1974 Barış Harekâtı ve öncesi olayları daha önce bu sütunlarda yazmış ve gerek yurt içinden gerekse dünya siyasetinden görüşlere yer vermiştim. Yaşananlar acı, hayatını kaybedenlerin sayısı çoktu. Hepsine rahmetler olsun.
Bunların üzerinde kafa yormak, uzlaşma için alternatif yollar aramak ve birçok konuda iş birliği yapmak yerine kendi görüşlerini dayatmayı tercih eden Kıbrıslı Rum ve Yunan ikilisi 1997 başlarında Rus yapısı S 300 füze sistemini satın almış ve yeni tahriklere yol açmıştı. Füze krizi başlamıştı, ama Aralık 1998’de Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan’dan alacağı silahlar karşılığında S 300’leri Girit Adası’nda konuşlandırmasıyla kriz sona ermişti.
AB üyeliği
Aralık 1999'da AB'nin Türkiye'yi AB üyeliği için Helsinki Avrupa Konseyi'nde alınan kısa ömürlü kararlar dönemi başladı. Görüşme turları New York'a taşındı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gerilimler biraz azaldı, ama sonuca vardırılamadı.
Rauf Denktaş, Rum lider Glafkos Klerides ile yüz yüze görüştü. 14 Ocak 2002'de BM himayesi altında yeni bir barış süreci başladı. 11 Kasım 2002’de Annan Planı her iki tarafa sunuldu, ancak istenen sonuç alınamadı.
Planın son önerilerine göre, Kıbrıs Cumhuriyeti Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktı. Bu, iki bileşen devletten oluşan gevşek bir federasyon olurdu. Türk Kıbrıslı bileşen devleti Ada’nın yaklaşık %28,5'ini kapsayacakken, güney Rum Kıbrıslı bileşen devleti ise kalan %71,5'ten oluşacak, her bölümün kendi parlamentosu olacaktı.
Federal düzeyde ayrıca iki meclisli bir parlamento olacaktı. Temsilciler Meclisi'nde Türk Kıbrıslılar sandalyelerin %25'ine sahip olacaktı. Senato, her etnik grubun eşit üyelerinden oluşacaktı. Yürütme yetkisi bir başkanlık konseyine verilecekti. Bu konseyin başkanlığı topluluklar arasında dönüşümlü olarak gerçekleşecekti. Her topluluğun ayrıca tüm yasaları veto etme hakkı olacaktır.
AB, 1 Mayıs 2004'te Malta ve Orta ve Doğu Avrupa'dan sekiz diğer devletle birlikte AB'ye katılacağını teyit etmek zorunda kaldı…
Daha nice karmaşık konu günümüze kadar uzanmıştır. Görüşmeler, her zeminde sürdürülecektir. Tek bir maddenin bile çözüme kavuşturulması iki hatta üç yıl bile sürmektedir.
Buraya kadar yazdıklarım da buna örnektir.
Kritik konular
Kıbrıs iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon olabilmesi konusundaki bir çözümün aşağıdaki sorunları da kapsaması gerekecektir.
***1974 öncesi sahiplere mülk iadesi ve/veya tazminat ödemeleri,
*** Yerinden edilmiş kişilerin dönüşü,
*** Türk yerleşimcilerin ikamet hakları/geri dönüşü,
*** Bölgesel düzenlemeler,
*** Kıbrıs'ın Silahsızlandırılması,
***Anayasal çerçeve,
***Gelecekteki barışı koruma düzenlemeleri…
2020 yılından beri ABD’nin ve İsrail’in müdahil olmaya başlamasıyla daha başka zeminlere çekilmek istenmektedir. Bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de Fransa sahneye çıkmıştır. Türkiye ise, Fransa ve GKRY arasındaki anlaşmaya itiraz etmiş ve aşağıdaki hususları tekrar vurgulamıştır. (DİB’lığı resmi sitesinden alınmıştır.)
- 1960 Anlaşmalarıyla Kıbrıs Adası’nda ve Doğu Akdeniz’de oluşturulan hassas denge, ilgili ülkelerin garantörlük haklarıyla teminat altına alınmıştır.
- Söz konusu anlaşma Kıbrıs’la ilgili 1960 Anlaşmalarına aykırıdır.
- Fransa’nın, GKRY ile ikili bir Askeri Anlaşma imzalama cihetine gitmesi kaygı verici bir gelişmedir.
- GKRY, bu tür bir anlaşma yapmaya ehil ve yetkili değildir. GKRY’nin Kıbrıs Türklerini veya Adanın tümünü temsil etmediğini ve Kıbrıs Türkleri adına Adanın tümü için bu tür tasarruflarda bulunmaya yetkisi olmadığını hatırlatmak isteriz.
- Keza bu anlaşma BM çözüm parametre ve çerçevesine de ters düşmektedir.
- Bu anlaşma Rumların uzlaşmaz tutumlarını daha da pekiştirecek ve kapsamlı çözüm çabalarına ciddi zarar verecektir.
- Söz konusu anlaşma Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti açısından herhangi bir sonuç doğurmaz.
- Son dönemdeki tutum ve eylemleriyle Kıbrıs sorununu giderek Doğu Akdeniz’e genişleten Rum Yönetimi bölge için istikrarsızlık kaynağı olmaya devam etmektedir.
Yorumlama
Görüşmeler, planlar, evrensel hukuk… Ne kadar zor bir süreç, akan giden zaman, sonuçsuz çabalar, itirazlar… Başta garantör olan İngiltere’nin her konuda sessiz kalması, Yunanistan’ın AB ülkelerini hep kendi düşünceleri doğrultusunda programlamaya çalışması çözümün çok uzaklarda olduğunun göstergesidir.