SON DAKİKA
reklam
reklam

Hoşgörü sınırlarını geniş tutmak

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Aralık 2025, Pazar - 13:44   Okunma Sayısı:

 

    İnsanlığın var oluşundan itibaren dünya ulusları kendilerini kavga halinde bulmuşlardır. İlk zamanlarda belki taş baltaya veya mızrağa sahip olabilmek, belki yakalanmış bir hayvanı kapabilmek ve belki de sınırlarını kendi tayin ettiği arazisini savunmak amacıyla kardeşini ve komşusunu öldürmüş, kavmiyle kavgalı olmuştur. İnsanlık geliştikçe kültürler, bilgi seviyesi ve anlayış da gelişmiş ancak kavgalar daha değişik boyutlarda devam edip gitmiştir.

Bireysel kavgaların kitlesel çatışma, savaş ve soykırımlara dönüşmesi ise, bir zenginlik ve cazibe alanı olan verimli tarım arazilerinin, yer altı zenginlikleri ve petrol havzalarının istilâ ve gasp edilmeleriyle boyut değiştirmiştir. ABD’nin demokrasi getireceğini vaat ederek Irak’a girişi ve bir milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi, İnsan Hakları Dernekleri tarafından hiç umursanmamıştı bile. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin varlığı da sanırım tartışılır hale gelmiştir.

 

Son iki yüzyılda

    Fransız ve İngilizlerin 19’uncu ve 20’nci yüzyıllarda yaptıkları mezalim, kendi tarihlerinde kara leke olarak durmaktadır. “İngilizlerin, 1930’lu yıllarda Hindu askerler üzerinde hardal gazı denemiş olmaları” unutulacak veya geçiştirilecek gibi değildir.1

    Milliyeti ne olursa olsun insanların yaşadıkları acılar unutulmuyor. Bunların günümüze yansıyan etkileri, müzelerde, mezarlıklarda ve anıtlarda ruh buluyor. Kardeşlik duygularını, ülkeler arasındaki ilişkileri, sevgi ve barışı sarsmayacak şekilde yapılan anıtları ziyaret ediyor, hatta izlerken duygulanıyoruz. 

    Geçmişteki kötü anıları canlandırmak isteyen uygarlıktan nasibini almamış fanatikler, şiddet ve kaba davranış sergilemekten geri kalmıyorlar. Almanya’da evi yakılan, Hollanda’da dövülen Türkler mağdur olmuşlardır. Danimarka ve İsveç’te karikatür krizleri bağnazlığın dahi sınırlarını zorlamış, ancak bir fanatiğin yol açabileceği ölümcül olay olmamıştır.

Emperyalist emeller peşinde koşmadığımız için yabancılara ve komşularımıza karşı kötü niyet besleyemiyoruz. Ancak töre cinayetleri, kapkaç, gasp, hiç uğruna adam öldürmeler ve zaman zaman yabancıların aldatılmaları gibi adi suçlar nedeniyle sicilimizin biraz bozuk olduğu söylenebilir. Bu kanunsuz eylemler, bağımsız mahkemeler yoluyla gerektiği şekilde cezalandırılmaktadır. 

 

Kişiler arasına / Topluluklar arasında

    Kişiler arasında barışı sağlanmak nispeten kolay olmakla beraber, barış uluslar arasında çok zor şartlarda ve uzun sürede sağlanabiliyor. Önlem alınmazsa bu kin ve husumet ırkçılığa kadar varabiliyor. Almanya’da Regensburg’daki heykel… Yunanistan’da Kavalalı heykeli… Atina’da cami olmaması…

    İki yıl kadar önceki Viyana gezisinde Osmanlı Ordusu’nun Viyana Kuşatması’nın, şehir insanında büyük korku ve derin üzüntüler yarattığını görmüştüm. Çektiklerini anlamamak mümkün değil. 342 yıl önce bozgunla biten Viyana Kuşatmasında, karşı karşıya geldiğimiz Avusturya’nın 231 yıl sonra I. Dünya Harbi’nde dost ve müttefik bir ülke olarak yanında yer almışız. Ruslara karşı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü sağlamak maksadıyla Romanya, Galiçya ve Makedonya’da görev alan kolordularımız yüzlerce şehit vermişler. Aynı Avusturya II. Dünya Harbi’nde Ruslardan gördüğü desteğe karşılık koca bir anıt dikmiştir. 

    İnsanlık âlemi, bir ailedeki kardeşler gibidir. Bazen kavgalar olmuş, bazen sevgi ve barış yer bulmuş. Aynı Avusturya, AB’ye giriş müzakereleri sürecinde Türkiye’nin AB üyeliğine kesinlikle karşı olduğunu ısrarla belirtmiş ve belirtmeye de devam etmektedir. 

    Bütün bu olup bitenleri anlayabiliriz. Ancak anlamakta güçlük çektiğimiz bir şey var: Viyana’daki kiliselerden birinde iki Osmanlı askerinin eza-cefa altında betimlenen heykelleri çok dikkat çekicidir. 

Benzer bir örnek Yunanistan’ın Sakız Adası’ndaki Nea Moni Manastırı’nda sergilenen ve üzerinde “Türklerin marifeti” yazılı kafataslarıdır.2 Çeşmeliler tarafından basına yansıtılmıştır. İnsan sevgisine, komşu hakkına ve bağışlamaya son derece önem veren bir dinin mabedinde kin ve husumeti körükleyen bu tasvirlerin yer alması düşündürücüdür. Bu anlatımların öncelikle hiç olmaması arzu edilir. Ancak bir yere konması gerekiyorsa da anıtlar, müzeler, mezarlar, sanat galerileri veya şehir taklarında bulundurulmaları daha uygun olmaz mı? Aksi takdirde ailesi ile kiliseye giden küçük yaştaki bir çocuk, düşmanca hislerle yetişmez mi?  

Atina’ya yaptığımız gezide Akropol’ü gezdiren mihmandarımızın, “Burayı Türkler top ateşine tuttular. Daha sonra cami yaptılar” demesi üzerine grubumuzun içinde ben itiraz etmiş ve Avrupa ülkeleri içinde camiye müsaade etmeyen tek ülke de sizsiniz, demiştim. 

    11 Eylül’den beri ortaya çıkan İslâm fobisinin altında biraz da bunlara yer vermek gerekiyor sanırım.  Ve şu sözlerin doğruluğu bir kez daha kanıtlanmış olmuyor mu?

“Günümüzde sıradan Avrupalıyı, İslâmî cihat kavramıyla korkutan ve bir Hıristiyan-Müslüman çatışmasını körükleyen çevrelerin, cihat yani kutsal savaş kavramının mucitlerinin, gerçekte kendileri olduklarını gizlemeleri rastlantı değildir...”3

Son olarak verebileceğim örnek ise; Ligin 12. haftasında Fenerbahçe Beko'nun, Partizan'a konuk olduğu maçta Sırp taraftarlar, 1389'daki I. Kosova Savaşı'nda Osmanlı Padişahı I. Murad'ı hançerleyerek şehit eden Milos Obiliç'i tasvir eden bir pankart açmış, tribünlerde dakikalarca Türkler aleyhine tezahürat yapmışlardır.

Yazının üst kısmında fanatiklerden bahsetmiştim. Fanatik birisi de maçın verdiği heyecanla Sırplara Müslüman Türklere kasaplık yaptığını söylese uygun olur muydu? 

    Daha 15’inci yüzyılda Rotterdamlı Erasmus’un “Doğruya nerede rastlarsan, ona Hıristiyanlığın gözüyle bak!” sözleri, acaba yine bir delinin söylediği ve deliliğe övgüler düzüldüğü anlamında mı ele alınıyor?4

 

1 Hürriyet, 2 Eylül 2007, s: 24 

2 Hürriyet, 2 Eylül 2007, s: 1

3 Milliyet, 12 Şubat 1993, s: 15, Aytunç Altındal, İslâm ve Avrupa Kültürü

4 Rotterdamlı Erasmus’un Zaferi ve Trajedisi, Stefan Zweig, B/F/S Yayınları, Sanat Dizisi: 3, s: 71

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam