SON DAKİKA
reklam
reklam

Geleceğe uzanan süreç

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Aralık 2025, Çarşamba - 12:07   Okunma Sayısı:

 

Irak’ta hayatlarını kaybeden insanların sayısı neredeyse sıfır noktasına düşmüşken şimdi de Suriye’de ölümler başlamıştır. Belki de SDG’nin uzlaşmaz tutumu nedeniyle daha fazla kan akacaktır. 

    Kırım’ın Rus egemenliğine katılmasının ardından olaylar Ukrayna’ya sıçramış ve Karadeniz’de sular ısınmıştır. Türkiye Ortadoğu bataklığı ile Karadeniz Havzası’nda kaynayan kazanın arasındadır.

Dış etkilere maruz kalmamak için milli direncimizi muhafaza etmek, iç çatışmaların ortaya çıkmaması için de itidal ve soğukkanlılıkla tedbirler almak zorundayız. İçeride meydana gelen olaylar, bu tedbirleri sürekli olarak aşındırmakta ve halkın sabrını taşırmaktadır.

 

Geleceğimiz için

    Türkiye siyaseti gergin bir dönemden geçiyor. Güneydoğu Anadolu bölgemiz üzerinde en çok spekülasyon yapılan ve kanayan bölgemizdir. Mahkemelerde asrın siyasi davaları devam ederken ülkenin her derdine teşhis koyabilecek ve yarasını sarabilecek nice okumuş insan duvarlar arasında çile çekmeye itilmekte, yarının yönetici, bilim adamı ve politikacı olacak üniversite öğrencileri dövülmektedir.

Bütün bunlar insan odaklı siyasetten ne anladığımızı gayet açık şekilde ortaya koyuyor. Kişiler birbirlerini ya şerefsizlikle itham ediyor ya da hakaret dolu sözlerle tahkir ediyorlar. Bazı politikacılar ise bunu daha başka türlü anlayıp proje ürettiğini zannederek önce özerklikten söz ediyor, sonra da çark ediyorlar.

 

 Çark etme hastalığı

     Dersim’in yoksul insanını susturmak isteyen Osmanlı, bu bölgede yıllarca meydana gelen olayları bastırmış, neden böyle davranıldığı araştırılmadan sadece küçücük bir kesit olan Cumhuriyet dönemi ele alınarak Dersim Harekâtı acımasızca tenkit edilmiştir.  Diyarbakır’da Said-i Nursi’nin torunlarına seslerini yükselttirenler, Dersim’de Seyit Rıza’nın torunlarına da seslerini yükselttirmişlerdir.

    Bugünün siyasetçiler bol vaat içeren nutuklarla rakip gördükleri partileri karalıyor, işsizlik ve yoksulluğu da bu kazanın içine atarak kaynatmaya çalışıyorlar. Hatta çalıştaylar ve toplantılar tertipleyerek birtakım çalışmalar da yapıyor, ama sonuçlarını alamıyorlar. 

Bu ülke ne çektiyse anlaşılması zor kavramlardan ve her partiden çok sayıda kişinin zamansız açıklama yapmasından çekmiştir. Mevcut saz grupları (!) ve ağlama ekiplerinin (!) yanında parti kadrolarında yapılan küçük bir değişiklikle “Düzeltme Ana Bilim Dalı Başkanlığı” da ihdas olunmuştur.

Dün Türkiye’nin barsaklarını temizlediğini söyleyenler acaba bugün Türkiye’nin barsak kanserine yol açtıklarını fark ediyorlar mıdır?

    Bu bölümün başındaki zâta her zaman şükran borçluyuz. Partisindeki falanca kişinin destursuz veya kontrolsüz söylediği abuk sözleri “Aslında şunu demek istemişti… Böyle anlaşılması gerekir… Kastedilenin şu olduğuna inanıyorum…” şeklinde açıklamalar yaparak nice zahmetlere katlanıyor ve irad edilen nutku biz kalınkafalıların anlamasına yardımcı oluyorlar (!).

    Her ne kadar bizim için cümle kurmakta maharetlerini zorluyorlarsa da benim önerim, çok söz sarf etmeden sonuca odaklı çalışma yapmaları yönündedir.  Hem açıklama yapmakla çeneleri yorulmamış hem de ülkemiz zaman kaybetmemiş olur...

    Gayretimizi sadece terörün bitirilmesi için sarf ve teksif ediyoruz. Devletin, kardeşliği pekiştirici ileriye dönük bir çalışmasının olduğunu da düşünmek istiyorum. Belki bizler göremeyeceğiz, ama çocuklarımızın daha geniş boyutlu ve daha müzmin haldeki sorunlarla karşılaşacakları büyük ihtimaldir. Onlar da herhalde bugünleri tartışacaklar, çoğumuzun kulaklarını çınlatacaklardır.

    Bu nedenle 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması başta olmak üzere “Kuruluş Dönemi”nin ilk uygulamalarını tenkit etmek yerine doğruların öğrenilmesinin daha gerçekçi olacağını düşünüyorum. Yoksa ayaküstü verilen demeçlerin ve her uzatılan mikrofona üflenen içi boş sözlerin halkın bilgilenmesinde kirlilik yarattığı, bazı fanatik grup ve çevreleri eyleme geçirebileceği her zaman mümkün olabiliyor…

 

Kitaplar yazılacak gelecekte…

    İktidar yandaşı olup da yeteri kadar sebeplenemediğine inananlar, bugün menfaatinin kesilmesinden korkanlar, dünün küskünleri ve horlananları kitaplar yazacak… İşlerin sarpa sardığını görünce kendisini aklamaya çalışanlar da destek verecek bu kişilere... Çok kitap yazılacak bu dönemle ilgili.

    Bugünün küçükleri yarın büyüyünce okuyacak o kitapları… Mahkemelere çıkarılan onca insanın kumpaslarla, bilmezkişi (!) raporlarıyla ve ezici kararlarla nasıl içeriye atıldıklarını, yolsuzlukların ayyuka çıktığını, ağır hükümlerle yargılanması gerekenlerin mahkemeye bile çıkarılmadığını, adalete duyulması gereken güvenin sarsıldığını okuyacak ve yürekleri kanayacaktır…

    Bizim nesilden hesap sormaya kalkmazlar inşallah! Nasıl hesap veririz bilmiyorum.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam