SON DAKİKA
reklam
reklam

ÜÇ KÖPRÜ, BİR ŞEHRİN KALBİ

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 8 Ocak 2026, Perşembe - 12:15   Okunma Sayısı:

 

İstanbul Boğazı’nda üç köprü var ama aslında her biri ayrı bir psikolojik durumu temsil ediyor gibi. Psikologlar boşuna uğraşmasın; İstanbul trafiğini inceleyen herkes insan ruhunu çözer.

 

İlk köprü, nam-ı diğer 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, ailenin en büyüğüdür. Emeklidir ama hâlâ çalışır. “Ben yapıldığımda ortalık böyle miydi?” diye söylenir. Yapıldığı yıllarda otomobil sayısı azdı, köprüden geçmek olaydı. Şimdi ise sabah-akşam trafiğin içinde “Ben bunu hak etmedim” bakışıyla durur. İstanbul’un ilk göz ağrısıdır ama en çok yük ona bindirilir. Bir nevi “tecrübeli ama yorgun” köprü.

 

İkinci köprü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, ortanca çocuk sendromunu sonuna kadar yaşar. Ne ilki kadar nostaljiktir ne de üçüncüsü kadar havalı. Hep görevdedir, hep yoğundur, ama kimse onunla fotoğraf çektirmez. FSM, İstanbul’un “idare eder” köprüsüdür. Sabah işe gidenlerin siniri, akşam eve dönenlerin yorgunluğu onun üzerinde birikir. Sessizce taşır, sessizce katlanır.

 

Üçüncü köprü ise; Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Ailenin en küçüğü ama en iri olanıdır. “Ben sadece araba köprüsü değilim” diye tanıtılır; tırlar, trenler, projeler, hedefler… Hepsi onda. Şehre biraz uzaktır, o yüzden biraz cool’dur. Trafiğe girmez, trafik ona gider. Ancak arada bir rüzgâr estimi, “Ben bu kadar yüksek yapılmasaydım” diye düşündüğü de olur.

 

Köprüler değişse de sonuç hep aynıdır: İstanbul yine sıkışıktır. Köprüler çoğalır, trafik çoğalır, biz direksiyon başında hayatın anlamını sorgularız. Demek ki sorun köprü sayısında değil; İstanbul’un “Biraz sakin ol” demeyi bilmeyen hâlindedir.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:

İstanbul’da köprüler insanları değil, sabrı birleştirir.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam