SON DAKİKA
reklam
reklam

Orman ve ağaçlarımız

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 19 Ocak 2018, Cuma - 10:00   Okunma Sayısı:

      Varlığına kasteden baltaya sap olacağını
                   bilseydi, hiç dal verir miydi ağaç?

“Ağaca baltayı vurmuşlar, neyleyim sapı bendendir” şeklindeki atasözünü bir uyarlamayla yukarıya yazdım. Kendi aile fertlerimi her yıl ağaç dikmeye götürmek suretiyle onlara iyi bir alışkanlık kazandırdığımı zannediyorum. 
Önceden diktiğimiz fidanların büyüdüğünü gördükçe de mutlu oluyor, gurur duyuyoruz. Üzerlerinde künye levhası şeklinde küçük plaketleri var. Arkadaş grubumuzla bahara girişi bu şekilde kutlamak ve resimler çok anlamlı bir aktivite oluyor. 
Fidan dikiminden sonra çevrede yaptığımız gezinti sırasında üzüntü veren manzaralar gördükçe ağacın önemini vurgulamam gerektiğini düşündüm.

Ağaç(sız)landırılan alanlar
Ülkemiz ılıman iklim kuşağındadır. Sahip olduğu yüce dağlar, Türkiye’yi Ortadoğu’nun su deposu konumunda tutmaktadır. Tarım için ayrılan topraklar üzerinde çeşitli bitki ve ağaç türleri yetişirken verimli toprak ve orman alanlarının oranı giderek düşme göstermektedir. 
Yangınlar, yerleşime açılan alanlardaki plansız yapılaşmalar, küresel ısınmanın etkileri, ısınma amacıyla kesilen ağaçlar ve bunlara karşılık duyarsızlık gösteren devlet, toplum ve yöneticiler dünyayı küresel ısınmanın acımasız etkileriyle karşı karşıya getirmişlerdir.
Avrupa devletlerinin “yeşil”e önem verdiklerini söyleyenler çıkabilir. Onlara Avrupa ülkelerinin yeşile önem vermelerini değil, Afrika Kıtası’nın bakir ormanlarını nasıl yok ettiklerini, altın ve değerli madenleri çıkarmak için asitli su çalışmalarıyla yer altı su kaynaklarını nasıl kirlettiklerini, hava kirliliğini önleyici tedbirler alınması gerektiğini belirten Kyoto Anlaşmasına ABD ve Avustralya’nın neden imza koymadıklarını hatırlatmak gerekir.

Kyoto Anlaşması
Kyoto Protokolü, sera etkisi yaratan gazların salımlarını (emisyon) kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşmadır. Sera etkisi yaratan gazlar, kısmi de olsa, küresel ısınmanın yeryüzündeki hayatı tehdit edecek derecede artmasının nedenleri arasında gösterilmiştir.

1997 yılında oluşturulan protokol, 1992'de imzalanan bir çerçeve anlaşmada belirlenen ilkelere dayanmaktadır. Anlaşma, uluslararası hukuk içinde bağlayıcı olabilmek için, 1990'da sera etkisi yaratan gaz salımlarının en az yüzde 55’inden sorumlu olan ülkelerin imza atmış olmasını şart koşmaktadır.
Anlaşma, dünyadaki bütün salımın yaklaşık dörtte birinden tek başına sorumlu olan ABD'nin 2001'de çekilmesiyle ciddi şekilde sarsılmıştı. Bush, salım oranlarının gönüllü eylemler ve yeni enerji teknolojileri kullanılarak azaltılmasını desteklediğini söylemişti.

Anlaşmaya karşı alternatifler
Oysa Anlaşma, iklim değişikliğinde en az paya sahip olmalarına karşın, sonuçlarından en çok etkilenecek olanların gelişmekte olan ülkeler olduğunu gösteriyor. BM Çevre Programı ve Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından desteklenen diğer yöntem ise, zengin ülkelerin salımlarındaki "kısma" oranlarını, bilim adamlarının gezegenimizin kaldırabileceğini düşündükleri kirlenme miktarına denk düzeyde "birleşmesi" amacına göre ayarlanmasını öneriyor. 
Zengin ülkeler kendi çıkarlarında pek eksiltme yaratmayacak bu tedbirlere karşı yoksul ülkelere ağaç dikme, erozyonu önleme gibi görevler vererek dengeyi sağlamaya çalışıyorlar. Bunun adı “kaleci çalıştırmak”tır

Kendi ülkemizde durum
Uluslararası anlaşmaların ihlâli,  zorunlu göçlerin yarattığı yeni yerleşim alanlarının çoğalması ve vurguncu zihniyetin öne çıkması gibi nedenler orman alanlarını azaltmakta ve o ülkeleri, o toprakları kuraklığa itmektedir.

Faydasını en basit şekliyle anlatmak gerekirse ağaç bizlere gölgesini sunması, erozyonun önüne geçmesi ve oksijen sağlamasıyla en büyük yararı sağlar. Şehircilik ve mobilya sektörünün başını çektiği sanayileşmenin ağaca zarar vermemesi ve yeşil alanları azaltmasının önüne geçmesi gerekir.
Hele ülkemizde çayır, koru ve orman alanlarının önemli bir kısmında vurguncuların ve başıboşların gözü vardır. Kendi semtim Beykoz’dan örnek vermem gerekirse Abrahampaşa Korusu’nun on yıl daha yaşayıp yaşamayacağı bilinmemektedir. Sultaniye-Beykoz sahil yolu korunun denize ulaştığı bölümdür. Çocukluk yıllarımda hep ağaçlıktı. Şimdi adım adım betonlaşmaktadır.
Tema Vakfı’nın çalışmaları gayet olumlu ve ülkemizin yararınadır.  Onların gönüllü temsilcileri olmaya ve destek vermeye ne dersiniz? İşlenmemiş, susuz ve vitaminsiz topraklarda yetişen ve bakımsız kalan ağaçlar gelişemezler, zayıf kalır, dış etkilerle çabuk kırılırlar.  Zaten “İnsan kabalıktan ağaç incelikten kırılır” sözü de bunu doğrulamıyor mu?

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam