler

Bazen bir konuyu vurgulamak için söylenen sözler zaman veya mekânın uygun olmaması nedeniyle Başka anlamlara çekilebilir. Lozan Antlaşması da bunlardan biridir. Bazı kişi veya kesimler de bu açıklamaları işine geldiği şekilde yorumlamak ister.

Örneğin; Türkiye’den Musul ile ilgili çıkışlara Iraklı yetkililer ve PKK ve PYD’liler, biraz cılız sesle de olsa “Lozan’daki Musul tartışmaya açılırsa biz de İstanbul’u tartışmaya açarız” türünden mırıldanmalar türetmişlerdi.

Ucu açık bir süreç… Nereye varacağı belli olmayan çıkışlar… Kara bulutların üzerimizden bir an önce geçmesi hepimizin hayrına olacaktır.

 

İncelenmesi gerekli konular

Bu kadar çok ihlâlin bir gün tökezlemeye uğrayacağı kaçınılmazdır. Tabii burada bir yönlendirme, karıştırma, sistemleri sükûta uğratma ve aldatma gibi elektronik baskı platformu oluşturulup oluşturulmadığı da incelenmelidir. 

NATO’nun yüzeysel konuşmalarla Türkiye’nin yanında olduğu izlenimini verdiği ve ABD’nin sessizliğini sürdürdüğü bir dönem yaşıyoruz. Aslında “Soğuk Savaş” dönemi alttan alttan yürütülmektedir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam