SON DAKİKA
reklam
reklam

YUMRUĞUN GÖLGESİNDE KALAN ÇOCUKLUK

Köşe Yazarı: HAKAN MUHTAR   Eklenme Tarihi: 13 Ocak 2026, Salı - 10:56   Okunma Sayısı:

 

Bazı yumruklar yalnızca bir bedene inmez.

Bazı yumruklar bir çocukluğun üzerine düşer ve orada mıh gibi kalır.

 

Mardin’de kucağında bebeği olan bir kadına ve çocuğuna yönelen şiddet, birkaç saniyelik bir olay gibi anlatılsa da etkisi yıllara yayılır. Çünkü şiddet, yaşandığı anla sınırlı kalmaz. Hafızaya kazınır, korkuya dönüşür, suskunluk olur, bazen de öfke olarak geri döner. Bir çocuğun gözleri önünde yaşanan her şiddet, onun dünyasında onarılması zor bir çatlak açar.

 

Bir çocuk için dünya ya güvenlidir ya da değildir. Arası yoktur. O yumruk indiği anda, dünya artık güvenli değildir. O çocuk büyür ama o an büyümez; orada kalır. Gülmeyi temkinli öğrenir, insanlara mesafeyle yaklaşır, yüksek sese maruz kaldığında irkilir. Kimse bunu haberlerde görmez ama asıl hasar oradadır.

 

Kucağında bebek olan bir kadına el kaldırmak ise şiddetin en çıplak hâlidir. Çünkü ortada ne bir denge vardır ne de bir savunma ihtimali. Bu, gücü yanlış yerde arayan bir aklın göstergesidir. Güçsüze yönelen her şiddet, aslında güçsüzlüğün itirafıdır.

 

Toplum olarak en tehlikeli alışkanlığımız, şiddeti açıklamaya çalışmaktır. Sebep aramak, mazeret üretmek, bağlam kurmak… Oysa bazı şeylerin açıklaması olmaz. Kadına vurmanın, çocuğa vurmanın gerekçesi yoktur. Nokta.

 

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz. Önce dil sertleşir. Sonra tehdit normalleşir. Ardından suskunluk gelir. “Karışmayalım”, “Büyütmeyelim”, “Aralarında hallederler” denir. İşte şiddet tam da bu boşlukta büyür. Sessizlik, failin en büyük cesaretidir.

 

Her şiddet olayı sonrası verilen tepkiler, aslında toplumun aynasıdır. Ne kadar hızlı unutursak, o kadar zemin hazırlarız. Çünkü unutulan her şiddet, bir sonrakine davetiye çıkarır. Bugün görmezden gelinen şey, yarın daha sert geri döner.

 

Kadına ve çocuğa yönelik şiddet, yalnızca bir anlık öfkenin sonucu değildir; bu, bir zihniyet meselesidir. Gücü bağırmakta, korkutmakta, vurmakta sanan bir anlayışın ürünüdür. Oysa gerçek güç, kendini tutabilmektir. Elini mazluma güç olarak indirmemektir. Sınır bilmektir.

 

Çocuklar, büyüklerden öğrendikleriyle büyür. Bugün şiddete tanık olan bir çocuk, yarın ya susmayı öğrenir ya da aynı dili konuşur. Bu yüzden mesele sadece bugünü değil, yarını da ilgilendirir. Şiddet, nesilden nesle aktarılan bir miras hâline gelmemelidir.

 

Artık net konuşmak zorundayız.

Şiddet romantize edilemez.

Şiddet mazur görülemez.

Şiddet küçültülemez.

 

“Bir kere oldu” diye geçiştirilemez.

“Sinirliydi” diye yumuşatılamaz.

 

Çünkü bir kere olan şey, bir hayatı paramparça etmeye yeter.

 

Kadına ve çocuğa el kaldıran biri sadece suç işlemez; insanlıktan feragat eder.

O yumruk, karşısındakini değil; vuranın kim olduğunu anlatır.

 

Ve bir toplum, yumruğun gölgesinde kalan çocukluklara gözünü kapattığı sürece, hiçbir şey gerçekten düzelmez.

 

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam