Panionion Birliği
Birlik, İyonya kültürünün gelişmesini ve İÖ 5’inci yüzyıla kadar öbür Yunan kültürlerinden her yönüyle üstün olmasını sağlamış. Ne var ki, bu dinsel birliğin siyasal birliğe dönüşmemesi, İyonya’daki kent devletlerinin bir siyasal güç olarak tarih sahnesine çıkmasını engellemiş. İyonyalılar sürekli düşman tehdidi altında yaşamış, ülkelerini istilâ eden Lidyalılara ve Perslere karşı direnememişler.
Kolonileştirme Dönemi
İÖ 8’inci yüzyılın ortalarında Yunan Yarımadası’nda birçok kentin nüfusu artmış, elde edilen ürün yeterli olmamaya başlamış. Daha fazla toprağa gereksinim olunca Yunan Yarımadası’nın doğal yapısı buna yeterli olmamış. Bu nedenle birçok kent başka topraklarda koloniler kurmaya başlamışlar.
Eski Yunan tarihini hem siyasal, hem de kültürel açıdan derinden etkileyen kolonileşme hareketi, İyonya’da yaklaşık 100 yıl sonra ortaya çıkmış. Bu gecikmenin nedeni İyonyalıların yeterli toprağa sahip olmaları ve kurdukları ticaret ilişkileri olsa gerektir. Ama güçlü Lidya Krallığı’nın Anadolu ile yapılan ticarete engel olması, İyonyalıların İÖ 7’nci yüzyılın sonlarında kolonileştirme hareketine başlamalarını doğurmuş.
İyonyalılar Kuzey Ege, Kuzey Marmara ve Güney Trakya kıyılarında Lampsakos (Lapseki), Myrleia (Mudanya), Kios (Gemlik), Thasos (Taşöz) gibi birçok güçlü koloni kurmuşlar. İyonya kolonileştirme hareketinin önde gelen kenti Milet olmuş.
Miletliler Karadeniz’e açılarak Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Kerasous (Giresun), Trapezus (Trabzon) gibi liman kentlerine de ulaşmış hatta ticaret amacıyla gittikleri Doğu Akdeniz’de bile koloniler kurmuşlar.
İyon kentlerinden yalnızca Efes ve Smyrna kolonileştirme hareketine katılmamış. Anadolu ticaret yollarının denize açılan kapıları olan bu iki güçlü liman kenti Lidya Krallığı ile de iyi ilişkiler içinde olmaya özen göstermiş.
Toprakların buram buram tarih koktuğu bu bölgede molaya son vererek Efes’e doğru yolumuza devam ediyoruz... İyonya medeniyetinin simgelerini taşıyan bu bölgede yolculuğumuz süresince 2.500 yıl önceyi hayal ederek seyahatimizi sürdürdük. Nasıl mı? İsterseniz önce biraz Ege bölgesi ve İyonlar hakkında edindiğimiz bilgileri paylaşalım.
Tarım, sebze ve meyveciliğin ağırlıklı olduğu iç kesimlerde…
Eski İyon topraklarında Kolophon ve Küçük Menderes Vadisi’nin içlerine kadar uzanan ve bu nedenle kolonileştirme hareketine katılmayan Efes’e doğru deve kervanlarıyla gidiyoruz. Kolophon süvarilerinin denetimine maruz kalacağımızı düşünüyoruz.
Hiçbir siyasal ve sosyal hakka sahip olmayan “konuşan hayvan” ya da “hareket eden araç” olarak kabul edilen kölelere rastlıyoruz tarlalarda... Efendileri önde onlar arkasında bir sıralı halde ve yanlarında iki muhafız…
Büyük bir kısmı ketenden yapılmış olan kıyafetlerini bitkilerden, minerallerden ve deniz canlılarından elde ettikleri çeşitli boyalarla renklendirmişler. Giysilerin üzerlerindeki süsleme, işleme ve dekoratif figürleri sıkça kullanmışlar.
Bu bölge, İlkçağ Yunan dünyasında İyonlarca ilk kez gerçekleştirilen şarap ve zeytinyağı ticaretini görmüş ve zenginleşmiş. Efendiler ise küçük toprak sahibi yurttaşları borçlandırarak topraklarına el koymuşlar.
İçinden geçtiğimiz küçük yerleşim yeri, bir antik kent… Biraz ileride bal toplayan İyon köylüsü, onun ötesinde ağacı çırpan ve düşen zeytinleri hasır üzerinde toplayan kadınlar… Taş evin olduğu yerdeki kadınlar chiton denen kıyafetleri giymişler. Chitonlar, dörtgen bir kumaş parçasının vücuda sarılması ve bir veya daha fazla iğneyle omuzlardan tutturulmasıyla oluşturuluyor. Chitonlarda kumaşın değişik yerlerinden kemerlenmesi veya katlanıp sarılması, iğnelerin omuz üzerinde değişik yerlerde kullanılmasıyla kıyafette değişiklik sağlanabiliyor. Hem kadınlar hem de erkekler chitonlarla birlikte şal ve pelerin kullanıyorlarmış.
Şuradaki evlerin önünde şarap fıçıları dizilmiş, muhtemeldir ki, kıyıya taşınacak ve teknelerle Akdeniz sahilindeki diğer kentlere nakledilecek. Ve tabii yine köleler, kürekteki yerlerini alacak… Selamlaşıyoruz onlarla; ama dillerini bilmiyoruz.
Kervandakilere testilerle süt, su ve şarap satmaya gelen çocuklarla karşılaşıyoruz. Hava oldukça sıcaktı. Yanımıza keçi otlatan çocuklar geldi. Testilerinde keçi sütü, şarap ve su varmış. Doldurup bize uzattıkları kil kupayla su içiyoruz. Verdiğimiz parayı tanımıyorlar. Meğerse onlar çok hafif olan gümüş kesim, Krallığın arması kabartma aslan başı resimli Lidya sikkelerinden kullanıyorlarmış. Biz zaman tünelinde bunları düşünür ve molalar verirken Kuşadası’na gelmişiz. (Devam edecek)