SON DAKİKA
reklam
reklam

TRUMP DOKTRİNİ VE VENEZUELA VAKASI

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 10 Ocak 2026, Cumartesi - 12:11   Okunma Sayısı:

 

Uluslararası ilişkiler literatürü, gücün hukukla sınırlandırılmadığı her durumda ortaya çıkan olguyu uzun zamandır tanımlar: hegemonik zorbalık. Donald Trump döneminde ABD dış politikası, bu kavramın istisnası değil, neredeyse ders kitabı örneği hâline gelmiştir. Venezuela ve Nicolas Maduro bağlamında sergilenen tutum ise artık diplomatik baskı ya da siyasal rekabet değil; meşruiyet tanımazlığın açık ilanıdır.

 

Trump yönetimi, Maduro’yu tanımama gerekçesini “demokrasi” kavramıyla süslerken, aynı kavramı Latin Amerika tarihinde sistematik biçimde askıya almış bir devlet geleneğinin devamcısı olduğunu özenle gizler. Burada sorun Maduro’nun kim olduğu değil; kimin, hangi yetkiyle başka bir ülkenin siyasal iradesini geçersiz saydığıdır. Uluslararası hukukta bu sorunun cevabı nettir. Trump’ın dünyasında ise cevap basittir: Güç kimdeyse hak ondadır.

 

Trump’ın söylem ve pratikleri, Max Weber’in devlet tanımını tersyüz eder. Devletin meşru şiddet tekeli yerini, küresel ölçekte keyfi güç kullanımı hakkı vehmine bırakır. Bu anlayışta devlet başkanları eşit aktörler değil; Washington’un onayından geçenler “meşru”, geçemeyenler “hedef”tir. Hukuk burada normatif bir çerçeve değil, kullanılabilir bir propaganda aracıdır.

 

İroni, Trump’ın iç politikada “anayasal düzen” ve “hukukun üstünlüğü” söylemini kutsallaştırırken, dış politikada bu kavramları neredeyse alaycı bir rahatlıkla ihlal etmesinde somutlaşır. Egemenlik ilkesi, yalnızca ABD için geçerlidir; diğer devletler içinse askıya alınabilir bir lükstür. Bu yaklaşım, modern devletler sisteminin değil, sömürge sonrası dönemin hâlâ kapanmamış defterlerinin bir ürünüdür.

 

Akademik olarak ifade etmek gerekirse, Trump’ın Venezuela politikasında gözlenen şey bir “rejim değişikliği stratejisi” değil; norm dışı güç gösterisinin normalleştirilmesidir. Bu, uluslararası düzenin kuralsızlaştırılması anlamına gelir. Kuralsızlık ise hiçbir zaman istikrar üretmez; yalnızca daha büyük krizlerin zeminini hazırlar.

 

Donald Trump’ı bu bağlamda sıradan bir popülist lider olarak değerlendirmek eksik olur. O, başkanlık makamını kişisel iradesinin uzantısı, ABD devletini ise küresel bir baskı aygıtı olarak gören anlayışın karikatürleşmiş ama tehlikeli bir temsilidir. Kravatlı, kürsülü ve bayraklı bu zorbalık biçimi, “eşkıyalık” kavramını folklorik olmaktan çıkarıp kurumsal bir niteliğe büründürmüştür.

 

Sonuç olarak Venezuela meselesi, Maduro’dan çok Trump’ı anlatır. Hukuku araçsallaştıran, egemenliği seçici uygulayan ve gücü ahlaki bir üstünlük sanan bir zihniyetin fotoğrafıdır bu. Tarihsel deneyim açıkça göstermiştir ki kendini hesap vermez zanneden her güç, er ya da geç tarihin en sert dipnotlarına mahkûm olur.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam